Esaretleri sonsuzdur beklerseniz, beklemeyin!
Thursday, May 17, 2012
Saturday, May 05, 2012
Yavaşlat butonu.
Hıdrellez'in sabahıydı..
Çocuklarını gül yapraklarından damlayan su taneleriyle uyandıran bir kadındı annem..
ben uyumayı seçmiştim ya yaşamaya yaşamaya,
gözlerimi araladı ama beceremedi ıslaklık yattığım daha 3 taksidi kalmış yatağımdan doğrultmaya beni..
Yanıma devrildi, mutsuzluğum eski sevgili gibi sırtını döndü..
Acı bile bitiyordu yeteri kadar
kemirdikten sonra ruhu..
Mutsuz bile değildim beriki taraftan..
O kadar kötü olmasa gerek halim diye düşündü yumdu gözlerini yanımda daldı derin bir uykuya..
Geçmişteki hayaletlerim ve gündüz düşlerim.. uzaklaştığımda yanımda biten, yakınlaştığımda koşarak kaçarlarken ben hala olmayacak rüyalara yatıyorum.
Çocuklarını gül yapraklarından damlayan su taneleriyle uyandıran bir kadındı annem..
ben uyumayı seçmiştim ya yaşamaya yaşamaya,
gözlerimi araladı ama beceremedi ıslaklık yattığım daha 3 taksidi kalmış yatağımdan doğrultmaya beni..
Yanıma devrildi, mutsuzluğum eski sevgili gibi sırtını döndü..
Acı bile bitiyordu yeteri kadar
kemirdikten sonra ruhu..
Mutsuz bile değildim beriki taraftan..
O kadar kötü olmasa gerek halim diye düşündü yumdu gözlerini yanımda daldı derin bir uykuya..
Geçmişteki hayaletlerim ve gündüz düşlerim.. uzaklaştığımda yanımda biten, yakınlaştığımda koşarak kaçarlarken ben hala olmayacak rüyalara yatıyorum.
Wednesday, April 11, 2012
bazen her şey sonsuza dek yarım kalır.
sürprizi yok..
beklemesi yok..
zahmetsiz..
ne araya giren bir set,
ne de verilmesi gereken bir söz.
her şey açık.
her şeyi öyle veya böyle atlattım derken,
yoksa?
domates,
biber,
patlıcan,
yediğimiz elmalar
ve
yiyemediklerimizin içindeki kurtlar.
beklemesi yok..
zahmetsiz..
ne araya giren bir set,
ne de verilmesi gereken bir söz.
her şey açık.
her şeyi öyle veya böyle atlattım derken,
yoksa?
domates,
biber,
patlıcan,
yediğimiz elmalar
ve
yiyemediklerimizin içindeki kurtlar.
Tuesday, April 03, 2012
yıkım nedeniyle tadilattayız insanlarına ithafen.
vazgeçin demeyeceğim
bir yerlerde hep olucaklar çünkü,
ve dünya etraflarında döndüğü sürece kendilerine göre sürekli şekillendirecekler geçmişinizi ..
gelecekte siz bir yerlerde onları sürprizleriyle beklerken,
onların elinde çıkma yıkım ve yapım olaylarının sizi ve zamanınızı anlamsızca tükettiğini farkedeceksiniz günün birinde..
takılıp durucaklar akıl rehberinize, evet
ve mükafatı olarak kendi yanlışlarına size göstermedikleri müsamahayı gösterecekler.
artık zamanı gelmişti diyecekler bir gün.
bugün olduğu gibi.
kendime ne zaman sıkıldım aynı şeyler etrafında dönüp durmaktan diyeceğim bilmiyorum..
--
tabi bundan sadece sizin kadar akılsızlar payını alacak, suç ya da şuçlu ortalarda fink atmayacağına göre.
isyan etmeyin gereksiz yere,
halinize şükredin,
ve mutlu olsun şimdi.
dağılabilirsiniz,
amin.
bir yerlerde hep olucaklar çünkü,
ve dünya etraflarında döndüğü sürece kendilerine göre sürekli şekillendirecekler geçmişinizi ..
gelecekte siz bir yerlerde onları sürprizleriyle beklerken,
onların elinde çıkma yıkım ve yapım olaylarının sizi ve zamanınızı anlamsızca tükettiğini farkedeceksiniz günün birinde..
takılıp durucaklar akıl rehberinize, evet
ve mükafatı olarak kendi yanlışlarına size göstermedikleri müsamahayı gösterecekler.
artık zamanı gelmişti diyecekler bir gün.
bugün olduğu gibi.
kendime ne zaman sıkıldım aynı şeyler etrafında dönüp durmaktan diyeceğim bilmiyorum..
--
tabi bundan sadece sizin kadar akılsızlar payını alacak, suç ya da şuçlu ortalarda fink atmayacağına göre.
isyan etmeyin gereksiz yere,
halinize şükredin,
ve mutlu olsun şimdi.
dağılabilirsiniz,
amin.
