Friday, December 24, 2010
Thursday, December 23, 2010
schaub lorenz.
Ne kadar değişirsen değiş...
...yine de yaptığın şeylerin bedelini
ödersin.
Yolum uzun.
Fakat seni tekrar göreceğimi
biliyorum.
Bu tarafta ya da
diğer tarafta.
...yine de yaptığın şeylerin bedelini
ödersin.
Yolum uzun.
Fakat seni tekrar göreceğimi
biliyorum.
Bu tarafta ya da
diğer tarafta.
Saturday, December 18, 2010
thiospa..
taksiden indiğimde artık evde olmak için acele edilmeyecek kadar geç kalmıştım. evdekiler çoktan yatmış olmalıydı, arayıp ortalığı ayağa kaldırmanın lüzumsuzluğu bir yana, gerçekten mutluydum gecenin bir körü göztepe sapağında.. daha önce hiç mutlu olmamışcasına, gece ve içindekiler hep bu kadar güzel miydi ya da hiç bu kadar açmamış mıydım gözlerimi öncesinde, yürüyebilir miydim buradan geriye kalanını.. böylece bitmezdi de belki bu gece, hep devam ederdi gündüzün ilk ışıklarına kadar eve girmeden. yarın olmazdı, bugün şimdi ve bu kadar güzelken.
üşüyorum ama sımsıcak göğsümün üzeri..
güneş görünürde yok ama gün ağarırken karanlık aceleyle dağılmaya niyetleniyor gecenin ardından..
bir fırının ışıkları, belli ki gün başlayalı en azından bir posta çıkmış gevrek simitler..
kokusu burnuma geliyor ve günün ilk müşterisi ben'in avuçlarında sıcacık şimdi..
öyle gerçek ki ağzımdaki tat..
seni mutlu etmek ne kadar kolay çocuk der gibi.. bir söz dilimin ucunda, kafamın içinde o an uydurduğum bir melodiye eşlik ederken..
saatlerdir yemek yemediğim aklıma geliyor..
eve giriyorum mümkün olduğunca sessiz,
ne bacaklarımı ne de başka bir yerimi hissediyorum..
yorgunluktan değil başka bir şey bu..
üzerimdekileri sıyırıp öylece kıvrılıyorum örtünün altına..
öyle sıcak bir ben ve karşılayan öyle bir soğuk yatak ki..
asla yalnız uyumamalı insan diye geçiyor aklımdan..
yastığın üzerine yasladığım gülümsemem..
yukarıda, yanımda, içimde ya da hernerdeyse birilerine minnetimi belirtiyorum istemsiz..
dudaklarım kıpırdıyor sadece..
gözlerimi kapatıyorum.
mutluyum.
gerçekten.
bir daha hiç bu kadar olamayacağımı hissettirecek kadar.
insan sadece yanındayken bu kadar farkında olabilir mi içine gireceği bir girdabın..
değiyor be çocuk.
günün sonunda her şeye değiyor der gibi
yenik düşüyor bedenim uykuya.
bugün bitiyor.
farkındayım.
hala.
üşüyorum ama sımsıcak göğsümün üzeri..
güneş görünürde yok ama gün ağarırken karanlık aceleyle dağılmaya niyetleniyor gecenin ardından..
bir fırının ışıkları, belli ki gün başlayalı en azından bir posta çıkmış gevrek simitler..
kokusu burnuma geliyor ve günün ilk müşterisi ben'in avuçlarında sıcacık şimdi..
öyle gerçek ki ağzımdaki tat..
seni mutlu etmek ne kadar kolay çocuk der gibi.. bir söz dilimin ucunda, kafamın içinde o an uydurduğum bir melodiye eşlik ederken..
saatlerdir yemek yemediğim aklıma geliyor..
eve giriyorum mümkün olduğunca sessiz,
ne bacaklarımı ne de başka bir yerimi hissediyorum..
yorgunluktan değil başka bir şey bu..
üzerimdekileri sıyırıp öylece kıvrılıyorum örtünün altına..
