Saturday, August 30, 2014

kamburun yeğeni.

neyi anlatsam onu kaybediyorum.

ne desem, hani olur ya günün birinde, deniz kıyısında kayalık bir yere gitmişsinizdir; elinizde bir şarap şişesi vardır; ayaklarınız çıplaktır; dalgaları seyretmişsinizdir. ya da böyle bir şeyi hayal etmişsinizdir.

boş bulunup da -ki başka türlü bir şey anlatılmaz- birine anlatırsanız, en geç iki üç gün sonra "gel!" der, "sana bir sürprizim var". hâlâ alık alık bakarsınız, ve ayıptır söylemesi, bu yaşa gelmişsinizdir, hâlâ bir şey bekler, sürpriz bir şey olacak sanırsınız.

(tüm sürprizlerin!... sizden çalınanlarla gerçekleştiğini ve yeni bir şey gibi sunulduğunu unutup.. -size müstahaktır ya neyse..).

sizi, sizin kayalığınızdan daha alçak bir kayalığa götürür, elinize daha aşağılık bir şarap verir, ve "hadi" der, "hadi mutlu ol".

Monday, August 18, 2014

behind blue eyes.


Sunday, July 06, 2014

bir Faik sen misin?


Friday, June 27, 2014

alexander the little.

hep bir beklediğimiz vardır.
oysa iyi biliriz kimsenin gitmediğini
ve
kimsenin çağrılmadan gelmeyeceğini.

666.

olmayacaklarla,
ölmeyeceklere..

dirty diana.

karanlık odanda
o sıcak, beyaz teninle
sen hiç kir tutmazsın değil mi ?

Wednesday, June 25, 2014

tabir.

yeteri kadar acıdan sonra,
bu seni kalpsiz biri değil
ruhsuz biri yapıyordu..
koku alamayan, 
kulakları sağır ve yüzü parçalanmış bir
dövüş köpeği..
neye dövüştüğünden bihaber,
yüzlerine aşık olduğu sahiplerince aç bırakılan..
bir kırma.

Tuesday, June 24, 2014

taking for granted.

bir film izledim hayatım çok değişti.

bu film ne kadar ''biz''

aynı ben, aynı sen, aynı biz.

etkilenme hemen ''piç'',

eninde sonunda herkes yalnız ölecek

''sen'' dahil.

ve hayır,

sandığın kadar özel değilsin.

zorun ne?

eksiltmedin,

öldürmeye kastettin..

ne başarılı oldun,

ne de tam olarak başarısız.


bir yerlerde, dünyanın sonu..

gün boyu uzanıp, 
günün çeyreklerine
sıkıştırmak açlıkları..
siz neye acıkırsınız bilemem gerçi
ve en önemlisi düşünmek düşünmemeyi..
hayalini kurmaktan kaçınmak hayal etmenin nasıl bir şey olduğunu..



Friday, May 30, 2014

Íñigo & Valérie.

-Merhaba.
+Selam.
+Merhaba.
- Merhaba.
+ Sanırım bilgi vermemişler sana.
- Sorun değil.
+Adın ne?
- Valérie.
+Ben Íñigo, memnun oldum.
+Beni kaldırıp yatağa götürebilir misin?
+Aslında kendim de yaparım...
...ama çok büyük efor sarf etmem
gerekecek.
Korkmana gerek yok,
pek bir şey hissetmem zaten.
Hayır üstümü çıkarmana hiç gerek yok.
Boynum dışında
hiç bir yerimi hissetmem ben.
Biraz da ellerim.
- Çok hoş kokuyorsun.
+Ne kokuyorum peki?
- Çikolata gibi.
+Çikolata gibi mi?
Bir iyilik istesem yapar mısın?
Parmaklarını oynatsana Valérie.
Parmaklarını kımıldat sadece,
senin için çok basit bir hamle bu.
Ben tek bir parmağımı dahi kımıldatmaktan
acizim.
Parmaklarımı ve ellerimi
hareket ettirebilmeyi...
...bu tekerlekli sandalyeden kalkabilip,
koşabilmeyi
...çiçeklere dokunabilmeyi ya da
bir kadifenin sıcaklığını hissetmeyi
...ve tabii senin gibi güzel bir kızı
okşayabilmeyi,
...kaç yüz bin kez hayal etmişimdir,
tahmin bile edemezsin.
Birbirimizi daha iyi anlayabiliriz Valérie.
Bazı şeyleri anladığımızda,
artık çok geç oluyor.
Kazadan beridir, ne zaman biriyle
karşılaşsam hep öğüt veriyorum.
- Ne öğüdü?
+ Hayatın tadı...
her gün çıkarılmalı, hem de tam manasıyla.
Gününü gün et!



Friday, May 16, 2014

my sweet isotopes.

keşke tüm bu yaşananlar
''sona iki kala'' rüyamızda yanan bir dünyada gerçekleşse,
dursak,
boşlukta ikiyi beklesek,
uyansak ve geçse.

Friday, May 02, 2014

shift + delete + yes.

hiç var olmamışcasına..
temiz, tertemiz..
hani uyuyarak kaçtığın boktan hayatın..
resimler, 
özel eşyalar, 
evraklar, 
mailler, 
kendin..


Saturday, April 26, 2014

Down in the ocean, one by one disappear.

If you should find yourself against the current
And light of your eyes go green to dark again
Just listen for that hymn we've always sung
'Is that how you drowned all your witches?'

Tuesday, April 15, 2014

pale blue dot.


Tuesday, February 18, 2014

that escalated quickly.

birileri gel demiş,
birileri gidecek daha,
birileri birilerini ayartmış,
birileri birilerine meyilli,
birileri birbirlerine dünden razı,
birileri birine sabah akşam ifşa peşinde,
birileri birisine su altında nefessiz,
birileri birisinin uykusunda gece ve gündüz,
birileri aldığından hayıflanır,
birileri verdiklerini alamadığında geri..
sözleri.
..
ara verin bi!

pick 'n roll.