Tuesday, March 27, 2012
ama'dan önceki her şey yalandır.
azaldığımın, yok olduğumun farkındayım değil mi?
nesi güzel bilmiyorum bu durumun yoksullukta kazanılacak bir şey olmayınca her şey değerli ben gibi aptallara..
vazgeçemiyorum hayal etmekten sahip olamayacaklarımı.
güdülerime ket vuramayıp yenildiğimde ise ölüm bile emek istiyorken soğuyorum fikrinden hemen
arkamdakilere bırakabilecek kusursuz bir hikayemde olamayacak gibi bu saatten sonra..
belli işte sevdiği bir rengi ya da uğurlu sayısı olmayan dümdüz biriyim..
ve korkuyorum gölgelerden
çünkü zor iş olmasa gerek alt etmek beni..
ne gayretim ne de mecalim var ayakta kalmaya.
ama'ya cidden gerek yok benim için.
nesi güzel bilmiyorum bu durumun yoksullukta kazanılacak bir şey olmayınca her şey değerli ben gibi aptallara..
vazgeçemiyorum hayal etmekten sahip olamayacaklarımı.
güdülerime ket vuramayıp yenildiğimde ise ölüm bile emek istiyorken soğuyorum fikrinden hemen
arkamdakilere bırakabilecek kusursuz bir hikayemde olamayacak gibi bu saatten sonra..
belli işte sevdiği bir rengi ya da uğurlu sayısı olmayan dümdüz biriyim..
ve korkuyorum gölgelerden
çünkü zor iş olmasa gerek alt etmek beni..
ne gayretim ne de mecalim var ayakta kalmaya.
ama'ya cidden gerek yok benim için.
Sunday, March 11, 2012
Sunday, March 04, 2012
empty vessels make the loudest sound.
renkleriyle oynanmış bir bahçeydi yaşamı..
ne dersem diyeyim yanlıştı tüm isimler ona seslendiğimde,
asıl görmek istediklerim dönmez derdi hep çağrılarıma.
kuytu bir köşede güneş her sabah beni yolcu ederken ona,
akşamına karşılardı çatlamış bahçe duvarlarının üstünde yürümeye çalışan beni.
düşmemden korkmazdı..
beni çevrelerdi sever gibi.
içine sıkıştığımı söylerdi kaçmayı düşündüğümde ve
kolayca girip çıktığı
gizli yerine beni almazdı.
mum belki de bunun içindi yanımda getirdiğim.
bilemedim verdim başka bir küçük kıza.
karanlık, şimdi!
ne dersem diyeyim yanlıştı tüm isimler ona seslendiğimde,
asıl görmek istediklerim dönmez derdi hep çağrılarıma.
kuytu bir köşede güneş her sabah beni yolcu ederken ona,
akşamına karşılardı çatlamış bahçe duvarlarının üstünde yürümeye çalışan beni.
düşmemden korkmazdı..
beni çevrelerdi sever gibi.
içine sıkıştığımı söylerdi kaçmayı düşündüğümde ve
kolayca girip çıktığı
gizli yerine beni almazdı.
mum belki de bunun içindi yanımda getirdiğim.
bilemedim verdim başka bir küçük kıza.
karanlık, şimdi!
Friday, February 17, 2012
şimdi reklamlar, sonra iyi geceler.
hayatım içine edilmeyi beklerken..
ben hala bana ne olduğunu bilmiyorum.
sadece bana söyleneni yapıyorum,
kendime sormaktan vazgeçemediğim yegane şey
burada ne işimin olduğu..
çelikten kirpikleri,
güçsüz elleri
ve buzul bakışlarının
ardında
dikişsiz dudaklarıyla
tek görebildiğim
başkalarına ait kadınlıklarıydı
tüm sevdiğim kadınların.
bana kalsa
birini çok sevdiğin için diğerlerinden nefret etmen kolay,
ama
birinden çok nefret ettiğin için diğerlerini çok seviyorsun sen.
insandan daha çok programlanmış bir pedal gibi
farklı kanalların, farklı kaçış yolların hep senin günü kurtarman için
içsesinden kaçmak için olmazsa olmaz bir buton ayağının altındaki true-bypass.
bak daha mutlusun.
gereksizliğinden bir gün daha bihaber herkes.
iyi geceler.
ben hala bana ne olduğunu bilmiyorum.
sadece bana söyleneni yapıyorum,
kendime sormaktan vazgeçemediğim yegane şey
burada ne işimin olduğu..