öyle sıcak bir ben ve karşılayan öyle bir soğuk yatak ki..
asla yalnız uyumamalı insan diye geçiyor aklımdan..
yastığın üzerine yasladığım gülümsemem..
yukarıda, yanımda, içimde ya da hernerdeyse birilerine minnetimi belirtiyorum istemsiz..
dudaklarım kıpırdıyor sadece..
gözlerimi kapatıyorum.
mutluyum.
gerçekten.
bir daha hiç bu kadar olamayacağımı hissettirecek kadar.
insan sadece yanındayken bu kadar farkında olabilir mi içine gireceği bir girdabın..
değiyor be çocuk.
günün sonunda her şeye değiyor der gibi
yenik düşüyor bedenim uykuya.
bugün bitiyor.
farkındayım.
hala.
Sunday, December 12, 2010
unbreakable.
Bu nedir diye sorarsan:
yazın içimi rahatlatan ve kim olursa olsun (içerse içsin) tadının ve kalitesinin değişmeyeceğini öğrendiğim coke (andy warhol ) , banyomuz yapılırken aşırdığım kumlar, bilekliklerimin parçalanan boncukları, arkadaşların benim için topladığı minik taşlar -dokunma isteğim-, satıcıdan aldığım nazar boncukları, annemin sakladığı renk renk boncukların bazı renkleri, suyun üstünde ölü bir sinek.
Friday, December 10, 2010
amor fati.
la que mas queria
amor mas agitanado
amor ya mas agitanado
amor ya sin tu querer..
yani:
en çok sevdiğim sen,
çingenelerin en büyük aşkıyla,
çingenelerin en büyük aşkı ve
içinde senin sevginin varolamadığı..
..
amor mas agitanado
amor ya mas agitanado
amor ya sin tu querer..
yani:
en çok sevdiğim sen,
çingenelerin en büyük aşkıyla,
çingenelerin en büyük aşkı ve
içinde senin sevginin varolamadığı..
..
doğmadığımız topraklara sürüldüğümüzden beri.. belki de görebileceğimizin en güzeli görünmüştür bize hep.. bir çingenenin elindeki kör aşkı; tüm dünyayı karşısına alıp, meydan okumak için tutuştuğu yegane değeridir.. aşık, tutkun veya dadanmış.. ne derseniz.
----------------- |Capo on 4th fret | ----------------- Intro: Em D C Bm Em e|----------------|---0------------|-----------------|----------------------| B|-----0h1p0---0--|-0--------------|-----------------|----------------------| G|-0-2-------2----|-----2h4p2-0-2--|------0h2p0---0--|-0h2------------------| D|----------------|----------------|--2-4-------4----|-----4h5p4--2-4-0-0-2-| A|----------------|----------------|-----------------|----------------------| E|----------------|----------------|-----------------|----------------------| Verse 1: Em Bm C Yo sé que un día volverá, trista pena, ya, déjalo ya. Em Bm C Yo sé que un día volverá, trista pena, yo la voy a buscar Em Bm Am Em Y no me acuerdo de ella, amor, amor amargo Am Bm Am Em amor bien agitanado, amor con mi querer Chorus: Am Em D B7 Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar Am Em D Hoy manana vivir, no saber confundir C Em Un amor de verdad, pero ya lo siento, ya (Intro 2x) Verse 2: Bm Am Em amor con mi querer, amor más agitanado Am Bm Am Em Amor más agitanado, amor ya sin tu querer Chorus: Am Em D B7 Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar Am Em D Hoy manana vivir, no saber confundir C Em Un amor de verdad, pero ya lo siento, ya (Intro 2x) Am Em D B7 Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar Em D C Em, Hoy para vivir, amor confundi, y no sabe llorar, pero un amor verdad.
Sunday, December 05, 2010
i/fucked/you/4/21/10.
aslında pek de sanıldığı gibi gerçekleşmeyebilecek bir eylem.. 2008 senesinde birlikte çalıştığımız ingiliz vatandaşı bir türk gemiciden dinledim hikayesini, şaşırdım.. 1980 döneminde, yaşadığı zulüm ve yattığı hapisten sonra ingiltere'de soluğu alan bir ateist kürt bu adam.. aklınıza, ne tanıdığınız kürtler ne de ateistler gelmesin, bu adam farklıydı.. yani kimliksiz olmaya alışmış bir adamdı ve reddediyordu zaten bütün milliyetleri.. kuzey londra'da kalmış 18 sene.. 1250 gbp aylık, 1000 gbp kira yüzünden yan iş yapmaktan dolayı elinden gelmeyen iş de kalmamış bu adamın.. adı mehmet, ellili yaşlara doğru yolu uzanan, bir yetmişlerde bir adam..
