Showing posts with label leben. Show all posts
Showing posts with label leben. Show all posts

Friday, April 07, 2017

o çiçekler..

masal mı gerçek mi,
değilse kimin düşünden yeni ayrılmıştı da denk geldim
bilemediğim,
bir kadın gördüm,
gördüğüme yemin edebilirim..
geceyi bir uçtan diğerine örtecek
geceden de karanlık bir kadın..
saçı,
gözleri,
kokusu bile kapkara bir kadın gördüm..
cesaret edip
elimi uzatsam parmaklarına dokunabilecek kadar yakın,
dokunsam olduğum yerde  parçalarıma ayrılacağım
bir kadın gördüm..
yanında nefes dahi almadan,
sonsuz kere sonsuz kere sonsuz
an boyunca,
bana nasıl baktığını  kafamın içinde tekrarlasam
bıkmayacağım bir kadın gördüm..
ve sonsuzluğun ertesi günü geldiğinde,
melekler yüzünü zihnimden silmeye geldiğini söylediğinde,
gözlerimi taşıyamazken başımın ucunda bulacağım
bana kapkara gülümseyen bir kadın gördüm..
bir sabah
başka bir göreceliliğe uyandım,
dünyamın altı üstüne gelmiş tepesinde..
içimdeki karanlığın iyileşmiş ardına yaslanıp,
gök kuşağıma döndüm,
kurak toprağıma yağmayı bekleyen  yağmurun ertesinde..
duvarımdaki tek bir çift tutunmuş yaprağıma dokundum,
ve o an ensemden parmak uçlarıma beni uyaran,
anımsadığımı anımsadığım eskiden kalma bir his..
varlığını bilmek bile yetiyordu bana,
zamanın bir yerlerinde
düzlüğüme hala sımsıkı tutunan
yüzünü bile bilmediğim bir kadının.























Sunday, December 12, 2010

unbreakable.

Bu nedir diye sorarsan: 
yazın içimi rahatlatan ve kim olursa olsun (içerse içsin) tadının ve kalitesinin değişmeyeceğini öğrendiğim coke (andy warhol ) , banyomuz yapılırken aşırdığım kumlar, bilekliklerimin parçalanan boncukları, arkadaşların benim için topladığı minik taşlar -dokunma isteğim-, satıcıdan aldığım nazar boncukları, annemin sakladığı renk renk boncukların bazı renkleri, suyun üstünde ölü bir sinek.
farkında olmadığım maviliklerim.

Sunday, December 05, 2010

i/fucked/you/4/21/10.

aslında pek de sanıldığı gibi gerçekleşmeyebilecek bir eylem.. 2008 senesinde birlikte çalıştığımız ingiliz vatandaşı bir türk gemiciden dinledim hikayesini, şaşırdım.. 1980 döneminde, yaşadığı zulüm ve yattığı hapisten sonra ingiltere'de soluğu alan bir ateist kürt bu adam.. aklınıza, ne tanıdığınız kürtler ne de ateistler gelmesin, bu adam farklıydı.. yani kimliksiz olmaya alışmış bir adamdı ve reddediyordu zaten bütün milliyetleri.. kuzey londra'da kalmış 18 sene.. 1250 gbp aylık, 1000 gbp kira yüzünden yan iş yapmaktan dolayı elinden gelmeyen iş de kalmamış bu adamın.. adı mehmet, ellili yaşlara doğru yolu uzanan, bir yetmişlerde bir adam..
..
gemide çok fazla muhattap olmuyor insanlarla.. her zaman çok kibar ve her zaman soğukkanlı biri.. en çok ramazanda içmeyi seviyorum bu adamla.. çaktırmadan gidip, limanda iki bira şıplatıyor sonra da görev yerimize dönüyoruz, yani gemiye.. ama tabii mesai bitiminden sonra içecek kadar da profesyonel olmamız gerekiyor ve bunu yapmak bizim için pek zor olmuyor.. daha sonra, mehmet bir yatgeber hazırlıyor.. biranın getirdiği açlığın da üstesinden geldikten sonra sigaralara, mehmet'in kendisi için hazırladığı sek kahve ve bana ısmarladığı sallama çay eşlik ediyor.. ertesi gün yapılacak olanların ufak tefek planı ve sonrası allah selamet versin..
..
bir gün gene mehmet'le içiyoruz, nea moudania'da sıcak bir sonbahar akşamı.. sonra malum hikayeyi anlatmaya başlıyor mehmet.. i fuck you hikayesini..
..
"doksanların başıydı.. artık, kaynananın dırdırından bıkmıştım.. sürekli bir şikayet vardı kadında.. eve aylık 500 gbp yardım ediyor ama işten daha çok yoruyordu.. ben ingiltere'ye geldiğimde, hemen burada kalayım diye önüme gelen yaşlı bir kadınla evlenmedim.. ben 22 yaşındayken evlendim.. karım 19 yaşındaydı o zaman.. bunun anası istemedi beni.. halada laf ediyordu.. dayanamadım, 98 senesinde kaçtım ingiltere'den.. gittim hollanda'da yaşadım 3 sene.. oradan almanya.. sonra belçika derken, tüm avrupa'da yaşamadığım yer kalmadı.. ama durmuyor işte insan, hala unutmasa da illa türkiye'ye dönmek istiyor.. ingiltere'ye ilk geldiğim zaman beni bir kadınla tanıştırdı arkadaşlar.. 35 yaşlarında bir kadın.. bununla yaşamaya başlamıştım ama evlenmeyi düşünmüyordum.. kadın, çok güzel sevişiyordu ama hep üzerimde baskı yapıyordu.. eğer bir hata yapsam, ülkeden bile attırabilir gibiydi beni.. bir gün dayanamadım ve ne olacaksa olsun diyerek konuşmaya başladım onunla.. o da sanki bunu bekliyor gibiydi.. yeni sevişmiştik.. beni artık istemediğini o söyledi.. şaşırdım önce, sonra içimden sevinmeye başladım.. ama hevesimi kursağımda bırakmak istiyordu.. kibirliydi bu ingilizler.. bana gülümsedi ve "i fucked you" dedi.. ben tabii, "no, i fucked you" dedim.. sonra bana tekrar güldü ve dedi ki, seni evime aldım, sana para yedirdim ve seninle istediğim gibi seviştim.. seni kullandım.. bu yüzden, - i fuck you.."
..
sonra, mehmet "neden kaçtım ingiltere'den biliyor musun?" diye sordu ve kendi cevapladı, "artık bıkmıştım ikinci sınıf insan muamelesi görmekten.."