çelikten kirpikleri,
güçsüz elleri
ve buzul bakışlarının
ardında
dikişsiz dudaklarıyla
tek görebildiğim
başkalarına ait kadınlıklarıydı
tüm sevdiğim kadınların.
bana kalsa
birini çok sevdiğin için diğerlerinden nefret etmen kolay,
ama
birinden çok nefret ettiğin için diğerlerini çok seviyorsun sen.
insandan daha çok programlanmış bir pedal gibi
farklı kanalların, farklı kaçış yolların hep senin günü kurtarman için
içsesinden kaçmak için olmazsa olmaz bir buton ayağının altındaki true-bypass.
bak daha mutlusun.
gereksizliğinden bir gün daha bihaber herkes.
iyi geceler.
Friday, January 27, 2012
bugün bittiyse artık uyuyabilir miyim?
deli gibi esen rüzgara meydan okuyan kar tanelerini izlemeye..
başımı dışarı çıkarıp
içeride ateşte eriyen küp şekerlere inat yüzümü ısıran soğuğa alışmaya..
çizilmeyi bekleyen onlarca güzel yüz varken arkası boş takvim yapraklarına..
gerçekleşmeye gönülsüz hayallerime uyanmayı salık veren ocak ayının bitmesine..
yeni yatağımın fırsat fakiri konforunda unutmaya başladığım rüyalarıma..
hayatın sokakta oluşunu farkettiğim günün,
dünyanın kimsenin etrafında dönmediği dersini aldığım güne denk geldiğine inanmaya..
yapacağım sayısız dil bilgisi hatasından sonra
her daim özlem duyduğum uzun uykularıma..
cumaların haftanın son günü hissini yakalamaya
artık sadece sihirli ağrı kesicilerle de olsa tanıklık edebilmeye..
ve daha
kaybolmayı deneyeceğim yüzlerce ara sokakta
kendimi aramaya..
ve bir gün geldiğinde bulmaya..
ihtiyacım var.
başımı dışarı çıkarıp
içeride ateşte eriyen küp şekerlere inat yüzümü ısıran soğuğa alışmaya..
çizilmeyi bekleyen onlarca güzel yüz varken arkası boş takvim yapraklarına..
gerçekleşmeye gönülsüz hayallerime uyanmayı salık veren ocak ayının bitmesine..
yeni yatağımın fırsat fakiri konforunda unutmaya başladığım rüyalarıma..
hayatın sokakta oluşunu farkettiğim günün,
dünyanın kimsenin etrafında dönmediği dersini aldığım güne denk geldiğine inanmaya..
yapacağım sayısız dil bilgisi hatasından sonra
her daim özlem duyduğum uzun uykularıma..
cumaların haftanın son günü hissini yakalamaya
artık sadece sihirli ağrı kesicilerle de olsa tanıklık edebilmeye..
ve daha
kaybolmayı deneyeceğim yüzlerce ara sokakta
kendimi aramaya..
ve bir gün geldiğinde bulmaya..
ihtiyacım var.
Tuesday, January 17, 2012
the ultimate shredder.
asil duruşunun ardında
gizlediği iltihaplı yarasıyla
herkesin tadını şekerli bulduğu kadınlara benzer dayatılan hayat.
hayaller kurmana izin verirken
kan ya da tükrük yoluyla bulaşır
her nasılsa kasveti yüreklere..
vahim olan durum ise
bir kere tattınız mı sıcaklığı bu hastalıklı gerdanlarından..
vazgeçemezsiniz,
hep istersiniz,
istemeyi istersiniz,
elde edemeyecek olsanız da istersiniz
böyle yaşamayı.
gizlediği iltihaplı yarasıyla
herkesin tadını şekerli bulduğu kadınlara benzer dayatılan hayat.
hayaller kurmana izin verirken
kan ya da tükrük yoluyla bulaşır
her nasılsa kasveti yüreklere..
vahim olan durum ise
bir kere tattınız mı sıcaklığı bu hastalıklı gerdanlarından..
vazgeçemezsiniz,
hep istersiniz,
istemeyi istersiniz,
elde edemeyecek olsanız da istersiniz
böyle yaşamayı.
Tuesday, January 03, 2012
Sunday, January 01, 2012
Sunday, December 18, 2011
terazi erkeği az kullanılmış 23'' microthin led!
hani aşk karnımızın içinde
kelebeklerle bir oraya bir buraya sürükler ya bizi birkaç hafta..
..
-dur bir saniye hikayenin başlangıcı değil burası!
kelebeklerle bir oraya bir buraya sürükler ya bizi birkaç hafta..
..
-dur bir saniye hikayenin başlangıcı değil burası!
..
o sadece gülümsedi dişlerini gösterip karanlıkta ve karşılık olarak daha önce böyle bir şey görmediğini söyledi dudaklarım..
o ışığa ihtiyacı olmadığını biliyordu zaten..
gözlerime inanmalıydım o zaman..
görmediğime,
göremediğime..
karanlıktan başka bir şeye ihtiyaç yoktu onun..
kesinlikle..
ve kahretsin..
oracıkta çoktan akşam yemeği olmuştum.
o ışığa ihtiyacı olmadığını biliyordu zaten..
gözlerime inanmalıydım o zaman..
görmediğime,
göremediğime..
karanlıktan başka bir şeye ihtiyaç yoktu onun..
kesinlikle..
ve kahretsin..
oracıkta çoktan akşam yemeği olmuştum.