..
gemide çok fazla muhattap olmuyor insanlarla.. her zaman çok kibar ve her zaman soğukkanlı biri.. en çok ramazanda içmeyi seviyorum bu adamla.. çaktırmadan gidip, limanda iki bira şıplatıyor sonra da görev yerimize dönüyoruz, yani gemiye.. ama tabii mesai bitiminden sonra içecek kadar da profesyonel olmamız gerekiyor ve bunu yapmak bizim için pek zor olmuyor.. daha sonra, mehmet bir yatgeber hazırlıyor.. biranın getirdiği açlığın da üstesinden geldikten sonra sigaralara, mehmet'in kendisi için hazırladığı sek kahve ve bana ısmarladığı sallama çay eşlik ediyor.. ertesi gün yapılacak olanların ufak tefek planı ve sonrası allah selamet versin..
..
bir gün gene mehmet'le içiyoruz, nea moudania'da sıcak bir sonbahar akşamı.. sonra malum hikayeyi anlatmaya başlıyor mehmet.. i fuck you hikayesini..
..
"doksanların başıydı.. artık, kaynananın dırdırından bıkmıştım.. sürekli bir şikayet vardı kadında.. eve aylık 500 gbp yardım ediyor ama işten daha çok yoruyordu.. ben ingiltere'ye geldiğimde, hemen burada kalayım diye önüme gelen yaşlı bir kadınla evlenmedim.. ben 22 yaşındayken evlendim.. karım 19 yaşındaydı o zaman.. bunun anası istemedi beni.. halada laf ediyordu.. dayanamadım, 98 senesinde kaçtım ingiltere'den.. gittim hollanda'da yaşadım 3 sene.. oradan almanya.. sonra belçika derken, tüm avrupa'da yaşamadığım yer kalmadı.. ama durmuyor işte insan, hala unutmasa da illa türkiye'ye dönmek istiyor.. ingiltere'ye ilk geldiğim zaman beni bir kadınla tanıştırdı arkadaşlar.. 35 yaşlarında bir kadın.. bununla yaşamaya başlamıştım ama evlenmeyi düşünmüyordum.. kadın, çok güzel sevişiyordu ama hep üzerimde baskı yapıyordu.. eğer bir hata yapsam, ülkeden bile attırabilir gibiydi beni.. bir gün dayanamadım ve ne olacaksa olsun diyerek konuşmaya başladım onunla.. o da sanki bunu bekliyor gibiydi.. yeni sevişmiştik.. beni artık istemediğini o söyledi.. şaşırdım önce, sonra içimden sevinmeye başladım.. ama hevesimi kursağımda bırakmak istiyordu.. kibirliydi bu ingilizler.. bana gülümsedi ve "i fucked you" dedi.. ben tabii, "no, i fucked you" dedim.. sonra bana tekrar güldü ve dedi ki, seni evime aldım, sana para yedirdim ve seninle istediğim gibi seviştim.. seni kullandım.. bu yüzden, - i fuck you.."
..
sonra, mehmet "neden kaçtım ingiltere'den biliyor musun?" diye sordu ve kendi cevapladı, "artık bıkmıştım ikinci sınıf insan muamelesi görmekten.."
..
gemide çok fazla muhattap olmuyor insanlarla.. her zaman çok kibar ve her zaman soğukkanlı biri.. en çok ramazanda içmeyi seviyorum bu adamla.. çaktırmadan gidip, limanda iki bira şıplatıyor sonra da görev yerimize dönüyoruz, yani gemiye.. ama tabii mesai bitiminden sonra içecek kadar da profesyonel olmamız gerekiyor ve bunu yapmak bizim için pek zor olmuyor.. daha sonra, mehmet bir yatgeber hazırlıyor.. biranın getirdiği açlığın da üstesinden geldikten sonra sigaralara, mehmet'in kendisi için hazırladığı sek kahve ve bana ısmarladığı sallama çay eşlik ediyor.. ertesi gün yapılacak olanların ufak tefek planı ve sonrası allah selamet versin..
..
bir gün gene mehmet'le içiyoruz, nea moudania'da sıcak bir sonbahar akşamı.. sonra malum hikayeyi anlatmaya başlıyor mehmet.. i fuck you hikayesini..
..