..
çemberden geçip,
geçmemekle alakalı oysa her şey.
yoksa en basit oyunu ne kadar iyi uygulayıp,
uygulayamadığın değil.
göze hoş görünmeyi boşver,
çemberden geçti mi geçti.
ve tekrar dene.
öfke doluyken bile soğukkanlıca perdele aklındakileri diğerlerine,
tekrar ve tekrar
kaçırmayana dek
ne bir atışı ne de gözlerini.
dene ve yine dene..
ritmi yakalayana dek,
zamanı çöpe çevirmeden.
fırsatını yakaladığın ilk seferde
içine devril hayatın,
çizgilere basmadan,
temas olmadan..
temiz, tertemiz.
daha önceki hiç bir şeyle bağlantı kurmadan,
hızdan kesilmeden,
güçten düşmeden,
doğrulup içeri b(ır)ak.

Saturday, January 04, 2014

bir an cidden hak verdim, sonra geçti.

bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı'da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de Zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder.... dükkanda koltuk moltuk satardım. bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl Zagor'a kesikmiş. Zagorda kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik Sağmalcılar'a benim içimde bi sıkıntı... işi anladım tabii: Zagor'u ziyarete gidiyo. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara Zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle... önce öldü dediler Zagor'a, sonra komalık. Ankara'da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama bu sefer başka güzel orospu. Orhan'ın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. Zagor'a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, "nasıl?" diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, Zagor'a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyo hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyo milletin altına.gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, Zagor'a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyo itin. ne yaptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi.bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyo. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. Sinop'ta oluyo bunlar. ben de döndüm İstanbul'a. doğumuna yakın, Zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip Diyarbakır Cezaevi'ne postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen Diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... herif kafayı yiyo tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden.sonra çocuğu doğuruyo. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. çocuğu da alıp vın Diyarbakır'a, Zagor'un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. ben o ara İstanbul'da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. Zagor'un Diyarbakır Cezaevi'nde olduğunu duymuştum o sıralar. bi gece bi büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, Diyarbakır'a geldik diyo. baktım, sahiden Diyarbakır'dayım. bi soruşturma... Kale Mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik. 
o gece oturup düşündüm. oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte.''

Friday, December 20, 2013

stalkers gonna stalk.

herkes bir yerlerde birilerinden çalıyordu
zamanını, ilgisini, neşesini, parasını ya da inancını.
sadece göz gezdirip durdurabilirdik biz.
biz sıkışanlar..
araç için değil, amaç için ihtiyaç duyanlar.
yokluk çölünde olmayan bir vadiye sıkışmış,
ciğerlerine su dolan sizleri.
mutluyuz her neredeyseniz.
hayırlısı olmuş boşverin.
piriyadno.

Tuesday, December 10, 2013

bed of roses.

neden bilmiyorum
ama rüyalarıma girmeye başladın yine..
yüzün, sesin belirsiz
ama yanında hissettiğim duygu hep aynı.
hala aklımda bu şekilde yer etmen garip..
ben mi iyi biri olmaktan uzağım yoksa
cidden bu kadar kötü müydü  yaşananlar?
bu saatten sonra önemli mi diyorsundur..
iyi geceler.


Saturday, November 23, 2013

285.

aklı başındaymış..
başına geleceklerdense haberli (ya diğerleri?)..
pek bir  biçimsizmiş ötekinin dudakları
arasında hayali bir sarmayla (içmesini bilse ya)
berikinin ayaklarının altındaki yer başlamış titreşmeye niyetlenip
boğuk bir iş makinesi  sesiyle..
derdini anlatmaya yetecek dili yok ya ezilirken..
en kötüsü el memlekette
sallanıyor, devriliyor, evriliyorsun
olamayacağın bir şeye..
ne ağaca,
ne toprağa..
ne azalıyor acaba hayatta derken..
sen gelme 'ulan' ayı,
bir tek ben dönmüyorum.
uyuyalım mı?
(beraber?)

Wednesday, October 23, 2013

i bet you can't win!

şimdi kurallar..
asla %3'ü geçmeyeceğiz,
duygusal hareketlerden kaçınacağız,
sabırlı, sabırlı
ve özellikle sabırlı olacağız.
0,5 üstü ya da altı tek mesele bu!

Tuesday, October 08, 2013

Friday, September 20, 2013

FAIL.

Karma bazen size bir şeyler anlatır ya da ima eder.
34-20/65-65. peh.

Tuesday, September 17, 2013

yapamayacağımız şeyler üzerine.

söz verememek,
karar verememek,
ertelemek hep vasat planları..
gelmeyecek sahte bir hazzı,
debriyajdan zamansız çekilen ayağımızla
zevkine piç gibi ortada bırakmak akan trafikte.
sadece yorgunum diyebilmek
pes bir sesle.
biz burada ağlakları pek sevmeyiz.
gidemeyeceğimiz yerlere,
edilmeyen davetlerimizle.

Friday, August 16, 2013

Leyla.

Now you don't Annotatesee the skies that I do
My sun becomes your moon
For a familiar love
I am familiar

Tuesday, July 23, 2013

bana değil.

çekip gitmedim de,
çekip bitecek değil bir şeydi bu oysa..
dilim dönmüyor,
ben dönüyordum olsa olsa.

Tuesday, June 25, 2013

birinci.

'bomboş bir şeyi kendinle dolduruyorsun' demiş  kırık türkçesiyle,
kırık kalbini dağlayana..
bilmiyor hiç bir boku.

Saturday, June 22, 2013

saat 4.

sevilmiyorum.

Wednesday, June 19, 2013

kırık kalbi yanlış kaynayanlara.

aklın bulanmamalı,
vicdanınsa sızlamamalı..
bu kez tek seferde
dönüp geriye bakmadan
vazgeçmeli.
ne kadar çok tekrarlarsan
o kadar gerçekleşecekmiş gibi.
kırılma ve dökülme noktasını çoktan aştık beraber.