Thursday, December 08, 2011
How To Disappear Completely ama completely!
kim bilir her şey Moda'da başlamıştı belki
hayaller kurduran deniz manzaralı evlerin önündeki duvarın önündeki otururken
deniz tüm geceyi yuttu o gece;
ben,
bana sarılan sevdiğim insan,
gelecekte seveceğim herkesle beraber..
hepsini bir dalgada alıp kopardı zamanın döngüsünden..
çekildiğinde ise bir başıma beni duvarın üstünde geri baktı..
bazen uyuştuğumu hissediyorum durup insanları izlerken
binlercesinin yüzü gözümün önünden geçip gidiyor,
ben aralarından hep gelmeyecek birilerini bekliyorum .
bitse, keşke.
..
kağıda yazılmış kitapların arasından çıktı.
metafor nerede söyleyeyim mi?
hayaller kurduran deniz manzaralı evlerin önündeki duvarın önündeki otururken
deniz tüm geceyi yuttu o gece;
ben,
bana sarılan sevdiğim insan,
gelecekte seveceğim herkesle beraber..
hepsini bir dalgada alıp kopardı zamanın döngüsünden..
çekildiğinde ise bir başıma beni duvarın üstünde geri baktı..
bazen uyuştuğumu hissediyorum durup insanları izlerken
binlercesinin yüzü gözümün önünden geçip gidiyor,
ben aralarından hep gelmeyecek birilerini bekliyorum .
bitse, keşke.
..
kağıda yazılmış kitapların arasından çıktı.
metafor nerede söyleyeyim mi?
Sunday, December 04, 2011
Bozuk varsa iyi olur.
Akşamcılar ve içmeyip eli boş dönenlerdensen
Geç kalıp kaçırdıysan masadaki boş fransızı
Elmaya votka
Biraya da fazlaca su ekle
Varsa umuma hususi pasaportunu yakabilirsin
Ha çıktı ha çıkacak para üstü kavgası çünkü
Maaşlar yattı ya ay başı
Kimsede bozuk yok unutma
Tam parayı hazırlamadıysan sonrakini bekle
İşine gelirse
Sahi o masadaki fransız ne oldu
3 haftası macarda 1 haftası burada
Olsun ay başına denk gelirdi ya
Cepte büyük tomarla.
Yalnız abi harcanıyorsun o dizide
Sen hariç diğerleri sadece bakıyor reklam aralarında.
Umutsuz son manime gece biter.
Hava haberlerdekinden de soğuk.
Yorgunsun doğal..
Cevabınsa farketmez senin.
Geç kalıp kaçırdıysan masadaki boş fransızı
Elmaya votka
Biraya da fazlaca su ekle
Varsa umuma hususi pasaportunu yakabilirsin
Ha çıktı ha çıkacak para üstü kavgası çünkü
Maaşlar yattı ya ay başı
Kimsede bozuk yok unutma
Tam parayı hazırlamadıysan sonrakini bekle
İşine gelirse
Sahi o masadaki fransız ne oldu
3 haftası macarda 1 haftası burada
Olsun ay başına denk gelirdi ya
Cepte büyük tomarla.
Yalnız abi harcanıyorsun o dizide
Sen hariç diğerleri sadece bakıyor reklam aralarında.
Umutsuz son manime gece biter.
Hava haberlerdekinden de soğuk.
Yorgunsun doğal..
Cevabınsa farketmez senin.
Tuesday, November 29, 2011
nokta; ister vur, ister ıskala.
''şimdi düşünüyorum da,
olaylar karşında sinirlenmek yerine üzülmeye başlıyoruz ya, işte o zaman büyüyoruz... ''
olaylar karşında sinirlenmek yerine üzülmeye başlıyoruz ya, işte o zaman büyüyoruz... ''
Monday, November 28, 2011
Sunday, November 27, 2011
Monday, November 21, 2011
Sunday, November 20, 2011
Saturday, November 05, 2011
barışta ve savaşta..
sabah herkesten erken kalkıp
izmarit dağlarını yığdım güzelce bir köşeye.
iğne yapraklıların yanık kokusu
ciğerlerime dolarken
ısındığımı hissettim iliklerime kadar.
öğleden sonra bankın üzerinde güneş
bir şeyler anlatmaya başladığında
çoktan doğrulmuştum artık iki büklüm geçmişimden.
üçüncü ve son çarşambam bu deyip
parmağımı bastım
itiraz edemezdim
özgürlüğe.
özgürlük yemyeşil bir bahçenin içinde
uçsuz bucaksız bir yalnızlıktı
ve bedeli her ne olursa olsun
gerçekten yalnızdım sonunda.
izmarit dağlarını yığdım güzelce bir köşeye.
iğne yapraklıların yanık kokusu
ciğerlerime dolarken
ısındığımı hissettim iliklerime kadar.