Sunday, November 07, 2010

ilk görüşte sis.

eve doğru yürürken
görüş mesafesi taş çatlasa,
çatlamaz ya on metre işte..
ev orada bir yerde diye
yürüyorum körü körüne..
kimseler yok sokakta,
bir tek evlerin yanan ışıkları
gördüğümü rüyadan ayıran..
bir sene bir gün kaymış zaten onca zaman..
cuma olmuş cumartesi.
havası aynı hava,
ben apaynı ben zaten..
tek farkı bu gecenin,
hayatımın üzerine çökmüş olan sis..
göremiyorum o ''başka''yı.

Sunday, October 31, 2010

boşver-me!

sanırım kadıköy'ün en güzel
şeyiydi bana çarpan..
gülümsediğine yemin edebilirim,
beni savururken
olduğum yerin beş metre ötesine..
öyle güzeldi ki dişleri
gördüğümde..
geri döndüğünde;
bazıları kötürüm kaldı ardından,
bazıları da müzmin aşık..
ben mi?
evet,
tüm çirkinliğime aldırmadan..
yine,
yeniden,
o aynı bilindik
his.
kulak kabarttığım
hayal meyal isminin yanında
sadece soyismini biliyorken,
yetmez mi  onu bulmaya?
ondan bir tane daha
olabileceğini düşünemiyorum.
eğer bulursam,
ki sarhoşum resmen
geriye alınmış bir saat aralığında..
kimine göre 2 kimine göre 3..
diyorum ki,
evet kadıköy'ün en güzel şeyiydi kesinlikle.

Wednesday, October 27, 2010

nadnah.

Bence bu senin ilk denemen, doğru mu?
Evet. Köprülerde yaşamıyorum.
Ben yaparım.
Neyi yaparsın?
Köprüden atlamaya çalışmayı mı?

Hayır, insanları işe alırım.
Kimleri?
Asistanları.
Tükenmiş kadınlar benim sermayemdir.
Genellikle onları burada...
...ya da baharda,
yüksek çatılarda bulurum.
Kışın köprüleri tercih ederler.

Benim gibi.
Hayır.
Senin gibiler değil.
Düzeltilemeyecek durumda olan,
kolu bacağı kesilmiş kimseler.

Onlara ne yapıyorsun?
Iskalıyorum bazen.
Bu bir denge meselesidir.
Yaş 40'ı geçtiğinde,
bıçak fırlatma düzensiz bir hal alıyor.
Bu yüzden köprüdekileri işe alıyorum.
Yardım etmek istiyorum.
Her şeyi bitirmek istiyorsan,
deneme evresi için seni işe alabilirim.

Hayır teşekkürler.
Kendi başımın çaresine bakarım.

Tabii. Haftaya yine buraya gelip
ayakkabılarına bakıyor olacaksın.

Fantezi tekliflerinle beni kandıramazsın.
Köprüdeki üzüntülü bir kızın
kolay hedef olduğunu sanıyorsun.

Yeter artık!
Kusura bakma!
Asla hedeflerimle yatmam.

Bu senin sorunun!
Senin peri masallarının arasında kaldım.

Atlamak istiyorsan...
...atla.
Nerede olacaksın sonra?

Yakında öğrenirim.
Aptal mısın, nesin?
 
.. evet, bugün gördüğün bendim.

Monday, September 13, 2010

bir haricinin ardından...

hissettiğim sıcak mı bilmeden..
kalktığımda küçük bir
fil karşılamıyorsa karnımın üstünde
beni..
yollarını kaybetmiş
kelebekleri  göremiyorsam artık
o kumsalda..
gözlerimi kapatıp
ayaklarımı suya sokuyorum,
sıcak olduğunu söylüyorum.

meleze.

Thursday, September 02, 2010

because i like the way it hurts.

kredi kartınızı manyetik şeridinden 
delerek kullanılmaz hale getiriniz 
ve en yakın şubemize teslim ediniz.

olsun.. 
olsun.

Saturday, August 28, 2010

sorun ?

beni hayal kırıklığına uğratamazsın,
çünkü ne olursan ol,
tam istediğim gibi birisin.















- sorunda tam bu ya.