Tuesday, June 18, 2013

O.D.U.N.

o'nun bildiği tek şey emin olmak,
benim bildiğimse ateş etmezsem hayatta kalacağı.
işte tam da bu yüzden ya her şey. 

Monday, June 10, 2013

istenmeyene övgü.

aramızdaki yaş farkını sorun etme.
sevgide bunun önemi yok;
insan ile tanrı arasındaki yaş farkını düşünsene..


Friday, May 17, 2013

ve..

.. her şey biter.
uyumaya,
rüya görmeye,
kalkmaya,
konuşmaya
ya da
düşünmeye
gerek kalmaz.
ölüm gibi bir şey,
ama daha
anlamsızı.

Friday, May 10, 2013

too afraid to love you.

ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.
ne yapacağını bilememek bir hastalıktır.

















iyi geceler.

Monday, May 06, 2013

kağıttan mutluluğu kesmek.

bilmeden ateşinden geçiyormuşum ben,
üstünden atlayacağıma içinden..
dileğimi de yüzüne söylemişim zaten,
bir kağıda yazıp bahçenizdeki gül dalına asacağıma..
bak,
her şeyi yanlış biliyormuşum ya seni görene dek
Hızır'la İlyas'a sormalı ''biz''i bu gece,
dilekler gani gani ya hep bende..
yoksa bana kalsa her gece hıdrellez,
sendeyse tek bir kelime..
o da ''kısmet''.

Wednesday, April 24, 2013

yangın beylerden rüzgar dilberlere..

..
''gitme'' yerine dilimize çaldığın  o cümle var ya hep..
oysa ne güzel sevmiştik sizi der gibi..
(ama değil)
sayende efkarlanışımız bile yalan bizim şu saat..
nasıl kırdıysan bizi bir yerimizden..
bize bile ait değil artık bir başkasına çarptığımızda yere düşen kırıklarımız.
tuzsuz gözyaşlarımız sayende..
gözlerimizi bile yakmıyor artık..
(bilir misin sahi sen sebepsiz ağlamayı)
efendiliği öğrettin ya
sırtımızı parçaladığında..
her haksızlığı gördüğümüzde
içe doğru susmayı, yüksek sesle konuşmamayı
gözlerimizi kapatmayı telkin ediyoruz kendimize.
(sesimiz istesek de çıkmıyor artık)
artık kimseye erken ya da geç değiliz.
safa geldik hoş geldik.
umarım mutlusundur.
ben değilim.
biz hiç ol(a)madık.

sahi, keyfimiz bilir değil mi?

yangın beylerden
rüzgar dilberlere
tutuşmak,
yanmak
ve
belki
bir gün
buluşmak dileğiyle
..
iyi geceler.

Monday, April 15, 2013

kimileri sizi öldürmekten beter eder.

kimileri sizi öldürmekten beter eder ya.
siz gerçekten canını mı yakmaya sallarsınız bıçağınızı.
hamleniz boşa gidip oracıkta
kendi etinize mi değdirirsiniz
kırık yanlarını hayalinizin.
yoksa artık her yeni gün bir başka yüzde mi
ölürsünüz bakmaya yakın cesaretlenip kendinize.
siz fena ölmüşsünüz bayım.
çürümeden toprağın üstünde canlı canlı hemde.


Wednesday, April 10, 2013

izole.

parçalanmış bir düş
kopuk kopuk anlardan
hatırlayamadıklarımdır
15 günde bir nükseden nöbetlerimde.
hayatta tek sahip olduğum
hiç bir zaman sahip olamayacaklarımın
resmi gri hücrelerime kazılı çıkartmalar
dolabımın üstünde.
ve kanserim;
bana sahip olan,
benim sahibiyim sandığım.

Saturday, April 06, 2013

müzmin su kaybımız.

her sabah
bu sabah olduğu gibi
istemsiz değil
gayet bilincinde
potansiyeli heba etmek sizlere göre
istim diyorum ben buna
içim bomboş
ama boşver-e-miyorum
evrendeki ota boka anlamlar yüklemeye
ha arkamızda bolcana saçıp döküyoruz
iyi mi değil.
çemberin dışına çıkabilmekle ilgili
ıslak rüyalarım..
güzel mi güzel.
karanlık günlerin güneşli havalara ekşimesi genelde.
ilk yağmurda yapacağım yine yapacağımı.
şimdi uyanma zamanı yalnız.
iyi günler.

Thursday, April 04, 2013

davetsiz.

sevdikleri şeylerin üstüne bahse girmeyenlere rastladım bu akşam,
o ilk ikram ettikleri şekerden
yağmurlu bu akşama değin aklımın bir köşesine gizlenmişlere..
korkmayın alışkanlık haline getirilmeyecek bu mevzu dedim..
yine de teşekkür ettim,
çiğ köftenin nasıl yapıldığı detaylıca öğrenildi en azından..
gerçi mevzu tarif olmadı bu Arif'e zamanın hiç bir diliminde..
malum, tevil bizim işimiz.
iyi geceler.

Thursday, March 28, 2013

apart.

özledim ''bile''
diyememek,
desene
hadi sıkıysa.
canımda ne tatlıymış,
hala acıyor be.
hadi sıkıysa de.





aferin,
böyle.

Tuesday, March 26, 2013

bir/sen.

nazı bir tek bana çalınmıyordur pekala
aralara sıkışıyor dahi olabilirim
bir o yana, bir bu yana savrulup
sararıyor da olabilirim.
bilemeyiz değil mi,
sahi nerede kaldı öyle yürek..
değil mi?
söylesene.
biz ne ara sizi bu kadar sevdik ki?
der gibi.
tamam.
demiyorum.