öğleden sonra bankın üzerinde güneş
bir şeyler anlatmaya başladığında
çoktan doğrulmuştum artık iki büklüm geçmişimden.
üçüncü ve son çarşambam bu deyip
parmağımı bastım
itiraz edemezdim
özgürlüğe.
özgürlük yemyeşil bir bahçenin içinde
uçsuz bucaksız bir yalnızlıktı
ve bedeli her ne olursa olsun
gerçekten yalnızdım sonunda.
Wednesday, October 26, 2011
bulduğum kelimeyi kaybettim.
ilk kanatlarım yanmaya başlamış,
yerçekimine yorgun düşerken ayağımın altındaki yer..
diplere inerken bedenim
yıldızımın içine sürüklendiğini
hayal etmişim sahipsiz meteorların..
evet hala aklımda yer ederken
tek gözümün gördüğü gün ışığındaki delilik..
kalabalığın arasındayım
rahatsız dar tabutumda,
diğer yarım üstüme atıyorken toprağı
sarsılan hayalgücüm müydü
yoksa tabutumu çevrelerken toprak mıydı
son gerçeklikte..
inancım hiç olmadı kabul ama
bir acı hep var yanımda götüreceğim.
yerçekimine yorgun düşerken ayağımın altındaki yer..
diplere inerken bedenim
yıldızımın içine sürüklendiğini
hayal etmişim sahipsiz meteorların..
evet hala aklımda yer ederken
tek gözümün gördüğü gün ışığındaki delilik..
kalabalığın arasındayım
rahatsız dar tabutumda,
diğer yarım üstüme atıyorken toprağı
sarsılan hayalgücüm müydü
yoksa tabutumu çevrelerken toprak mıydı
son gerçeklikte..
inancım hiç olmadı kabul ama
bir acı hep var yanımda götüreceğim.
Friday, October 14, 2011
denek.
uykusuzluk ve açlık bir olunca
gelmeyecek birini beklemekte buluyor insan kendini
soğuk hastane bahçesinin yalancı yeşilliğinde..
soğuk daha çok soğuk
şimdi hasta oluyorum derken,
hasta olduğunu öğrenmek
kendini bunu ispatlamaya çalışırken yakaladığında.
birileri hep senin yerine karar verirken
sana belletirler ya hepsinin kendi seçimlerinin olduğunu..
biter mi?
..
556.sorunun cevabı olsun bu da..güzel şeyler düşünmeme rağmen
ağlamak geliyor içimden.
gelmeyecek birini beklemekte buluyor insan kendini
soğuk hastane bahçesinin yalancı yeşilliğinde..
soğuk daha çok soğuk
şimdi hasta oluyorum derken,
hasta olduğunu öğrenmek
kendini bunu ispatlamaya çalışırken yakaladığında.
birileri hep senin yerine karar verirken
sana belletirler ya hepsinin kendi seçimlerinin olduğunu..
biter mi?
..
556.sorunun cevabı olsun bu da..güzel şeyler düşünmeme rağmen
ağlamak geliyor içimden.
Tuesday, October 11, 2011
küçük bir nefes tüm mumları söndürmeye yetecekti halbuki..
iliğime kadar ıslandım bugün..
varsa yoksa çevrede yağmurdan yakınan insanlar
ve yol kenarına atılmış kırık şemsiyelerden ibaretti koca gün..
oysa yağmur hep büyülüydü bize,
her zamanda büyülemeye devam edecekti
beliren gökkuşağının ertesinde ..
kumsaldan eve kadar yine yalınayak yürüsek,
çamura ne kadar bulanacağımızı düşünmeden..
yine çocuk olsak..
büyümek tatsız bir kavunu yemekten farksız,
güzel kokuyor sadece..
hepsi bu.
varsa yoksa çevrede yağmurdan yakınan insanlar
ve yol kenarına atılmış kırık şemsiyelerden ibaretti koca gün..
oysa yağmur hep büyülüydü bize,
her zamanda büyülemeye devam edecekti
beliren gökkuşağının ertesinde ..
kumsaldan eve kadar yine yalınayak yürüsek,
çamura ne kadar bulanacağımızı düşünmeden..
yine çocuk olsak..
büyümek tatsız bir kavunu yemekten farksız,
güzel kokuyor sadece..
hepsi bu.
Thursday, October 06, 2011
adını koyamadığım.
Boğazın üstünde
kalbim su alıyor
boğulamıyorum bile
içimdeki boşluk kendimi her bırakışımda
beni suyun yüzüne atıyor
hiçlik anayurdum oldu senden sonra
2 güne bitecek gençlik çağım
umutsuz,
sana aşık
ve yenik.
kalbim su alıyor
boğulamıyorum bile
içimdeki boşluk kendimi her bırakışımda
beni suyun yüzüne atıyor
hiçlik anayurdum oldu senden sonra
2 güne bitecek gençlik çağım
umutsuz,
sana aşık
ve yenik.