Friday, July 02, 2010

pastörize edilmiş aşklar ve kırmalar.

toplanacakmış
tüm kırmalar..
çünkü vahşiymiş her biri..
kendi elinizle onu bu hale getiren sizden
başkası değilken,
uyutmaya karar verdiniz
onları şimdi canınız istediği için..
hiç ısırmayacakları yoksa bile
o pis etinizin tadına bakmak
zorunda kalacaklar şimdi..
korkmayın hiç ısırılmadıysanız ..
bilin ki -sadece- çok acıyacak..
sancısı bildiğiniz tüm o sözde acılarınızdan daha fazla hem de..
ne zannediyordunuz?
kuzu kuzu vuruşmadan gideceklerini mi?
size göre sizi sevdiklerinden daha fazla
nefret edemezler değil mi?
ne de olsa vahşiler değil mi her biri?
neyse korkmayın hiç öldürmediyseniz
onlardan fazla canınız acımaz sizin
bundan emin olun..
ne de olsa siz 'insansınız'.

Saturday, June 12, 2010

ritüel.

bir gün bir yerlerde buluşup
'güveler ve kelebekler' den bahsedeceğimi söylesem
anlatsam sana yarım yamalak hatırladıklarımı
bugüne dair aklımda kalanları..
'ben bu filmi izlemiştim, biliyorum.'
dediğini söylesem.
..
buraya en başta yazılanları da silmiştim ya zamanında gerek de yokmuş aslında.
olayın dışından bakmak lazım dediğin gibi..
9-10 sene sonraki ben,
senin bir 9-10 sene önceki mantığına
yarılasa yolu..
9 üzerinden 10'luk bir gelişme olurdu herhalde.

Wednesday, May 19, 2010

sandbox .


...
ölesiye korkuyorum alıp götürülebilirim bir yerlere.. üstelik gece ve gündüz kafamın içindeki 'kadınadam' değil sahibi  bu sefer duyduklarımın.. bu dış dünyadan gelen.. bahçe duvarının üstünden ilk atlayışımda beni tartaklayan o soğuk gelen sesin olduğu yer.. dışarı çıktığımda kaçarcasına ne soğuk ne de sıcak vardı hissedebildiğim.. kuru  hava yüzüme çarpıyordu tek,  bir an durup kanı çekilmiş yüzümü inceledim yansımamda.. gözyaşı dökmeden ağlayabilir mi insan, becerdim sanırım ben bugün.. burnumun direğini sızlatana dek hem de.. odama girebildiğimde.. uzunca zamandır o aidiyet hissine uzak durduğum odama.. nasıl da birden her iz bana ait durmuş göründü..  bok gibi görünüyorumdur diye düşündüm,ama rahatsız etmedi hatta güzel biri karşıladı dışarıdaki halimin aksine.. inceledim yüzümü uzun uzun.. zamanı durduramasam da hayatı durdurmuştum oysaki ben.. asılı kalmıştı düşüncelerim.. elimi uzattığımda hissedebiliyordum. bu bana huzur veriyordu çünkü.. ne olursa olsun ait olmak.. ama şimdi ölesiye korkuyorum  beni götürücekler diye, ki kokusunu aldılar  korkumun.. aklıma düşen olumsuz ne varsa hep gözlerimin önünde gerçekleşir günü geldiğinde.. bundan korkacağımı tahmin ediyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.. ödleklikten değil, çünkü izin vermeyeceğim zaten beni götürmelerine bu kadar korkarken.. vermemeliyim.. koşabilir miyim yeteri kadar hızlı ya da yeteri kadar iyi saklanabilir miyim bu sefer.. bilmiyorum.
öylesine korkuyorum ki 'kadınadam' bile elimi bıraktı bugün.. 
'sana yardım edemem' dedi ..
...
mademki bu gece rüyama gireceksin yine ve yine,
bu sefer beni de alıp gitsen?
come and get me come and get me in my sleep.

evet -ki nin kullanımında bazı istisnalar var, fluoresanın sadece beyaz ışık verdiği yanılsamasının aksine..

Sunday, May 09, 2010

jospi .

sakladıklarımı görmene gerek yok jospi.
..
bazılarımız durdukları yerde öldüğünü söylüyor .
( dünya boktan , sen tamsın , kurduğun cümle eksik )
bazılarımızda eski yıpranmış bir hatırayı
korumak için apışıp kalmış bir çatı .
( sanki eline alsan , yapacaksın gibi .)
..
bu dünyada insan dediğin ikiye ayrılır jospi
bir : ayrılıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi
davranan medeniler ; bir : atlarına davranan
barbarlar . onlar atlarını çöle , topuğunu dikene sürerler .
..
bilesin , sultan sazlığı'ında boynu eğri bir kuşun
ince boynuna yediği kurşun gibi hainiz hepimiz .
şehirlerimizde bizim birbirimize verdiğimiz sözler jospi ,
ohooooooo ...
..
yalan dünya , pıtraklı memleket !
bu dünyada insan dediğin ikiye ayrılı jospi .

..

















bütün günüme bütün güneş düşse ne olur,
ne yazar üstümden bulut bütün yürüse
bir tutmuyor beni, ayrılıyorum ikiye.
..
sakladıklarımı görmene gerek yok jospi.


- jospi ; bir garip iguanoğlan .. ne işim var benim burada der gibi bakıyosun ya , ne diyim haklısın .
yanlış , çok yanlış . 