"doksanların başıydı.. artık, kaynananın dırdırından bıkmıştım.. sürekli bir şikayet vardı kadında.. eve aylık 500 gbp yardım ediyor ama işten daha çok yoruyordu.. ben ingiltere'ye geldiğimde, hemen burada kalayım diye önüme gelen yaşlı bir kadınla evlenmedim.. ben 22 yaşındayken evlendim.. karım 19 yaşındaydı o zaman.. bunun anası istemedi beni.. halada laf ediyordu.. dayanamadım, 98 senesinde kaçtım ingiltere'den.. gittim hollanda'da yaşadım 3 sene.. oradan almanya.. sonra belçika derken, tüm avrupa'da yaşamadığım yer kalmadı.. ama durmuyor işte insan, hala unutmasa da illa türkiye'ye dönmek istiyor.. ingiltere'ye ilk geldiğim zaman beni bir kadınla tanıştırdı arkadaşlar.. 35 yaşlarında bir kadın.. bununla yaşamaya başlamıştım ama evlenmeyi düşünmüyordum.. kadın, çok güzel sevişiyordu ama hep üzerimde baskı yapıyordu.. eğer bir hata yapsam, ülkeden bile attırabilir gibiydi beni.. bir gün dayanamadım ve ne olacaksa olsun diyerek konuşmaya başladım onunla.. o da sanki bunu bekliyor gibiydi.. yeni sevişmiştik.. beni artık istemediğini o söyledi.. şaşırdım önce, sonra içimden sevinmeye başladım.. ama hevesimi kursağımda bırakmak istiyordu.. kibirliydi bu ingilizler.. bana gülümsedi ve "i fucked you" dedi.. ben tabii, "no, i fucked you" dedim.. sonra bana tekrar güldü ve dedi ki, seni evime aldım, sana para yedirdim ve seninle istediğim gibi seviştim.. seni kullandım.. bu yüzden, - i fuck you.."
..
sonra, mehmet "neden kaçtım ingiltere'den biliyor musun?" diye sordu ve kendi cevapladı, "artık bıkmıştım ikinci sınıf insan muamelesi görmekten.."
Saturday, December 04, 2010
.----------------.
we’ve got forever
slippin through our hands
we’ve got more time
to never understand
falling footsteps
weighing heavy on me
behind darkness
beneath candles
whispers waltz
around our dreams
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you
feet turning black
is this the path we must walk
no turning back
wish i could just hear you talk
can something like this be pulled
from under our feet
leaving our skin
and burning coals to meet
tell me now
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you.
slippin through our hands
we’ve got more time
to never understand
falling footsteps
weighing heavy on me
behind darkness
beneath candles
whispers waltz
around our dreams
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you
feet turning black
is this the path we must walk
no turning back
wish i could just hear you talk
can something like this be pulled
from under our feet
leaving our skin
and burning coals to meet
tell me now
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you.
Friday, December 03, 2010
yanar döner.
tek gözü açık,
gerçekleyecek ya bu anı..içinden geçirdi kadın.
yer altından çekilirken,
gelgit her zaman olduğundan
daha fazla bu gece..araladı dudaklarını adam.
bak, ay daha büyük olandan
ve şimdi kalbindir değil mi duyulan..mırıldandı kadın.
niye bu kadar bekledin,
nerelerdeydin söyle der gibi..kıyıya vurdu umut bir yerlerde.
..
ya gerçekse
tüm bu acısızlık..
hissedemeyecek kadar..
göremeyecek kadar akşam üzeri güneşini
bir daha..
ölesiye korkarken gölgelerden..
karanlığa kalacağımı haber vermeyelim evdekilere..
ama dur ,
vazgeçtim dönüyorum.
gerçekleyecek ya bu anı..içinden geçirdi kadın.
yer altından çekilirken,
gelgit her zaman olduğundan
daha fazla bu gece..araladı dudaklarını adam.
bak, ay daha büyük olandan
ve şimdi kalbindir değil mi duyulan..mırıldandı kadın.
niye bu kadar bekledin,
nerelerdeydin söyle der gibi..kıyıya vurdu umut bir yerlerde.
..
ya gerçekse
tüm bu acısızlık..
hissedemeyecek kadar..
göremeyecek kadar akşam üzeri güneşini
bir daha..