Wednesday, October 05, 2011
her halükârda gevrek.
bundan sonra senin için geriye dönüş yok.
katil olmak için bir kişiyi öldürmüş
olman yeter bebeğim,
ilk taşı bırak en az günahı olan atsın..
katil olmak için bir kişiyi öldürmüş
olman yeter bebeğim,
ilk taşı bırak en az günahı olan atsın..
Saturday, September 17, 2011
6111e 173.
ölümden sonra olmayan hayatı düşlüyorum bugünlerde.
uyuyamadığım kısa dalışlarımda
keşke biraz daha erkek olabilseydim diyorum.
her şeyin farklı olacağı bir rüyadan uyanıp;
meydan okur gibi değil,
iki hiçlik arasında var olur gibi
çıkabilmeyi istiyorum akşam güneşine.
------------
gelecek?
uyuyamadığım kısa dalışlarımda
keşke biraz daha erkek olabilseydim diyorum.
her şeyin farklı olacağı bir rüyadan uyanıp;
meydan okur gibi değil,
iki hiçlik arasında var olur gibi
çıkabilmeyi istiyorum akşam güneşine.
------------
gelecek?
Tuesday, September 06, 2011
everybody loves you, when they are about to cum.
karanlıkta daha kolay
gözlerimi kapatmama gerek yoktur çünkü
yarın köşe bucak kaçacağını biliyorum
çağrılara da dönmeyeceğimdir
varsın kötü bilsin beni
ama yine de söylemişimdir ya arada
etik.. hiç değil.
ha birde farkımızda olmayanlar mevcuttur
gören ama umursamayan ısrarla
ısrarın nerede olduğu o kadar anlamsız ki aslında
boş, bomboş ve hatta faydasızdır kendimize...
birli, ikili, üçlü yaşayan
birinin mutlaka bütünün bir parçasından habersiz olduğu
anlattıklarımızın üstüne bu geçmeyen yorgunluğum
vuslata eremeyecek bu saat, bu hayattan sonra..
kabullenmeliyim.
cidden çok yanlışlardayım.
gözlerimi kapatmama gerek yoktur çünkü
yarın köşe bucak kaçacağını biliyorum
çağrılara da dönmeyeceğimdir
varsın kötü bilsin beni
ama yine de söylemişimdir ya arada
etik.. hiç değil.
ha birde farkımızda olmayanlar mevcuttur
gören ama umursamayan ısrarla
ısrarın nerede olduğu o kadar anlamsız ki aslında
boş, bomboş ve hatta faydasızdır kendimize...
birli, ikili, üçlü yaşayan
birinin mutlaka bütünün bir parçasından habersiz olduğu
anlattıklarımızın üstüne bu geçmeyen yorgunluğum
vuslata eremeyecek bu saat, bu hayattan sonra..
kabullenmeliyim.
cidden çok yanlışlardayım.
Sunday, August 28, 2011
voluntary blindness.
- üstümde eski, ütü tutmayan, soluk tshirt'üm.. ki anısı gülümsemesiyle yaşıt bir ufaklık da dizimin dibindeyken tam.. o bildiği tek şeyi yapıp büyürken; bense en iyi bildiğim şeyi yani dünyanın sonunun bir an önce gelmesini diliyorum bu akşamda diğer akşamlar olduğu gibi. tanrım beni niye bencillikle sınadın? belki her şey daha farklı olabilirdi, belki bir gün insan bile olabilirdim.
Wednesday, August 24, 2011
we guarantee.
'seninle dünyanın sonuna kadar geleceğimi söyledim
ve aynı ben üşendim sebepsiz bir 11 kilometre yürümeye..
anlatsan anlamayacağımdan değil,
bilmediğinden yürüyemedim..'
der gibi aralandı dudakların
ya da bana öyle geldi..
yürümedi de işte seke oynaya
aksayan tek bir ayak karışınca aramıza
seni dinlerken ben kendi sessizliğimden sıkıldım
sen de beklemekten yoruldun her geç kalışımı..
ben gelemedim ya
şimdi yürüyelim desem bir başkasına..
sen de beklemedin umduğundan fazlasını,
nereye kadar değil mi..
boşver de..