Saturday, May 01, 2010

izinli .


tuhaf şekilde sakinim .  aklımdan çıkmıyor ama düşünmemeye çalışıyorum. çok kötü hissediyorum aslında ama gün boyu neşeli görünmeye çalıştım . hiç tanımadığım insanlarla muhabbet ettim. güzel bi kız var , bi ara bayıldı . ona üzüldüm . uyuduğum uykunun piç olmasından ve çok ağlamaktan kaynaklanan baş ağrısından kelli sersem gibiydim . ama dersi dinledim . sakindim . sabah metroda gözlerim doldu bi kaç kez . sanki insanlar bana acıyarak bakıyordu . ama ben kimseye bakmadım . boş boş etrafta göz gezdirdim . aslında kızlara söylemeyecektim ama  dayanamadım , anlattım . aslında pek bi ayrıntı kalmamıştı kafamda . anlatırken tekrar tekrar ne kadar saçma bi şeyin tam ortasında olduğumu fark ettim . anlayamıyorum . uğraşmıyorum da . ama sorguluyorum bol bol . nasıl 180 derece çark etti 1 günde , ben gerçekten söylediklerini düşündüklerini hak ediyor muyum , peki şimdi nolcak , dayanabilir miyim , unutabilir miyim , naparım , o napar , beni özler mi , özlüyor mu , o ne durumda acaba , o da benim kadar üzgün müdür/üzülmüş müdür ,  neyi bekliyorum , beklemek sonuç verir mi , arar mı ki falan bi dolu şey . dersten koptuğum anlardan birinde aklıma geldi de , madem “sorun” benim her şeyi anlatmam , hele de kötüysem dert yanmaktan çekinmememmiş ; demek ki bu kadar derinlik istemiyor . yüzeysel bi adammış da ben mi fark edememişim anlamaya çalışıyorum . bi yandan da düşünmeden duramıyorum . kullanıldım mı ? artık başka heyecanlar mı istiyor ? daha ne istiyor ? ihtiyacı olan-olmayan her şeyi verdim ben ona zaten . ama yetmemiş . ya da belki fazla mı gelmiş ? milyonlarca soru . cevabı bende olmayan sorular . onun cevabı var mı onu da bilemiyorum . kendisini sorguluyor mudur ? fedakarlıklarımın farkına varabiliyor mudur ?  yoksa sadece “kötü” şeyler mi aklında olanlar ? düşünüyor mudur ?  22 saat falan oldu . uyumuş mudur dün gece ? ben uyudum . hatta sızdım . çok ağladım . gözlerim ağrıdı . o kadar ki sabah kurbağa gibiydi gözlerim . balon olmuştu . yataktan kalktığım gibi kurbağa -ki gece attım yataktan- , kuzu ve ineği , onun axe deodorantını  toyiki poşetine tıktığım gibi kullanmadığım odaya attım . gözüme görünmesinler bi süre . aslında ortadan kaldırmam gereken çok şey var onu düşünmeyi engellemek için .  başta ben , bana dokundu . öptü , sarıldı ,  okşadı . kucağımda yatmayı çok severdi diye bacaklarımı kesmem gerek . ellerimi tutardı öperdi . ellerimi de koparayım en iyisi . saçımı okşardı , boynumu öpüp koklamayı çok severdi . kelleyi kesip atayım . dudaklarıma ne demeli ?   ölsün onlar ! zaten dudaksız yemek yiyemiceme göre kısa süre sonra ben de göçerim . peki değer mi ? bilmiyorum . o'na her şey değerdi benim gözümde . o kadar gözü karaydım yani .  ama bunu daha önce de yaşadım . 16-17 yaşındaydım . ilişki bittikten sonra o kadar bezgindim ki ilaç kullanmam gerekti düzelmem için . kendime güvenim taban yapmıştı , insanlardan korkuyordum , sosyal açıdan sıfıra inmiştim . kabahat bende . ben izin verdim beni o kadar yıpratmasına . o'na da verdim . ama mutlu da oldum . hem de çok . o yüzden izin verdim beni kırmasına . ama artık bilemiyorum . hala çılgınlar gibi seviyorum . onsuz nasıl yaşarım düşünemiyorum . çok kırıldım . o çok kızdığı sözlükte tam da önceki gün bi yazı okumuştum . bi insanı kavga etmeden tanıyamayacağınla ilgili . gerçekten kavga diyebileceğimiz ilk şeydi dün geceki . ve hiçbir şeyden çıkmıştı . bağırıp çağırmıştı . rahatlamış mıdır bana kinini kusunca ? sanmam. rahatlamasın da . içi içini kemirsin . uyuyamasın . beni özlesin . her baktığı şeyde beni görsün . gaipten sesimi duysun . hep huzursuz , hep diken üstünde olsun . çok üzülsün . dayanamasın . isterse geri dönmesin . ama hayatı beni özleyerek geçsin . bunlar ve kafamdaki daha bi ton şey . asla beddua değil , dilek . en az beni üzdüğü kadar üzülsün . kahrolsun . o da sevsin birini , o kız da o’nu üzsün .  benden daha çok hem de . ve o an , beni hatırlasın . bana naptığı kafasına tuğla gibi insin . ama o tuğla o'nu öldürmesin . iyice kafasına yerleştirsin beni . hiç çıkmamayım ordan . lanet gibi . tamamen aklımdan geçenleri  döküyor ellerim . tıpkı üzüntümün gözlerimden  döküldüğü gibi . ağlamadım yazının başından beri . kendimi tuttum . ama gözüm kulağım hep telefonda . belki arar ha ? belli mi olur ? anlar hatasını , beni aslında ne kadar çok sevdiğini falan söyler . dün gece demişti çünkü . seviyor . o da beni seviyor . eskisinden çok daha fazla . özür de istemiyorum aslında . dün gece hiç yaşanmamış olsun sadece . bi konuşsak . ama normalmiş gibi konuşsak . ayrılamam ben senden dese . gözümün şişi anında iner . musmutlu olurum . arkadaşlarımı ararım  anladı derim . hata yaptığını anladı . annemi ararım . bu kez mutluluktan ağlarım . o benden daha çok sevinir mutluluğuma . mutlu mutlu uyurum . artık normaldir herşey . o gece hiç olmamıştır . 10 mart 2009 tarihten silinmiştir . ama arar mı ? ne dersin sevgili bilgisayar ? o’nunla gidip aldığımız , almadan önce defalarca gezip bi şey beğenemediğimiz canım bilgisayarım ? aldıktan  sonra gidip karadeniz pidesi yemiştik . önce enfes turşu kavurması ve mısır ekmeği . biraz kıskanmıştı seni . çok güzeldin . o da isterdi seni ama parası yoktu . benim de yoktu ama gerekliydin . iyi ki o zaman alımışız dedik 1-2 ay sonra dolar yükseldiğinde . seni de mi kırayım a canım bilgisayar ? içindeki programları o kurdu . varlığının müsebbibi . mutluluğumun da mutsuzluğumun da mimarı . o pek çok şey .  o’nun için hiçbir şey olmaya dayanamam . o dememiş miydi “biz neyiz şimdi ? ben sana arkadaşım demek istemiyorum … tabi sen de istersen” ben de “tamam” demiştim . o zamandan boyun eğmişim . kabullenmişim o ne dese . iyi o zaman , arkadaş olmayalım. birbirimizin her şeyi olalım . olmadı , çok şeyi . kim kimi tamamen tamamlamış ki biz birbirimizin her şeyi olalım ? olamamışız da zaten . o bana çok şey oldu ama ben o’na ne oldum ? o'na ne oldu? ne oldu da böyle oldu . canım diyen ses bana nasıl oldu da bağırdı ? ben ne yaptım o kadar sinirlendirecek ? o kadar mı kötü bi insanım ? ya da kötü bi sevgili ?  hayır değilim . bunlar bana hakarettir . mükemmel değilim ama içimdeki kötülük herkesinki kadar . haketmiyordum . haketmiyorum . o da anlasa .  tüm gün elim telefondaydı . hatta bi ara öğretmen hattım çekmemiş de annem aramış diğerinden . o aradığında fotoğrafı görünür ekranda . dizime yatarken çektiğim çok güzel bi fotoğraf . ekranda sadece isim yazıyordu halbuki . yine de heyecanlandım . o sandım . değildi . zaten beklemek kabahat belki . önce bi siktir çekip cevap verdim . annemin sesi endişeli . merak etmiş tabi kadın . o kadar çok ağladım ki gecenin köründe korkar tabi kadın . ben uyudum , annem uyuyamamış beni düşünüp üzülmekten . anne yüreği . acaba diyorum annesine beni mi anlattı da 1.5 seneden sonra , kadın ters bi tepki verdi de mi böyle oldu ? yanıtsız sorulardan biri işte . annem arıyor 1-2 saatte bir . korkuyor . bana bi şey olmasından , eğer çok üzgünsem kendime bi şey yapmamdan korkuyor . korkmasın . iyiyim ben . bu durumdaki biri için süperim hatta . ama olur da bana bi şey olursa , tek suçlusu o’dur. osmandır . Yoldan geçerken araba çarpsa da , merdivenden ayağım kayıp düşsem de , maket bıçağıyla elimi kessem de suçludur . çünkü dalgınlığımın sebebedir . elleriyle boğmasına  kalbime bıçak saplamasına gerek yok . zaten taa istanbul’dan uzanıyor elleri . boğuluyorum . nefes yok . duman soluyorum . kalbim sızlıyor , bıçağa ne hacet . yaklaşık 23 saat oldu konuşma başlayalı . 1 saatten fazla konuştuk . o bağırdı aslında , konuşan bendim . ama insan bu kadar mı kibar kavga eder ya ? hayret yani .  o bağırma seansı bittikten sonra o kadar sakin , hatta ruhsuz bi konuşma . kavga demeye dilim de varmıyor aslında . söylenen bi şeyi anlamadığımızda “efendim” falan dedik ya . seviyomuş ya hala , saygı da sevgiden gelir . hala saygılı . şu an ne yapıyor acaba ? arayamam . aramam . beni mi düşünüyor ? günü nasıl geçti ki ? yemekte ne yedi ? yorgun mudur ? bu gece napcak ? yarın dersi kaçtaydı ki ? soramam ki . hep soru olarak kalır belki bu cümleler . cevapsız . bir sürü soru gibi . ama dün sorduğum sorulara cevap verdi . bazısı çok mantıksızdı aslında . anlayamadım . çetrefilli . “peki beni hala seviyo musun?” dedim “evet” dedi . sustum . sevinemedim . doğruyu mu söyledi yoksa vicdanını rahatlatacak o’na göre minik , bana göre dünyadaki en büyük yalanı mı söyledi ? cevapsız . vicdan muhasebesi muhabbetiyse ya da bi ihtimal beni (daha fazla) üzmemek  için yalan söylediyse , hala değer veriyor demektir . kim bilir …

