Saturday, January 04, 2014

bir an cidden hak verdim, sonra geçti.

bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı'da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de Zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder.... dükkanda koltuk moltuk satardım. bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl Zagor'a kesikmiş. Zagorda kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik Sağmalcılar'a benim içimde bi sıkıntı... işi anladım tabii: Zagor'u ziyarete gidiyo. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara Zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle... önce öldü dediler Zagor'a, sonra komalık. Ankara'da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama bu sefer başka güzel orospu. Orhan'ın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. Zagor'a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, "nasıl?" diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, Zagor'a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyo hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyo milletin altına.gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, Zagor'a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyo itin. ne yaptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi.bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyo. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. Sinop'ta oluyo bunlar. ben de döndüm İstanbul'a. doğumuna yakın, Zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip Diyarbakır Cezaevi'ne postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen Diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... herif kafayı yiyo tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden.sonra çocuğu doğuruyo. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. çocuğu da alıp vın Diyarbakır'a, Zagor'un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. ben o ara İstanbul'da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. Zagor'un Diyarbakır Cezaevi'nde olduğunu duymuştum o sıralar. bi gece bi büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, Diyarbakır'a geldik diyo. baktım, sahiden Diyarbakır'dayım. bi soruşturma... Kale Mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik. 
o gece oturup düşündüm. oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte.''

Friday, December 20, 2013

stalkers gonna stalk.

herkes bir yerlerde birilerinden çalıyordu
zamanını, ilgisini, neşesini, parasını ya da inancını.
sadece göz gezdirip durdurabilirdik biz.
biz sıkışanlar..
araç için değil, amaç için ihtiyaç duyanlar.
yokluk çölünde olmayan bir vadiye sıkışmış,
ciğerlerine su dolan sizleri.
mutluyuz her neredeyseniz.
hayırlısı olmuş boşverin.
piriyadno.

Tuesday, December 10, 2013

bed of roses.

neden bilmiyorum
ama rüyalarıma girmeye başladın yine..
yüzün, sesin belirsiz
ama yanında hissettiğim duygu hep aynı.
hala aklımda bu şekilde yer etmen garip..
ben mi iyi biri olmaktan uzağım yoksa
cidden bu kadar kötü müydü  yaşananlar?
bu saatten sonra önemli mi diyorsundur..
iyi geceler.


Saturday, November 23, 2013

285.

aklı başındaymış..
başına geleceklerdense haberli (ya diğerleri?)..
pek bir  biçimsizmiş ötekinin dudakları
arasında hayali bir sarmayla (içmesini bilse ya)
berikinin ayaklarının altındaki yer başlamış titreşmeye niyetlenip
boğuk bir iş makinesi  sesiyle..
derdini anlatmaya yetecek dili yok ya ezilirken..
en kötüsü el memlekette
sallanıyor, devriliyor, evriliyorsun
olamayacağın bir şeye..
ne ağaca,
ne toprağa..
ne azalıyor acaba hayatta derken..
sen gelme 'ulan' ayı,
bir tek ben dönmüyorum.
uyuyalım mı?
(beraber?)

Wednesday, October 23, 2013

i bet you can't win!

şimdi kurallar..
asla %3'ü geçmeyeceğiz,
duygusal hareketlerden kaçınacağız,
sabırlı, sabırlı
ve özellikle sabırlı olacağız.
0,5 üstü ya da altı tek mesele bu!

Tuesday, October 08, 2013

Friday, September 20, 2013

FAIL.

Karma bazen size bir şeyler anlatır ya da ima eder.
34-20/65-65. peh.

Tuesday, September 17, 2013

yapamayacağımız şeyler üzerine.

söz verememek,
karar verememek,
ertelemek hep vasat planları..
gelmeyecek sahte bir hazzı,
debriyajdan zamansız çekilen ayağımızla
zevkine piç gibi ortada bırakmak akan trafikte.
sadece yorgunum diyebilmek
pes bir sesle.
biz burada ağlakları pek sevmeyiz.
gidemeyeceğimiz yerlere,
edilmeyen davetlerimizle.

Friday, August 16, 2013

Leyla.