Wednesday, March 20, 2013

başçeşme.

kalbimin yarısı
söyle seni kime bırakayım
geri kalanımı toprağa verdikten sonra
hakkın var
bana iyi baktın herkesten fazla
..
dolmuş deselerde her yer
kıvrılacak bir yer buldun ya bana
artık manası kalmadı ürperişlerimin
yazdıklarını okuduğumda
elimin titremesine mani olmuyorum artık
dudaklarımda atıyor diğer yarısı kalbimin
bastıramadım gittiydi bu zamansızlığı
böldüğümden beri ikiye hayatı..
olsun,
beklemem
olmadı derim artık kendime.
bunca zaman sonra
ayaklarım bir daha oradan geçmez bu sefer
söylersen bir parçamın
nerede olduğunu bileyim yeter.
--
duyarsan bir gün
adı'n yok,
adı'm yok,
adım adım artık 
koşup konuşmadan susmalarımız
ve an biriktirmeme gerek yok artık.
ben uzanıyorum kalkmamaya.
sesimi yükseltmeden sana.
iyi geceler.
diyorum.

Friday, March 15, 2013

ben iyi değilim..


Tuesday, February 26, 2013

zonguldak '13.

bir ağaç gölgesi bile değilim,
bırak üzerine titremeyi telaffuz edişimi..
içimde hiç bir organ yok ki
inkar etsin artık seni,
ne bir sıkışma,
ne kuru bir öksürük..
capcanlı bir keder bu içimdeki..
senden miras değil belki ama
sana kiracı..
ve evet beş parasızım almazsın beni içeri.





olsun..
(ölsün.)

Sunday, February 24, 2013

ben arda kalan, adım dayanamayan.

ben devam edemeyeceğim galiba dedi biri.
bu hikaye beni de tuttu, midem fena diye cevapladı diğeri.
bundan böyle aynı yatakta, ayrı yatacak-larmış  yan-a-yana
diye akıl verdi arkadaşının arkadaşı.
birde arada kaynacaklar peydah oldu şimdiden..
yapma dedim değil mi,
yap-ma.
ama yapacaksın.
mevsimi değil şimdi eriğin,
görevli hamile için mi soruyorsun dedi,
pendik'te hali var diye tarif etti bozmadan dinledim..
nasıl diyeyim o'na diye,
bu saatten sonra olsa olsa
başkasından olacak o da olursa kızımın adı olur diye geçirdim içimden,
o da annem yetişemeyip aramızdan ayrılırsa,
yoksa buna hayatta izin vermez,
senden bahsetmiştim çünkü o'na.
bittiyse uzanıyım cam kırıklarının üzerine.
şaka değil bak gerdanındaki iz ondan oldu geçen rüyamda gelmiştin ya hani
sabaha yakın..
ben ben ben..
yapacak bir şey yok cidden..
bu gece.

Sunday, February 17, 2013

duygusuzluk..

..
ilgi değil sevgi isteyen bir kız çocuğu.
zayıflığın beden bulmuş hali o'nun tanımıyla,
elini tuttuğum.
hayatımın en sağır günlerinden geçiyorum,
iğneleyen bir sese cevap veremeyip susuyorum her defasında.
iyi kimdir sorusu hep bir önce iyi misin sorusundan..
ölüyorum bak bu sefer deyip yine ölememek gibi.
korkuyorum vakitsiz nöbetlerden.
hiç bu kadar üşümemiştim çıplakken.
ısınamıyorum bir başıma.
şeffaflaştı ya artık göz kapaklarım,
koruyamayacak görmemem gerekenlerden beni..
...
..
duvara bir çentik daha.
saymıyorsun değil mi?

Friday, February 15, 2013

sevgilim ay..


















.. belalısı güneş.

Sunday, February 10, 2013

işte bu yüzdendir ki 'yavrum' iyi olmaktan başka çıkar yolumuz yok senle bizim.

büyülenmek*
böylesine hem de..
Asaf'ın dediği gibi düşmanca değil ama.
anlatıyordum kendime,
geçen seni rüyamda gördüğümdeydi demek
sabahına uyanır uyanmaz yazdığım hani
karşımda dururken sen
belleğimde dondurduğum o son kare'ni..
doğurduğum bir çocuk gibi;
anası-babası sen
senden olma, benden doğma
sana olan aşkıyla..
ne yıldızlar'ın, ne ay'ım görünüyor,
sadece yağmurlu gecesi var bir başkasının..

'' ben seni paylaşır mıydım? '' sorusundan önce,
'' ben bir başkasına  beni paylaşır mıyım? '' şiddetiyle sarsılıyorum bu gece.


*
dürüstlük yoktur,
dürüstlük sahtekarlaştırır.
iyilik büyü şekline döner,
ve insanın büyülenişi çok uzun zaman sürer.

Saturday, February 09, 2013

yüzmeyi öğrenin.

çünkü ben yağmur duasına çıktım
çünkü ben dev dalgalar için yakarıyorum.
yerin yarıldığını görmek istiyorum,
her şeyin onun içine gömüldüğünü,
anne; lütfen yok et hepsini
gömülüp gitmesini izlemek istiyorum
gömülmesini izlemek istiyorum.
silip yok etmeni izlemek istiyorum.
bir kere daha yıkmanın zamanı geldi.
sakın bana kötümser demeyin.
satırların aralarını okumayı deneyin.
neden yapamayasınız, anlamıyorum.
her türlü değişikliği kabullenin.
her şeyin yerle bir olmasını görmek istiyorum…


amin.

Friday, February 08, 2013

no diggity yasin.

mutluluğa bir papatya yaprağı uzaktayım
ama bu gece değil..
beni mutlu edenin,
mutsuz edebileceğinin bilincinde..
kabuk tutmaya başladı bile şimdiden,
küçük bir çizik sadece..
önemsiz küçük bir çizik.
iskandinav balıkçıların bir bildiği olmalı şüphesiz.