en iyisi yazmayı bırakıp biraz ağlayayım . ama önce how i met your mother var . izleyim . belki açılırım . sonra bi de duş . arınıp çıkarım . onun koklamayı pek sevdiği saçlarımı kuruturum . belki uyurum .  yarın uzun olacak ..
unutmuşum . eskiden beni engellediği adresinde şu an “nil karaibrahimgil SEVİYORUM SEVMİYORUM” yazıyor . kavga (!) da böyle çıkmamış mıydı sahi ? kıllanıp aradım ve olaylar gelişti . düşündükçe yazarım . düşünmek istemiyorum .
hala facebooktan silmemiş . ilişki durumu da stabil . “complicated” . ben de onu seçtim dün gece . işler bu haldeyken hala ilişkideyim diyemezdim . kızlar geçicidir , 2 gün sonra aklı başına gelir de özür diler , zaman ver dediler . bakalım . zamana sıçayım .
bensizliğin nasıl olacağını merak ediyormuş . merakını gidersin bakalım . bensiz kalsın. mutlu olursa ömrü boyunca bensiz kalsın . sevgisiz , aşksız , mutsuz , umutsuz kalsın . kalakalsın .
aramıyorum . sabrediyorum . o dediği için değil . çağrımı redderse daha çok kırılmaktan korktuğum için . ya açarsa ? o zaman da tekrar ödün vermiş olurum . dün gece de dedim . ipleri senin eline vermişim hepten . ayrılmak da ayrılmamak da sana bağlı . ilişkinin gidişatı da  sana tabi . suç bende aslında . bizi bu hale ben getirdim . seni çok sevdim . biraz fazla sevdim . o da biliyor .
11.03.2009, ankara*