Now you don't Annotatesee the skies that I do
My sun becomes your moon
For a familiar love
I am familiar

Tuesday, July 23, 2013

bana değil.

çekip gitmedim de,
çekip bitecek değil bir şeydi bu oysa..
dilim dönmüyor,
ben dönüyordum olsa olsa.

Tuesday, June 25, 2013

birinci.

'bomboş bir şeyi kendinle dolduruyorsun' demiş  kırık türkçesiyle,
kırık kalbini dağlayana..
bilmiyor hiç bir boku.

Saturday, June 22, 2013

saat 4.

sevilmiyorum.

Wednesday, June 19, 2013

kırık kalbi yanlış kaynayanlara.

aklın bulanmamalı,
vicdanınsa sızlamamalı..
bu kez tek seferde
dönüp geriye bakmadan
vazgeçmeli.
ne kadar çok tekrarlarsan
o kadar gerçekleşecekmiş gibi.
kırılma ve dökülme noktasını çoktan aştık beraber.


Tuesday, June 18, 2013

O.D.U.N.

o'nun bildiği tek şey emin olmak,
benim bildiğimse ateş etmezsem hayatta kalacağı.
işte tam da bu yüzden ya her şey. 

Monday, June 10, 2013

istenmeyene övgü.

aramızdaki yaş farkını sorun etme.
sevgide bunun önemi yok;
insan ile tanrı arasındaki yaş farkını düşünsene..


Friday, May 17, 2013

ve..

.. her şey biter.
uyumaya,
rüya görmeye,
kalkmaya,
konuşmaya
ya da
düşünmeye
gerek kalmaz.
ölüm gibi bir şey,
ama daha
anlamsızı.

Friday, May 10, 2013

too afraid to love you.

ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.

















iyi geceler.

Monday, May 06, 2013

kağıttan mutluluğu kesmek.

bilmeden ateşinden geçiyormuşum ben,
üstünden atlayacağıma içinden..
dileğimi de yüzüne söylemişim zaten,
bir kağıda yazıp bahçenizdeki gül dalına asacağıma..
bak,
her şeyi yanlış biliyormuşum ya seni görene dek
Hızır'la İlyas'a sormalı ''biz''i bu gece,
dilekler gani gani ya hep bende..
yoksa bana kalsa her gece hıdrellez,
sendeyse tek bir kelime..
o da ''kısmet''.

Wednesday, April 24, 2013

yangın beylerden rüzgar dilberlere..

..
''gitme'' yerine dilimize çaldığın  o cümle var ya hep..
oysa ne güzel sevmiştik sizi der gibi..
(ama değil)
sayende efkarlanışımız bile yalan bizim şu saat..
nasıl kırdıysan bizi bir yerimizden..
bize bile ait değil artık bir başkasına çarptığımızda yere düşen kırıklarımız.
tuzsuz gözyaşlarımız sayende..
gözlerimizi bile yakmıyor artık..
(bilir misin sahi sen sebepsiz ağlamayı)
efendiliği öğrettin ya
sırtımızı parçaladığında..
her haksızlığı gördüğümüzde
içe doğru susmayı, yüksek sesle konuşmamayı
gözlerimizi kapatmayı telkin ediyoruz kendimize.
(sesimiz istesek de çıkmıyor artık)
artık kimseye erken ya da geç değiliz.
safa geldik hoş geldik.
umarım mutlusundur.
ben değilim.
biz hiç ol(a)madık.

sahi, keyfimiz bilir değil mi?

yangın beylerden
rüzgar dilberlere
tutuşmak,
yanmak
ve
belki
bir gün
buluşmak dileğiyle
..
iyi geceler.

Monday, April 15, 2013

kimileri sizi öldürmekten beter eder.

kimileri sizi öldürmekten beter eder ya.
siz gerçekten canını mı yakmaya sallarsınız bıçağınızı.
hamleniz boşa gidip oracıkta
kendi etinize mi değdirirsiniz
kırık yanlarını hayalinizin.
yoksa artık her yeni gün bir başka yüzde mi
ölürsünüz bakmaya yakın cesaretlenip kendinize.
siz fena ölmüşsünüz bayım.
çürümeden toprağın üstünde canlı canlı hemde.


Free Hit Counter