Wednesday, February 06, 2013

'88 model Türkan Şoray.

akıl sağlığımın üstüne bahse girerim ki
(elimde tek kalan bu aralar)
gözlerinin ne renk olduğunu tam kestiremiyorum.
bu da şimdi laf mı diyebilirsin
ama özensizlikten değil bu asla..
uzun süre bakamıyorum gözlerine
karşımda dursan dudaklarımdaki
gerilimi dizginleyemem  şu saat
ve.. ve boğazım saniyeler içinde kuruyor..
tabi o an bunu fark etmem mümkün olmuyor genelde
avuçlarım karıncalanmaya başlıyor bazen
yanımdan kalkıp başka bir odaya gittiğinde..
ardından
karnımdaki kadrolu boşluğun
istisnasız her 30 santim yaklaştığında
artan baskısıyla beraber her daim..
biz buradayız alametleri
biz buradayız, alooo
buradayız Yasin, biz burdayız Yaaasiiiinnnnnn diye sayıklamaları..
her seferinde dikkatimi dağıtıyor piç kuruları.
öyle hoyrat ki bazen ünlemlerin..
kendime diyorum şimdi beni çiğ çiğ yiyecek
ve ben kılımı dahi kıpırdatamayacağım gör bak..
kelimelerini tam dudaklarında yakalayacakken
teklifsiz, kestirilemeyen bakışlarına hırpalanan
o dayağı yemeye odaklanan uyarı sistemim de cabası..
kim bilir neler görüyorsun
bakışlarını yönelttiğin karşıdaki duvarı, ardındaki binayı delip geçen
düşüncelerinde..
ben bunları ciddi ciddi merak ediyorum..
lafının kesilmesinden nefret ettiğinde verdiğin o 2 saniyelik
tepkileri karşılama anında girdiğim panik dalgası.
uzanıp sakinleştirebileceğim bir yanardağ varmış gibi
ya da bunun sanrısıyla
dur, dur,
dur,
DUR.
yanacaksın aptal çocuk demen,
der gibi bakman
ya da hiç bir şey demeden anlamamı beklemen.
ben ne yapıyorum. ben ne yapıyorum.
bir uçtan diğerine
karanlıkta kalmış mahallenizde.
kendime yetemezken neler peşindeyim..
sana yetişebilir miyim yürüyerek,
koşarsak beni geçersen 40 metre ileride benim için durup beni bekler misin,
uykunda konuşabilir miyiz hatta?
hiç bir soruma cevap alamayacak olsamda soruyorum işte
bunun bir dialog değil monolog olacağı belli bu akşam..
olsun.





























son olarak..
sahibine bağışlanmak..
bu sence mümkün mü?
(ki aklıma geldikçe diliyorum bunu)
dürüst olmak gerekirse 'bu' diye bahsettiğimiz 'sen'sin.
bir eşya, bir alışkanlık,
bir parfüm bileşiminden ibaret değilsin ki..
aklım almıyor seni..
o yüzden ya bu saçmalamalarım..
konu başlığına gönderme olarak resimlerine baktım Sultan'ın buraya eklemeye..
apışıp kaldım olduğum yerde.
küfrün garanti ama yüzüne desem.
akşamki resim.
sen 1 ay öncesi dedin ama been dayak yemediğim için  sen sayı saymasını bilmiyorsun olsa olsa..
2 ay rahat var.
hiç bir şey
çok güzel olduğun gerçeğini değiştirmiyor.
çok uzattım.
gidiyorum.
seni seviyorum.

Monday, February 04, 2013

söyle uzak sevgilim kaç kardeşin ederim senin?

acısı, uykusu, ilacıydı derken bitiveriyor bak günlerim..
bazı günler eğlenceliyim kabul,
bazı günlerde güneşle selamlaşacak kadar mutluyum aramızda kalsın..
gerçi değişikti hep benim ruh hallerim..
beynim birbiriyle kavgalı iki birey yarım yarım..
çözülmez denklemlerimle ilgili haşır neşirken bir yarısı,
diğer kısma başına buyruk hocası gelmedi diye kırıyorum her dersini günaşırı..
kalbim söz konusuysa
yersiz özlüyorum günün bir anı kah neyi özlediğimin bilincinde olmadan,
kah bir düşünceyi hangi zamanda sıkıştığını hatırlayamadan.
asık yüzüme aşikar biri
'telefonda bir şeyler okurken neden gülüyorsun?' dedi  mesela bugün,
'herkese değil' dedim.
aman, aman ne cevaptı..
ben böyle böyle sonuma yaklaşıyorum gibi
son dediysem bekleyişimin sonuna
trafik lambalarında değişen ışıklar gibi bir değişim bekliyorum
bakındığım her yerde.
bu akşam üst geçitten geçerken yer daha çok kaymaya başladı 
her an ters yüz olacakmış gibi her şey
üstümde arabalarla
hepimiz gökyüzüne savrulacağız  gibi oldum.
açlığın kafası bambaşka
ama gelmiyor içimden bir şey yemek.
yer çekiminin bir cinnetine bakar
yeryüzündeki tüm dengelerin şaşması.
bilerek cennet yerine cinnet yazıyorum bak,
beni öldüreni öldürmeye çalışıyorum bu halimle düşün.
uzun lafın kısası verimsiz zamanlardan geçiyorum.
anlayışını bekliyorum,
bunu okuduysan
ikimizde gidiciyiz demektir çünkü.
zaten ben kırdım,
sen de kırıl bir zahmet der gibi biten gecem.
göz yaşı şişemi bulsam ağlayacağım.
sanki bulsam bana bir neden lazım olacak , boşver bu daha mantıksız şimdi.
uyumak mantıklı, ama uykum yok.
akıl bana, fikir bana.
her şeyin farkındalığından iyi geceler kendime ve uzağımda kalanlara girizgahıyla.
unutmayın ben tam bir şarlatanım fotofinişi..
ve sizi iyileştiremeyeceğim itirafı.
bakmayın yüzünüze karşı küçümsediğime,
saçmalık olan aslında orada o an bulunmam mı diyecektim.
ama işte akıllı sözler aktarma yapar hep,
söz konusu benim ağzımdan çıkmaksa eğer
bir el et allah aşkına gelen taksiye.
neverland'e çek abi, peter'ın hesaba yazarsın.

bu kadar yazıp kendime dahi bir şeyler anlatamamak iyi olmadı ya
gideyim uyayım,
uyuyayım gideyim.