+onu  mu çıkarmış çıkara çıkara .. bakış açısı da önemli sanırım .

-kesinlikle zaten sanırım bu yazının önemini , anlamını tam anlamayacağından korktuğum için kendime sakladım onca zaman .
+olabiliyor ama gerçekten her şey açık olsun bir o anlamayabiliyor 
pekala .







*gerekli tüm izinler alınmıştır. 
 

Wednesday, April 28, 2010

blog .

 '' sana güvenmiyorum .''

Saturday, April 17, 2010

mungan'a sorulmayacak soru .

uzun uzun yazmaya gerek yok
rahatsız etmeye de
nasıl olduğunu merak ediyorum
sadece .

herkesvebirkaçkişi'den.
sele kapilan her zaman birkaç kisi ...
kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan ...
kimi ayrılamaz karanlıktan ...

de ki ..
suyun içinde dibe çekiliyor gibi hissedeceksin
ilkin güzellikler siliniyor gibi hissettiriyor
güzel hiç bir şey kalmadı diyorsun
sonra
kendimi kandırdığıma inanamıyorum galiba
gelecek ..
daha sonrası bende bilmiyorum
henüz okumadım
bitmesin diye eski sayfaları
tekrar tekrar okuyorum
çevirmiyorum bir şekilde işte ..
evet yanlış farkındayım .

unuttum diyorsun bir gün .
anımsamak için
karanlıkta bir dua okuyorsun
kendine 
gülümsüyorsun .
'hoşgeldin.'

bugün ne yapmalıyım
daha da yaşanmaz yapmak için
pamuklar içindeki
ağrısız hayatımı ..
sağlığım var şükretmeliyim
tüm hastalıkları
uzun uzun
atlatıyorum .

herkes acı çekiyor yazılanlara bakılırsa
kimse birbirine acımıyor gördüğüm kadarıyla
kimse acısız yapamıyor anlaşıldığı üzere
ortak kanı ;
kimse kendine acımıyor yahu !
tanrım hepimiz acınacak haldeysek
yukarıdan gördüğün kadarıyla
acımız , kısa ve acısız olsun
amin o halde .

Thursday, April 15, 2010

ich bin alice .

you know it's been on my mind
could you stand right here
look me straight in the eye
and say that it's over now

..........
hani seni delirtmeme ramak kala
geçen işte senle otururken
yanımızdaki elemanlara verip veriştirmiştin ..
durmuyorlar  kavga etmeden
yapabileceğin bir şey yok dedim ..
kimseyi bulamayıp yalnız başlarına kaldıklarında
kendilerine sarıyorlar ..
bizi ilgilendirmiyor
beni , seni .. siktir et
kafam güzeldi
sarhoş değildim ama psikolojisine
girmekten kendimi alamıyorum
bir an çok eğlenceli geliyor ister istemez ..
işte o yaptıklarımdan sorumlu değilim hissi ..
biraz vandallığa kaçıyor tepkilerim
bir de tam anlamıyla sarhoş olsam
kesin sağlam bir dayak yemiştik
benim yüzümden ..
ya da sahiden deli zannettiler de bulaşmak istemediler
ne yapsaydım aklıma getirdin
aklıma geldi
ve tekmeledim bende oracıkta
kamu malı değil ya ..
sonra eve gittik
içmeye devam ediyoruz
biraz ağladım kendime gelince
sen sızmıştın ..
seni görünce kaydım ben de
uyumuşum ..
rüyamda bile tartışıyoruz oysa
daha da doğrusu
o bir laf söylüyor
cevabı olmayan bir soru bana ..
ve çıkaramıyorum her nasılsa
belki her şeye sıkıcak bir şey buluyorum mantıklı mantıksız
ama yok olmuyor
uykumun hangi evresindeysem artık
bir süre toparlanamıyorum
sonuçta istemeye istemeye uyanıyorum
sabahın abuk bir saati
dönüp duruyorum
her gün aynı gün
ne yaparsam yapayım sonuçta tam bir günün ayrı ayrı kesitleri ..
her gün hayatının son günü gibi
sadece farkındasın
tabii yapabileceğin şeyler sınırlı
ben gibi değilsin
aklıma gelen her şeyi yapabilme
ehliyetim var
aklıma düşmesi yeterli senin aksine
yok kaybedecek bir şey olmaması durumu değil bu
izlediğimiz o elemanlardan farklı olarak ,
hep kazanabileceğim şeyler olduğuna inanıyorum ben
sadece bazen nasıl yapabileceğimi
unutuyorum ..