ölesiye korkarken gölgelerden..
karanlığa kalacağımı haber vermeyelim evdekilere..
ama dur ,
vazgeçtim dönüyorum.
Friday, November 26, 2010
üç vakte..
senin en çok buralarını seviyorum. dikenlerin!
evet.. farkındayım.
gözlerini sakın açma..
neden?
en sevdiğim rengi tadıyorum şu an.
turuncu?
yanından bile geçemedin.
gideyim o zaman?
falcı olan ben değilim.
kalayım?
farketmez.
ya dudaklar?
benim.
üç vakte?
üç vakte.
tamam, bir yere kaçtığım yok.
kim bilir? görücez.
korktum şimdi.
evet.. farkındayım.
gözlerini sakın açma..
neden?
en sevdiğim rengi tadıyorum şu an.
turuncu?
yanından bile geçemedin.
gideyim o zaman?
falcı olan ben değilim.
kalayım?
farketmez.
ya dudaklar?
benim.
üç vakte?
üç vakte.
tamam, bir yere kaçtığım yok.
kim bilir? görücez.
korktum şimdi.
Etiketler:
drawn/drown
Monday, November 22, 2010
Thursday, November 18, 2010
beklemek.
şu an ailesinin yanından beni
izlediğini farkedebiliyorum..
yapıp yapamayacağımdan emin olmadığını söyledi açıkça
dün akşam üzeri kumsaldan eve hepberaber dönerken..
ve şimdi bu sabah,
boyu benden bir ben daha uzun olan
son bir dalga
beklediğim..
izlediğini farkedebiliyorum..
yapıp yapamayacağımdan emin olmadığını söyledi açıkça
dün akşam üzeri kumsaldan eve hepberaber dönerken..
ve şimdi bu sabah,
boyu benden bir ben daha uzun olan
son bir dalga
beklediğim..
birazdan ufukta belirdiğinde,
eminim ki beş yaşımın verdiği cesaretlegözlerimi kapayıp gülümseyerek
dikileceğim karşısına ..
ve sırf o görsün diye alabildiğim kadar nefesi de
küçük göğsümün içine sıkıştıracağım..
bilemiyorum;
eğer olur da sağ kalırsam ertesinde,
belki mayomdan çıkacak kumlar olur tek derdim sadece.
kumsalda en çok onunla oynamak güzel,
ama artık yüzmeyi öğrenmek istiyorum bir an önce
etrafımızdaki çocuklardan farklı olarak..
ona dalgalardan korkmadığımı göstermeliyim
diğerlerinin aksine..
artık sadece benimle oynamalı,
birazdan yapacaklarımı gördüğünde..
ama bekle, önce babama mayomun bağını sıkılaştırmalıyım .
Monday, November 15, 2010
ve söğütlüçeşme..
perdelere ihtiyaç duyulmayan
belkide tek yeri burası şehrin,
sağa kırmadan önceki o son durakta in..
merdivenleri çık..
biraz sonra güneş doğacak ve 48 saate tamamlayacak uykusuzluğunu
nasıl olsa..
her tarafın ağrıyor..
bu acı.. bu haz.. bu her neyse..
siz bundan zevk alabilenler için tek nedeni,
banliyöden başka bir yerde
varolunamayacağının.
hazzın varlığı karışmış size göre
yolun gürültüsüne..
bir süre sonra alışıyorsun
ve vazgeçemiyorsun desenizde..
en kötüsüde bu ya;
alışmak..
hem de böylesine..
daha öncesinde böylesini
keşfetmemişken.
uyumaya gelmedik değil mi?
belkide tek yeri burası şehrin,
sağa kırmadan önceki o son durakta in..
merdivenleri çık..
biraz sonra güneş doğacak ve 48 saate tamamlayacak uykusuzluğunu
nasıl olsa..
her tarafın ağrıyor..
bu acı.. bu haz.. bu her neyse..
siz bundan zevk alabilenler için tek nedeni,
banliyöden başka bir yerde
varolunamayacağının.
hazzın varlığı karışmış size göre
yolun gürültüsüne..
bir süre sonra alışıyorsun
ve vazgeçemiyorsun desenizde..
en kötüsüde bu ya;
alışmak..
hem de böylesine..
daha öncesinde böylesini
keşfetmemişken.
uyumaya gelmedik değil mi?