-önemsizdi zaten- i ekle
unutur gibi çekileyim geldiğim yere..
oysa bilmeden ne cahil,
ne mutlu, ne mesuttum,
şimdi farkettim
anlayıp konuşabildiğim
hiç bir dilde karşılığı bile yok
hissettiğim şeyin..
anlatmaya çalışsam anlar mı sanıyorsun
peşinden geldiğim?
tokluk hissi duyguları bastırır ya,
yemesemde olur gibi ekmek arasını bu saate..
açlığı istiyorum umudun arasına.
muğlak yanlızlığım
ısırıyor beni diğer gecelerden farklı..
ama bil ki
henüz hazır uyumamışken göreceğim kabusuma
göremeyeceğim rüyaları nafile olsa da düşlüyorum..
cennetim ve cehennemim bu dünyaya ait
her ikisininde duvarlarında çizdiğin resimlerin
gözkapaklarımın ardına gizlenmiş..
bilincim yerindeyken göremeyeyim diye bu dünyada
uykularımının çalınmasının hemen ertesinde.
neye evrildim, neye sebep oldum bilmeden
gereğinden fazla uzattım bana ayrılan 2 dakika 40saniyeyi*
ve aynı ben üşendim sebepsiz bir 11 kilometre yürümeye..
anlatsan anlamayacağımdan değil,
bilmediğinden yürüyemedim..'
der gibi aralandı dudakların
ya da bana öyle geldi..
yürümedi de işte seke oynaya
aksayan tek bir ayak karışınca aramıza
seni dinlerken ben kendi sessizliğimden sıkıldım
sen de beklemekten yoruldun her geç kalışımı..
ben gelemedim ya
şimdi yürüyelim desem bir başkasına..
sen de beklemedin umduğundan fazlasını,
nereye kadar değil mi..
boşver de..
-önemsizdi zaten- i ekle
unutur gibi çekileyim geldiğim yere..
oysa bilmeden ne cahil,
ne mutlu, ne mesuttum,
şimdi farkettim
anlayıp konuşabildiğim
hiç bir dilde karşılığı bile yok
hissettiğim şeyin..
anlatmaya çalışsam anlar mı sanıyorsun
peşinden geldiğim?
tokluk hissi duyguları bastırır ya,
yemesemde olur gibi ekmek arasını bu saate..
açlığı istiyorum umudun arasına.
muğlak yanlızlığım
ısırıyor beni diğer gecelerden farklı..
ama bil ki
henüz hazır uyumamışken göreceğim kabusuma
göremeyeceğim rüyaları nafile olsa da düşlüyorum..
cennetim ve cehennemim bu dünyaya ait
her ikisininde duvarlarında çizdiğin resimlerin
gözkapaklarımın ardına gizlenmiş..
bilincim yerindeyken göremeyeyim diye bu dünyada
uykularımının çalınmasının hemen ertesinde.
neye evrildim, neye sebep oldum bilmeden
gereğinden fazla uzattım bana ayrılan 2 dakika 40saniyeyi*
Tuesday, August 16, 2011
everybody loves a loser.
suyun üzerindeki
iki diz kapağı
gözden kaybolmadan
kırp tek gözünü
gülümse geri
ve dilinin ucundakini unutma
dalarsa ki an meselesi
bekle
çıkmamı
aşağıdan
o zaman söyle
beş santimden
..
iki diz kapağı
gözden kaybolmadan
kırp tek gözünü
gülümse geri
ve dilinin ucundakini unutma
dalarsa ki an meselesi
bekle
çıkmamı
aşağıdan
o zaman söyle
beş santimden
..
Monday, August 08, 2011
Saturday, July 23, 2011
mutlu?
öyle yorgun
öyle bitkin
sudan yeni çıkmış ay
tepede, en üstte
o en unutulmayan haliyle
yürüdüğüm gecelerden hatıra yan yana..
seviyorum ama hanginizi
öyle kırgın
öyle parçalanmışım ki
kalbim
söyleyin hanginizin olsun
istemiyorum ben
istemiyorum ki taşıyacağımdan ağır
bir şarkı dinlemeyegörsün
hepiniz uzağımda
hepiniz belki karşılaşmayacağım bir daha
evet elimde sigara
alabileceğim en derin nefes
şu an aldığım..
her bir öpücük
üstüme atılan bir kürek toprak
hala ölemiyorum.
kör noktalar nefesimi kesen
adın her geçtiğinde
mutlu mudur belki diye düşünüyorum
mutlu mudur gerçekten?
seni seviyorum tek seferde kolay olanından
hiç düşünmeden
bir seferde
hiç bir soru işareti olmadan.
öyle bitkin
sudan yeni çıkmış ay
tepede, en üstte
o en unutulmayan haliyle
yürüdüğüm gecelerden hatıra yan yana..
seviyorum ama hanginizi
öyle kırgın
öyle parçalanmışım ki
kalbim
söyleyin hanginizin olsun
istemiyorum ben
istemiyorum ki taşıyacağımdan ağır
bir şarkı dinlemeyegörsün
hepiniz uzağımda
hepiniz belki karşılaşmayacağım bir daha
evet elimde sigara
alabileceğim en derin nefes
şu an aldığım..
her bir öpücük
üstüme atılan bir kürek toprak
hala ölemiyorum.
kör noktalar nefesimi kesen
adın her geçtiğinde
mutlu mudur belki diye düşünüyorum
mutlu mudur gerçekten?
seni seviyorum tek seferde kolay olanından
hiç düşünmeden
bir seferde
hiç bir soru işareti olmadan.