dün gece ..
karşılığını alamadığında nefret edemiyorsan işte bu o ..
bak dün gece de tam tersini söylüyordum işte böyle biriyim
her ikisinde de ciddi olan biri ..
bunu ben dedim .

yeah we pay our debt sometimes ..
yeah , hem de çok pis ..
sanırım kanser olucam .
diriye ölmek kolay .

Friday, April 02, 2010

[son defa] edit.

14 yaşın heyecanı vardı dün
rüya'm gerçek oldu
hatta konuştum her biriyle dokundum gerçekliklerine
an'ı hissettim..
tek başımaydım, olması gerektiği gibi, 14 yaşımdaki gibi.
sadece müzik değil bu,
14 yaşında henüz varlığından habersiz olduğun
'tutkularınla' tanışmak..
ve olması gerektiği gibi de oldu..bilemiyorum
14 sene önce şu an olduğum kişi olmayı ister miydim bilemiyorum..
renkler değişti, evet hem de defalarca
ama tutku hep aynı kaldı içimde..
son defa?
kim bilebilir ki.

yabancım..
çerezi paylaşalım dedim bu bana fazla gelir mundar edeceğim yoksa
midye söyledim eksik olma dedi
o daha iyiymiş dedim
geldi yanıma yer açtım  tanımadığıma
benzettim ama sanki birine
ismimi söylemedim o da sormadı zaten 
şerefe dedik extra'mla premium tokuştu..
ses yok ama var bir şeyler belli bir iki havadan sudan cümleden sonra
kim ilk açtı bilmiyorum muhabbeti ama
muhtemelen 'içiyorsun, derdin benden büyüktür' benzeri bir şey dedim
tek bir nefeste.. yaşımı sordu
yaşıtımdı..
'insan derdi en iyi  yabancıya anlatır' dedi sonra
'niye senin derdin benimkinden küçük olsun ki istersen dinlerim' dedi..
'o kadar zaman oldu ki boşver' dedim sonunda - anlatacak bir şeyim yok..
baktı benden ses yok
üstelemedi ama kafasını geri çevirdi benden yana
anlattı
kızımı düşünüyorum dedi..
ismini sordum miray dedi
hem güneş, hem ay gibi, parlak.. çok güzel dedim, allah bağışlasın
kaç yaşında dedim

20 günlük dedi
ama erken doğdu kuvözde şuan..
yüzüm yanmaya başladı çünkü
hani derler ya herkesin derdi kendine büyük
ben kendi kendime sallanırken kabuğumda,
sesini duydum içimdeki çıtırtının
..
..
solunum cihazına bağlı
belki yaşamayacak olan parçasına ağlayamıyordu bile
-gerçek erkekler ağlamıyordu, evet..
mucizesini kaybedecekti bir kabullenme vardı hatta
sabrediyordu, ağlamıyordu..
senin yerinde olmak isterdim dedi anlatmazken kendimi..
ben anlatamadım yine neyi anlatabilirim ki
hangi yüzle?
kavrukluğun kokusunu aldım mı yanımda
doğrucana susuyorum bir süredir bugünlerde..
ağzımdan çıkamadı yine bir tam cümle..
artık biliyorum, kesinlikle yanacağım ama benim yanacağım yer bu dünyada değil..
sabretmek de beceremediğim tek şey galiba 
birden döküldüm
'sen ağlamıyorsun bari ben ağlayayım' dedim o zaman..
gülümsedi bana..
burnum sızladı.. çok geçmeden.. geldiler bir bir
nisanın ilk gecesinde yanaklarımdan aşağı atladılar
ve oradan  denize ayaklarımın ucundan..
usul usul..
kızdım bir yerlerde bir şeylere
en çok kendime kızdım..
küfrettim kendime..
rahatla dedi değmez hiç bir şey için
her şey bir sınav
doğru bir insanım demek ki sınanıyorum bu hayatta
isyan etmek en kolayı ama söylesene eline geçen ne sonunda..
oturduğum yakaya baktım yağmur yağıyordu sanırım
bir kaç şimşek saydım..
bunu bana söyleyen kaçıncı kişiydi..
evi uzaktaydı oturacaktı biraz daha telefonu çaldı ifadesi biraz belirsizleşti
ben kaçıyorum dedim ben de yolcuyum dedi kalktık beraber
kendine iyi bak her neyse dert etme dedi
geçmişe değil geleceğe dön yüzünü
değiştiremezsin artık ne yaşadıysan
değmez hiç bir şeye
gülümsedi gitti..
o geçite saptı ben yokuşu tırmanmaya..