Sunday, November 07, 2010
ilk görüşte sis.
eve doğru yürürken
görüş mesafesi taş çatlasa,
çatlamaz ya on metre işte..
ev orada bir yerde diye
yürüyorum körü körüne..
kimseler yok sokakta,
bir tek evlerin yanan ışıkları
gördüğümü rüyadan ayıran..
bir sene bir gün kaymış zaten onca zaman..
cuma olmuş cumartesi.
havası aynı hava,
ben apaynı ben zaten..
tek farkı bu gecenin,
hayatımın üzerine çökmüş olan sis..
göremiyorum o ''başka''yı.
görüş mesafesi taş çatlasa,
çatlamaz ya on metre işte..
ev orada bir yerde diye
yürüyorum körü körüne..
kimseler yok sokakta,
bir tek evlerin yanan ışıkları
gördüğümü rüyadan ayıran..
bir sene bir gün kaymış zaten onca zaman..
cuma olmuş cumartesi.
havası aynı hava,
ben apaynı ben zaten..
tek farkı bu gecenin,
hayatımın üzerine çökmüş olan sis..
göremiyorum o ''başka''yı.
Friday, November 05, 2010
narciso rodriguez for him.
Bir rüyada
Elimde tuttuğumu,
elimde tutup hiç bırakmadığımı
Nereye bırakacaktım gerçekte?
.. Artık herşey tüccarların elinde.
ölüme sebebiyet vermek yazıyla mümkün olsa,
üstteki beşi yeterli olurdu herhalde.
cür'et ya benimki..
sebebim olma birhan,
yaram derince.
tüccarlar hiç bir zaman hiç bir şeyi vaat etmezler;
siz, siz olun hummalı ummayın..
tüccarlar sadece 'elde'kileri alırlar çünkü.
Elimde tuttuğumu,
elimde tutup hiç bırakmadığımı
Nereye bırakacaktım gerçekte?
.. Artık herşey tüccarların elinde.
ölüme sebebiyet vermek yazıyla mümkün olsa,
üstteki beşi yeterli olurdu herhalde.
cür'et ya benimki..
sebebim olma birhan,
yaram derince.
tüccarlar hiç bir zaman hiç bir şeyi vaat etmezler;
siz, siz olun hummalı ummayın..
tüccarlar sadece 'elde'kileri alırlar çünkü.
Sunday, October 31, 2010
boşver-me!
sanırım kadıköy'ün en güzel
şeyiydi bana çarpan..
gülümsediğine yemin edebilirim,
beni savururken
olduğum yerin beş metre ötesine..
öyle güzeldi ki dişleri
gördüğümde..
geri döndüğünde;
bazıları kötürüm kaldı ardından,
bazıları da müzmin aşık..
ben mi?
evet,
tüm çirkinliğime aldırmadan..
yine,
yeniden,
o aynı bilindik
his.
kulak kabarttığım
hayal meyal isminin yanında
sadece soyismini biliyorken,
yetmez mi onu bulmaya?
ondan bir tane daha
olabileceğini düşünemiyorum.
eğer bulursam,
ki sarhoşum resmen
geriye alınmış bir saat aralığında..
kimine göre 2 kimine göre 3..
diyorum ki,
evet kadıköy'ün en güzel şeyiydi kesinlikle.
şeyiydi bana çarpan..
gülümsediğine yemin edebilirim,
beni savururken
olduğum yerin beş metre ötesine..
öyle güzeldi ki dişleri
gördüğümde..
geri döndüğünde;
bazıları kötürüm kaldı ardından,
bazıları da müzmin aşık..
ben mi?
evet,
tüm çirkinliğime aldırmadan..
yine,
yeniden,
o aynı bilindik
his.
kulak kabarttığım
hayal meyal isminin yanında
sadece soyismini biliyorken,
yetmez mi onu bulmaya?
ondan bir tane daha
olabileceğini düşünemiyorum.
eğer bulursam,
ki sarhoşum resmen
geriye alınmış bir saat aralığında..
kimine göre 2 kimine göre 3..
diyorum ki,
evet kadıköy'ün en güzel şeyiydi kesinlikle.
Friday, October 29, 2010
nothing compares..
maybe the problem is, that you broke my heart into a million pieces and so my cock doesnt want to be around you anymore.