+ acı uykusuydu ilacın değil mi?
- değil.

tamamen alakasız bir bağlamayla
bütün bunlar daha önceden yaşandı ve tekrar yaşanacak.
gibisi yok bu sefer, fazlalıktan değil, hiç olmadı.
..
ne yapıp etmeli, bu kibirle ölmemeli.

Friday, February 01, 2013

iki kelime.






























beni
unutma.








































Saturday, January 26, 2013

yeni metin belgesi.


sonsuzluğu kusursuzlukta arama.
mutluluk, keşme bi' an.
terbiyedeyim, el yordamıyla bulamam.
gizde değil, serindeyim.
durabilir.
vurabilirsin.
hissettiğin gölgedeyim.

yokum,
yoksun,
değil farklı yerlerde varız sadece.
hiç bir zaman rastlaşamayacağız düşüncesi olmayan beynimi kemirip bitirdi..
tesadüflerde hanemizden silindi yaratıcı tarafından..
'bu kötü bir şey olmamalı'ya inanıyorum ben artık bu saatten sonra.
beni bekleyeni bekliyorum diyorum soranlara.
bu
bir insan,
bir esaret
ya da bir hastalık olabilir diye ahkam kesiyorum.
her şey mümkün.
sen, siz..
mutlu olun istiyorum.
ben küçük hayallere indirgeyip hayatı,
sonsuz ihtimallerle çarpıyorum
ve karşılığında içinde
tek bir yalnız ben'in olduğu koca bir evren düşüyor payıma..
bana ait bir güneş, ay, uydular, cehennem ve hatta bir cennet..
rehberim sensin,
tek bir ayetten ibaret de olsa indirdiğin kitap..
..
neler saçmalıyorum yine,
yüzüm olsa yazmazdım ya..
adamlık değil bu.

Thursday, January 24, 2013

adamlar tek cümleyle neler yapıyor Yılmaz, sen hala..

çeşmim, 
çarem, 
çarmıhım, 
sihrim, 
sahim, 
sarhoşluğum.

Friday, January 18, 2013

içeri girebilir miyim?

zor değil mi bu saatten sonra, hele ki doğru kişiyle yakından uzaktan alakam dahi yoksa..

Wednesday, January 16, 2013

kabullenmek, en son soru işareti kaldırmazdır yüreği.

ölü
bir yıldız 'o' kadının dileğine takıldı.. o, yıldız olmak için defalarca ölebilirdi, bense o'nun tuttuğu
..dilek için
bir de
ayağı değil, boynu ilmiğe takılırdı insanın memleketinde, anadilinde sevecek kadar bilmiyorsa eğer 
okuyup yazmasını. ne acı değil mi

Sunday, January 13, 2013

bitir yasin.


kendime o kadar kızgınım ki, hazırsanız başlayayım.
zamanın bir yerinde tüm yazgını değiştirecek bir hata yapıyorsun
ve normal seyrinde olmayacak şeylerle yüzleşiyorsun 'ey insan'.
bahçeni artıklar dolduruyor, kokusu gitmiş renkleri solmuş çiçekleri topluyorsun eve götürmeye.. bir zamanlar hayatın ta kendisiyken şimdi... kısa anlara sıkıştırıyorsun kendini. beklemek daha sancısız çünkü sadece yalan söyleyerek nefes alabilenlerin arasında geçerken günlerin. bu geceyi sayarsak 1083 gece ve sıradaki 39. dolunay yaklaşan yanlış hesaplamadıysam kayıtsız ama bir o kadar güzel geçen günün diyeti. niye şimdi bu işgüzarlık, okunmayacak olduğunu bildiğimden belki. neyse kopuyoruz gibi odağı kaybetmemeli. üzerine düşünürken, onu izlerken aldığımdan çok daha fazla zevk aldığım bir dünyadan bakımsız kiralık duvarlara ve üstünkörü makyajlara.. karşı durup, salonun ortasında birden hareketsizce dikilip olmak istediğim yerdeyim oyunu tek kişilik, iki kişiye oynayan, tek perdelik oyunlar. hikayenin "şimdi"si ise uzak gelecekteydi ya hep, sadece hatırlamamız gerekecekti eskiden nasıl hayal ettiğimi. nasılsa unuttum ve artık beklemek de sancılı. bunu okuyabileceğin her yere yazıyorum. bir tepki almak için değil, sadece bilmenin bana iyi geleceğinden. '-de' için görsen bana kızardın kesin. konuştukça yavanlaşıyor sözlerim, geç olduğu için -çalakalemleşiyor- cümlelerim. sakladığım şeyler var hala. umarım kızmıyorsun senden aşırdıklarım için bana. içini boşaltmak gibi bir niyetim yok ki hala çoğunu tam anladığımdan emin değilim.

Thursday, January 10, 2013

sabaha kadar kusmak.

vicdanım rahat değil be blog,
özsaygımı yitirdim, farkındaydım ya..
öyle şartlandırmıştım ki kendimi
yaptıklarımın yanlış olduğuna,
hırsımın esiri olduğuma inanmak ne kolaydı oysa,
masrafsızdı hem de..
iyi kötü görebildiğim rüyalarım vardı
kafamı yastığıma koyduğumda..
şimdi, şimdi sadece bir konuşma aklımda kalan..
..
sizi ancak kendi ahlaki değerlerinizi
bana dayatmadığınız sürece sevebilirim demişti kadının teki.
..
beyaz teninden çok bu lafına vurulmuştum ben.
şimdi
araya bir vicdan girdi.
sizden nefret etmekde kolaydır şimdi,
siz umrumda değilsiniz tek senleydi ya benim kavgam.
o da varolmaya.
anlamı yok artık boşver.
ha unutmadan vicdanımı sikeyim.


doğrusu 'had safhada' olacaktı erkeğin orospusu..

Sunday, January 06, 2013

all is violent, all is bright.

o merdivenleri çıkıp, 
o günü tekrar yaşama şansım olsa,
varsın bir kaç kb'lık veriye dönüşeyim
bir disketin içinde..
aynı aralık sürekli oynasın yeter ki..
her seferinde ağlayayım dönüş yolunda
ona da kabul.
tutmaya yemin ediyorum bu sefer.