kulağımda müzikle
yukarı yürürken sallanıyordum saymayı bırakıcak kadar içmiş bulunmuştum 
farkında olmadan..
ama algım olabildiğine açık..
alkolün boşluğuna ihtiyaç duymamam bundan sanırım..
hissetmek için yardımcı gereçler gerekmiyor çoğu zaman..
kabul piskopatlık da var serde az biraz..
ama ağırlaşmak istedim kendimi sakinleştiremiyorum çünkü
çok güçlü hissediyorum bu farkındalıkla
bir bok değilim ki oysa ben..
nokta olmanın dayanılmaz çekiciliğini düşündüm bu 2 yakalı koca şehirde..
cidden büyük geldi..
ben değilim.
bir şeyler daha olmuştur mutlaka o saatlerde bir yerlerde hissettim..
müzik, 14 yaş diyordum hani.. hepsi aklımda hani diyorum ki üstüne
dünyanın en şanslı insanıyım herhalde bu aptallığımla..
ve aynı ben en mutlusuyum bunca mutsuzluğuma rağmen..
mutluyum kendimi kandırmıyorum..
ve mutsuzum aynı zamanda nasıl bilmiyorum tiksinmiyorum kendimden..
gülümsemeliyim dedim kendime..
gülümserken dudağımın yarık olan yanı seğirdi caddeye vardığımda..

asıl mutluluk resim, onu elde tutmak değil.. kendime sahibim.
çünkü kendimi de kandırdım en başından.
bak şimdi. buraya bi gülümseme gelecek.
mundar ettim yazıyı. ama evet güzeldi 01-02 nisan aralığı
özetlen..
soundcheckte ki muhabbet, muhteşem almancam, rıhtımdaki ağlak ben
ardından gelmiş geçmiş en zevk aldığım konser..
herşey ama herşey
-olması gerektiği gibi-
mükemmeldi.
bir yanlışlık olmalı mutlaka ya da cidden bir şeyleri değiştirdim kendimde..
bu sefer doğru yaptım..
döndük tek parça gecenin kör vakti yakamıza ağırlaşmış kafamla..
nasıldı dedi kardeşim
iyidi yahu işte dedim.. gelseydin sende..
ama yalnızdım..
iyiki de yalnızım..
iyiki de böyleyim..
mutlu ya da mutsuzluktan değilim hissetmeyi seviyorum..
her gün bir sınav benim için..
erken doğmadım belki ama yaşamam mucize gibi geliyor şimdi düşündüğümde..
1 bana 1001 de bana..

Sunday, March 21, 2010

imogen.


..ve kış biter. i feel so useless, do you?

Monday, March 15, 2010

hayat ve anlamı.

geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. ne yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. yok yani. işin en fenası da bu yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte türk kahvesi için tek bir sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. çat! şimdi evde iki kişi kaldık. kedimiz tortor da bu vesileyle üzerime kaldı. yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. kısa sürede çok üzüldüm.
üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. insan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok. çok yalnızım. ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt, çıt ya da güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. geceleri uyumak çok zor. içki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye sokuyorum.
gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapı tv’ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. sabah kalkış kısmı daha fena. uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok. zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. sabahın köründe kargalarla birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. ‘hayat devam ediyor’ filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. neyi devam etsin? benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. hem de sıfırdan.
sevindiğim şeyler de var. son bir yılı reklam ajansındaki işimden ayrılıp evde nursel’le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan şeylerden biri. ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve mutluyduk son bir yıl içinde. evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara bulutlara, tortor’a bakıp gülüyorduk. çok mutluyduk, gerçekten. çoğu insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. ne yazık ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. şimdi o mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. yalnızlığın bir başka karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar.
sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. neyse ki şimdi kendisini heybeli’ye bıraktık. bir süre sonra o da adanın bir parçası olacak, heybeli’ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek, topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden gelen yavru bi kedi olacak. şimdilik beklemekte yarar var. hiçbir şey kaybolmuyor, bu da bir gerçek.
hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. hâlâ da düşünüyorum galiba. hep istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım, zora gelmedim, her işim iyi gitti... ama geçen haftaki bomba biraz fena patladı bende. şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım. bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.
‘küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım’ gibi zırvalar vardır ya, işte biz aynen o laflardaki gibiydik. küçük ama mutlu bi hayatımız vardı. dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. susadığı zaman götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz gerekirdi beni anlamanız için. sabahları sağlıklı olalım diye tek bi aspirini içip “şimdi mükemmel olduk” diye salak salak sevinirdik. bahar geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. insan burnuna çin yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? bazısı seviniyormuş, o da bana denk gelmiş. şans işi işte.
bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. zevklerimiz çok farklıydı ama bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. insan olmayı, çevremi sevmeyi nursel’den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı. krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu. daha öğrenecek çok şeyim vardı.
beni hayata bağlayan şeydi kendisi. o gidince iyice saçma sapan bir insan olacağım gibi hissediyorum. bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. dımdızlak kaldım evde, bir de kucağımda tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların gölgelerine bakıyoruz işte.
durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan. hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş,
bi kere daha ayılıyorsunuz. ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor. anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik. naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. çekiliş hep devam edecek.
bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. zaten tüm fotoğraflar benim aklımda. zamanla çıt çıt açılıyorlar. şimdi onlara bakmak için çok erken.
karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor insanın içini. aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi sıcaklık kalıyor. bakalım ne olacak? hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.
geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. yani var ama, yok. üzücü ama gerçek, ne yapalım?
şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. yani var ama, yok.
k.s.
..
en bencilinden bir gözyaşı nursel'e her kim oluyorsam..
evet yaşamak bir sanat. hem art hem leben ikisi bir arada..
Free Hit Counter