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
hep etrafınızdaki olayları
olduğundan daha da karmaşıklaştırıp,
ne olursa olsun mistik bir hale getirmek
onları..
aklınıza soktuğunuz düşüncelerle
basit olanı zorlaştırmak,
başkalaştırmak..
''neredeyse'' -mistik- bir hale getirmek.
evet anılarınız birikiyor,
ne mutlu size her geçen gün.
ağzınızdaki o tatla beraber..
içinize dönüp baktığınızda
karşılaşabileceğiniz tek şey bir süre sonra
ağzınızda kalan o boktan tadın
eski size ait olduğu..
ayın aynı şekli,
gecenin aynı renginde..
hatta iliklerinize kadar sizi ıslatan yağmur
bile aynı.
ee?
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
..
..
her neysen bit artık.
evet, erkek olmak böyle bir şey olmalı.
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
hep etrafınızdaki olayları
olduğundan daha da karmaşıklaştırıp,
ne olursa olsun mistik bir hale getirmek
onları..
aklınıza soktuğunuz düşüncelerle
basit olanı zorlaştırmak,
başkalaştırmak..
''neredeyse'' -mistik- bir hale getirmek.
evet anılarınız birikiyor,
ne mutlu size her geçen gün.
ağzınızdaki o tatla beraber..
içinize dönüp baktığınızda
karşılaşabileceğiniz tek şey bir süre sonra
ağzınızda kalan o boktan tadın
eski size ait olduğu..
ayın aynı şekli,
gecenin aynı renginde..
hatta iliklerinize kadar sizi ıslatan yağmur
bile aynı.
ee?
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
..
..
her neysen bit artık.
evet, erkek olmak böyle bir şey olmalı.
Wednesday, October 27, 2010
nadnah.
Bence bu senin ilk denemen, doğru mu?
Evet. Köprülerde yaşamıyorum.
Ben yaparım.
Neyi yaparsın?
Köprüden atlamaya çalışmayı mı?
Hayır, insanları işe alırım.
Kimleri?
Asistanları.
Tükenmiş kadınlar benim sermayemdir.
Genellikle onları burada...
...ya da baharda,
yüksek çatılarda bulurum.
Kışın köprüleri tercih ederler.
Benim gibi.
Hayır.
Senin gibiler değil.
Düzeltilemeyecek durumda olan,
kolu bacağı kesilmiş kimseler.
Onlara ne yapıyorsun?
Iskalıyorum bazen.
Bu bir denge meselesidir.
Yaş 40'ı geçtiğinde,
bıçak fırlatma düzensiz bir hal alıyor.
Bu yüzden köprüdekileri işe alıyorum.
Yardım etmek istiyorum.
Her şeyi bitirmek istiyorsan,
deneme evresi için seni işe alabilirim.
Hayır teşekkürler.
Kendi başımın çaresine bakarım.
Tabii. Haftaya yine buraya gelip
ayakkabılarına bakıyor olacaksın.
Fantezi tekliflerinle beni kandıramazsın.
Köprüdeki üzüntülü bir kızın
kolay hedef olduğunu sanıyorsun.
Yeter artık!
Kusura bakma!
Asla hedeflerimle yatmam.
Bu senin sorunun!
Senin peri masallarının arasında kaldım.
Atlamak istiyorsan...
...atla.
Nerede olacaksın sonra?
Yakında öğrenirim.
Aptal mısın, nesin?
.. evet, bugün gördüğün bendim.
Evet. Köprülerde yaşamıyorum.
Ben yaparım.
Neyi yaparsın?
Köprüden atlamaya çalışmayı mı?
Hayır, insanları işe alırım.
Kimleri?
Asistanları.
Tükenmiş kadınlar benim sermayemdir.
Genellikle onları burada...
...ya da baharda,
yüksek çatılarda bulurum.
Kışın köprüleri tercih ederler.
Benim gibi.
Hayır.
Senin gibiler değil.
Düzeltilemeyecek durumda olan,
kolu bacağı kesilmiş kimseler.
Onlara ne yapıyorsun?
Iskalıyorum bazen.
Bu bir denge meselesidir.
Yaş 40'ı geçtiğinde,
bıçak fırlatma düzensiz bir hal alıyor.
Bu yüzden köprüdekileri işe alıyorum.
Yardım etmek istiyorum.
Her şeyi bitirmek istiyorsan,
deneme evresi için seni işe alabilirim.