{59522}{59575}There's one thing|that bothers me.
{59599}{59703}Why did you tell Brian|that I was your fuck buddy?.
{59727}{59808}I didn't tell him that.|I didn't say that.
{59828}{59941}- When did you stop caring, David?.|- Caring about what?.
{59939}{60023}About the consequences of|the promises that you've made.
{60022}{60094}- Promises?.|- Yeah, the promises.
{60135}{60174}I thought--
{60207}{60268}Get the fuck--|What are you talking about?.
{60268}{60344}Do you understand how hard it is|to pretend to be your buddy?.
{60373}{60413}David, I love you.
{60451}{60496}I fucking love you!
{60512}{60560}I fucking love you!
{60560}{60584}Fuck!
{60586}{60637}Whoa, whoa, whoa!
{60653}{60711}Don't do this.|Don't do this.
{60712}{60768}You fucked me four times|the other night.
{60768}{60832}You've been inside me.
{60832}{60904}I swallowed your cum.|That means something.
{60975}{61000}Slow down.
{61001}{61094}Four times-- it means something.
{61093}{61140}- Four times.|- Stop the car.
{61141}{61220}Twenty-four hours a day, I live|with this aching possibility...
{61219}{61281}that you might call me|to do something.
{61281}{61345}Let's go to your house.|I wanna see where you live.
{61360}{61445}Just slow down.|I want you to stop the car!
{61445}{61496}Don't you know when you sleep|with someone...
{61496}{61581}your body makes a promise|whether you do or not?.
{61643}{61723}Tell me something, David.|Do you believe in God?.
{61834}{61890}What are you doing?.
{61910}{61969}Okay, I love you.|I love you.
{62170}{62200}Don't do it!


Friday, January 04, 2013

hasar tespit tutanağı.

teke tek uyuyalım, sonra beraber dövüşelim ve birbirimizden sonsuza kadar uzak duralım mı.. 'evet' dediğini duyar gibiyim.

90'larda çocuk olan biri olarak konuşmam gerekirse.

another habit says he's in love with you
another habit says he's long over due
another habit like an unwanted friend
i'm so happy with my righteous self
it's not your way... not your way
it's not your way
never thought you'd habit 
i never thought you'd, never thought you'd
never thought you'd habit 
i never thought you'd, never never thought you'd
never thought you'd habit 

Wednesday, January 02, 2013

duygulu müzik yapıyoruz.

insan ağlamamak için kendini
çok fazla tutuyorsa..
'önceleri korku filmlerinde kahkaha atarken'
belki izlediği bir film repliğidir..
tuhaf sesler duyup, yorganı çekerken
belki özlediği şey sadece annesidir..
elinin titremesi soğuktan değildir,
sadece yalnız uyuyor olmasındandır.
olamaz mı?
olamaz mı?

Tuesday, January 01, 2013

2013

Sunday, December 30, 2012

son pazar.

hayatım hep şöyle böyleydi..
kalbim hep misafirlikte,
aklım yaz tatilinden hep isteksiz dönendi,
annem endişelenirdi hep adam olmayacaklığıma.
ne zamanki..
hiçliğime kılıf aramaktan sıyırdım kendimi;
hayatım benim,
kalbim senin,
aklım işe yarar,
annem ise mutlu oldu.

çocukların sevdiği dua.

bir kelimeye bakar diyorum ya tek bir kelimeye, 
bana demediğin o bir tek kelimeye. 
've celle senaüke' gibi bir şey bu senin ağzından çıkan.

seni öldü sandım ruhum biliyor musun ?
sensiz yaşamaya alıştırdılar galiba..
özledim.

Saturday, December 29, 2012

raska.

nehrin kıyısından akan küçük bir şehirken, 
duramayıp sonunda bir kadına dökülüyorsun..
ve o kadın senin memleketin oluyor.

Wednesday, December 26, 2012

tdk.gov.tr

adam öyle güzel, öyle tatlı ırzına geçiyordu ki yalan yanlış kullandığı anadilinin..
sanki bilinçli yapıyordu.

çivi.


bazen bir son, bazen bir başlangıç, çoğu zamanda ara bir formun şeklindedir gözlerinizin kenarındaki çizgiler. kimisi yakıştırır, kimisi sorgulayan gözlerle daha da didikler siz onları saklamaya çalıştığınızda kapatıcılarla.
olmayacaklarla, ölmeyecekleri birbirinden ayırt eder; çiviler, arkalarında bıraktıkları boşlukları ve gözlerinizin kenarındaki çizgiler. ve utansanızda kendinize sormaktan o soruyu, kendinizi tutamazsınız cevaplamaya tekrar tekrar.
- çivi çiviyi söker mi?
işte tüm mesele bu.. yoksa istediğiniz kadar betimleyin rüyanızı, sizinkinin bittiği yerde bir başkasının hayali başlar. ve her kim ki birinin hayalinin öznesiyse bir yerlerde, kulaklara çivinin o boğuk sesi gelir tahtadan çıkarken.
kapatıcılar sizi yanıltırken, tahtadan çıkan yamulmuş çiviler vurularak düzeltilir..
ama olan olmuştur her seferinde.. çoktan gönül vermiştir çivi çıktığı boşluğa.

Monday, December 24, 2012

artık acıtmıyor.

varsın hiç bir harita evini göstermesin..
bazılarının kalbinin duvarları yoktur,
çarptığınızda canınızı yakmamak için.


w.fitzsimmons & p. ahn 
i don't feel it anymore*

Sunday, December 23, 2012

iyi geceler inaniel.

dün gecenin aynısına yatıp dün sabahın aynısına uyanana dek bambaşka ruhlara uzaktan bakmaktır uyumak. huzura ya da huzursuzluğa mı denk geleceğini bilmeden.. karanlıkta o duvarda parıldayan fosforlu çizgi var ya.. işte onu geçme, biliyorum çünkü duvarlara tırmandığını uyurken.
ah yasin ah.