Hayır teşekkürler.
Kendi başımın çaresine bakarım.
Tabii. Haftaya yine buraya gelip
ayakkabılarına bakıyor olacaksın.
Fantezi tekliflerinle beni kandıramazsın.
Köprüdeki üzüntülü bir kızın
kolay hedef olduğunu sanıyorsun.
Yeter artık!
Kusura bakma!
Asla hedeflerimle yatmam.
Bu senin sorunun!
Senin peri masallarının arasında kaldım.
Atlamak istiyorsan...
...atla.
Nerede olacaksın sonra?
Yakında öğrenirim.
Aptal mısın, nesin?
.. evet, bugün gördüğün bendim.
Monday, October 25, 2010
ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
ama sen varsa yoksa
'' sadece mutluydum sandım . '' dememi bekle ..
'' hata yaptım . '' diyebilmek için .
işte bunun farkındalığı ;
hala eğiren , kalbimin
yünden kazağını ..
zaman desem
zaman değil kaypak olan ,
e o zaman insanlar olmalı desem
kendimde aramaya başlarım suçu
bu seferde ..
görmek ve düşünmemek ne mümkün
bugüne uzak kalmış olanı ..
ama ben kötü bir şey yapmadım ..
sadece ördüm , ördüm ve yine ördüm ..
şimdi benim için atamayacak kadar
sımsıkı göğsünün içi ..
geldi ya aklıma ..
..
..
ayakların soğuk mudur şimdi ?
'' sadece mutluydum sandım . '' dememi bekle ..
'' hata yaptım . '' diyebilmek için .
işte bunun farkındalığı ;
hala eğiren , kalbimin
yünden kazağını ..
zaman desem
zaman değil kaypak olan ,
e o zaman insanlar olmalı desem
kendimde aramaya başlarım suçu
bu seferde ..
görmek ve düşünmemek ne mümkün
bugüne uzak kalmış olanı ..
ama ben kötü bir şey yapmadım ..
sadece ördüm , ördüm ve yine ördüm ..
şimdi benim için atamayacak kadar
sımsıkı göğsünün içi ..
geldi ya aklıma ..
..
..
ayakların soğuk mudur şimdi ?
Friday, October 22, 2010
üçüncüyü tangoya götür!
rastlantılar mı
biraz fazla ?
hangi durakta
kimi mi bekliyorum ?
ne mi farkeder ?
olmadığımı
düşündüğüm
yerde bile
düşleyebilirken
üstelik ..
bu her şey be!
evet ,
sen
3.balık ..
özel olan ..
ikisini de aynı
zincire geçirebilirsin
değil mi istesen..
evet
zaten sen de
biliyorsun bunu .
..
'' that says it all ! ''
.
biraz fazla ?
hangi durakta
kimi mi bekliyorum ?
ne mi farkeder ?
olmadığımı
düşündüğüm
yerde bile
düşleyebilirken
üstelik ..
bu her şey be!
evet ,
sen
3.balık ..
özel olan ..
ikisini de aynı
zincire geçirebilirsin
değil mi istesen..
evet
zaten sen de
biliyorsun bunu .
..
'' that says it all ! ''
.
Thursday, October 21, 2010
imagination.
In the world of my mind,
There’s nothing I wouldn’t do,
To cast away.
hepimiz biraz ilgi orospusuyuz ya..
kimimiz gülerek mutsuzluğunu perdelemeye,
''arkadaş''larının yanında gece ve gündüz
her ayrı zaman dilimini programlamaya dursun..
ben başorospu olarak
beklemeyi sevmiyorum,
haber vermeyi sevmiyorum,
sıraya girmeyi sevmiyorum..
ve en önemlisi
kabullenmeyi
sevmiyorum.
nereye kadar değil mi?
There’s nothing I wouldn’t do,
To cast away.
hepimiz biraz ilgi orospusuyuz ya..
kimimiz gülerek mutsuzluğunu perdelemeye,
''arkadaş''larının yanında gece ve gündüz
her ayrı zaman dilimini programlamaya dursun..
ben başorospu olarak
beklemeyi sevmiyorum,
haber vermeyi sevmiyorum,
sıraya girmeyi sevmiyorum..
ve en önemlisi
kabullenmeyi
sevmiyorum.
nereye kadar değil mi?
Subscribe to:
Posts (Atom)