Saturday, December 22, 2012

sözde inançlı insanlarsınız ya..

bugün kimsenin kendi küçük kıyameti aslolan kıyametten daha değerli gelmedi  gözüne..
varsa yoksa küçük hesaplarınız, ne olursa olsun iyi hissetmeliyim istenciniz galip geldi.
siz.. sevgi kelebekleri, kendinizi tebrik edebilirsiniz.


kopmadığı sanılan kıyametlere.
saygılarımla.
- saygı önemli tabi.

Wednesday, December 19, 2012

penceremden kar geliyor.


yaralanmış kendilik, yara nedir bilmediği o mekana kavuşma umuduyla geçiştirirmiş yarasını. öyle bir mekan yoksa, gurbet sandığın sadece bir yanılsamaysa bulunduğun el toprağında, hayat sadece annenin karnında doğduğun kadardır sana.

- döndüm ki döndüğüm yerde değildim.

Sunday, December 16, 2012

açlığa doymak.

sizden nefret ediyorum istersiniz,
çünkü sizi ben çok sevdim
beni sallamadınız,
ama ben sizi çok sevdim
siz beni karşılaştırmadınız dahi,
ama ben sizi çok sevdim
ben sizin için yoktum,
hatta hiç var olmadım dahi
ama ben sizi çok sevdim.
hayatınızından geçip gittim
ne fark eder?
ben sizin için hala can veririm her gece.
kedi canımı benim.
varın sevmeyin,
anmayın,
onmayın beni.

Saturday, December 15, 2012

gerekirse mars'a yolculuk.

ben her baharda aşık olmayı beklerim
bunu bana sen öğrettin..
sevmeyi belki de hep yüzüme gözüme bulaştırdım
ama aşk'ı asla.
çizdiğim yüzün,
hançerin,
yere basış şeklin.
bugün  gördüm ya seni
fark ettim ki artık bir ömür boyu
göremeyeceğim.


Wednesday, December 12, 2012

şemsiyemin ucu kare.

bir ah çeker buldum ben'i,
tuttum gülümsemedim bir küçük kıza,
sonra durup utandım,
yar görse gücenirdi diye eğilip öptüm,
kokladım da sen'i.

Monday, December 10, 2012

yasin yasin.

varsın yar benim olmasın, yarası benimle..
ölsem etmem dua ne yar benim olsun,
ne de başkasına yara diyeyim diye..
varsın inançsız bilsinler.

yalağuzun teşne olduğu hedelerdeyim.









































Sunday, December 09, 2012

Teşekkür.

Sevgili kalbim, yarımca aklım
Artık sizlerle bir yere varamayacağım aşikar.
Ben geçiyorum ikinizden de, hem tek hem vaz.

Saturday, December 08, 2012

ne güzel her gün yazacak bir şey var! sondan başa doğru lütfen!


kafamın içinde kadeh tokuşturuyorlar, sessizce delirmek böyle bir şey demek Allah'ım, teşekkür ederim yine kıyamadın değil mi bu kuluna?




novadore
bu ve bunun gibi yüzlerce hikaye, ucuz parfüm kokuları, votka kokusu ve onun saçının üstündeyken hariç nefret edilen sigara kokusu odamda.




novadore
.. bakarım, hala ertesi gün olmamıştır ve fark edilir ki olmayacaktır da. bu kötü bir şey değil, biraz alkolle aşamayacağımız gecemiz yok.




novadore
şanslıysam bir kaç sigara bırakırsın tam olarak 'ben çıkıyorum görüşürüz ' dersin. uzunca bir yürüyüş ya da uyku diyelim, kalkarım ve saate.



novadore
ki sen nefret edersin, donumuza kadar ıslanacağız. en azından ben öyle sanırım. ama saati geldiğinde 'sevgili' erkek arkadaşın almaya gelir



novadore
sonra mı ne olacak? hiç bir şey. son otobüsü kaçıracağız ve bu sefer cebimde taksi parası olmayacak.yağmur altında romantik bir yürüyüş..

Wednesday, December 05, 2012

hazırsak sona doğru ilerleyelim.

bazen hayat size siktiri çekerken çok ciddidir.
çekmecenizden intihar notlarını çıkarmayın hemen.
onunda zamanı var, eceline hangimiz meraklı ki?
sürekli uyku isteği bahsetmek istediğim.
sürekli.
istek.
son.



Tuesday, December 04, 2012

YASSI&D.

hayal etmeye çalışıyorum,
gözlerimi kırpıştırarak..
teni ruhu kadar hassas olanlara güneş ışığının bozucu etkisini..
omuzlarımızın beraber hiç su toplayıp,
soyulmayacağı gerçeği yüzüme çarpıyor.
sonra
gözlerimi kapayıp binlerce beneğin geçişine tanıklık ederken
bir an durup
nefes almadan suya dalıyorum.

blue valentine.

Tecrübelerime göre; bir kadın ne kadar
güzelse, o kadar manyak olur.
Bu da seni delinin teki yapıyor.
Muhtemelen kafayı tırlatmışsındır.
Senin suçun değil ama.
Bu tıpkı herkesin sana farklı
davranması gibi bir şey.
Espri yapıyorsun, komik olmadıkları
halde herkes gülüyor. Delirmemek elde mi?

Aynı anda hem hakaret edip
hem de iltifat edebilmen hoşuma gitti.

Monday, December 03, 2012

ismi konulması gereken bir duygu daha var.

bir sonraki yaşamımızda
ikimizde kedi olduğumuzda
bir şekilde yine karşına çıkacağım
kuyruğumu bir karga koparmış olacak
beni hatırla
beni hatırla
hatırla.

Saturday, December 01, 2012

yetmeyen.

sırf içine sebepsiz nefretin bir damlası düştüğü için kaybolup yiten ne vicdanlar vardır?
ki hangi sebep bunu haklı kılabilir?
bu bana 'yetmeyen' içinde boğulduğum.
Free Hit Counter