Thursday, July 21, 2011
İşler ciddileşti mi tırsıyorum.
Bir çifti ele alın.
Bu çiftte 3 tarz kadın vardır;
Mutlu olanlar,
mutlu olmayıp idare edenler...
...bir de mutlu olmayıp
kabul edemeyenler.
Benim alanıma
son kategori giriyor.
Biz, onlara
yardım etmek için varız.
İşimiz: O çiftleri ayırmak.
Hedefimiz: Gözlerini açmak.
Yöntemimiz: Baştan çıkarmak.
Aralarını bozarız ama
kalplerini kırmayız.
Ben, Alex Lippi. Ve bugün ben,
kendi kalbimi kırdım.
Bu çiftte 3 tarz kadın vardır;
Mutlu olanlar,
mutlu olmayıp idare edenler...
...bir de mutlu olmayıp
kabul edemeyenler.
Benim alanıma
son kategori giriyor.
Biz, onlara
yardım etmek için varız.
İşimiz: O çiftleri ayırmak.
Hedefimiz: Gözlerini açmak.
Yöntemimiz: Baştan çıkarmak.
Aralarını bozarız ama
kalplerini kırmayız.
Ben, Alex Lippi. Ve bugün ben,
kendi kalbimi kırdım.
Thursday, July 14, 2011
incognito mode.
varlığım kokusuz bir çiçekmişcesine durur,
kime değse kalmazdı sinmiş bir kokusu üzerinde..
artık yavaş yavaş üzerine uzanılabilecek hale gelen
artık yavaş yavaş üzerine uzanılabilecek hale gelen
karnıma yumrulanmış küçük ama artık ağrısız mutsuzluğumla
akşamı edip evime dönerdim.
günbatımı güneşiyle içeri girerken,
avuçlarımdaki küçük kutuya
ki kendi elimden çıkmadır
tekrar, tekrar ve tekrar
dökülen kurumuş yapraklarımı kuma gömerdim.
.. hayat eksilirdi benden olmayan tarafa.
akşamı edip evime dönerdim.
günbatımı güneşiyle içeri girerken,
avuçlarımdaki küçük kutuya
ki kendi elimden çıkmadır
tekrar, tekrar ve tekrar
dökülen kurumuş yapraklarımı kuma gömerdim.
.. hayat eksilirdi benden olmayan tarafa.
Wednesday, July 06, 2011
Saturday, June 25, 2011
Karşıdan yüklenenler.
Cebindeki kelimeler biterken
Kapısını tuttu yük asansörünün
İçeri attı kendini
Ve sırf saçları güzel koktuğu
için bir kadının dudaklarında buldu kendininkileri
Tadı güzelmiş dedi daha önceden defalarca yaptığı gibi
Şaşırmadı, titremedi, ardından bakmadı inerken
Sadece başını kaldırıp yukarı gri gökyüzüne baktı
Hayatın anlamı bir yerlerde uzun parliament içiyordu
diye düşündü..
ait olmadığı yere sevmediği görevinin başına döndü,
yaşlanıyordu acı gülümsemesi yüzünde asılı
okkalı bir küfürle yakalandı birilerine,
kimi güldü kimi yadırgadı..
On beş saniyeye unutmuştu kaç kat inip çıktığını.
Kapısını tuttu yük asansörünün
İçeri attı kendini
Ve sırf saçları güzel koktuğu
için bir kadının dudaklarında buldu kendininkileri
Tadı güzelmiş dedi daha önceden defalarca yaptığı gibi
Şaşırmadı, titremedi, ardından bakmadı inerken
Sadece başını kaldırıp yukarı gri gökyüzüne baktı
Hayatın anlamı bir yerlerde uzun parliament içiyordu
diye düşündü..
ait olmadığı yere sevmediği görevinin başına döndü,
yaşlanıyordu acı gülümsemesi yüzünde asılı
okkalı bir küfürle yakalandı birilerine,
kimi güldü kimi yadırgadı..
On beş saniyeye unutmuştu kaç kat inip çıktığını.
Saturday, June 11, 2011
çoğuna göre küçük hesapların adamıyım.
kaydı, kaçtı, kurtuldu ya elimden
evet tuttuğumu sandın ya bir an.
işte o zaten bitmişmiş.
an'ı öncesinde bilmek isterdim ve
çok, çok yorgunum'un masumiyetini beraberinde
dedim ya nafileymiş.
yüzüme gözüme bulaştırdığımda bu yüzdendi hep sana sokulmalarım.
bu yüzden; koşamayaşımdan
hep yorgunluğum..
dedim ya zaten bilmiyormuş..
bir bacağı kısa kalbim
bilemiyor,
anlayamıyor
ben bilmem'i.
evet tuttuğumu sandın ya bir an.
işte o zaten bitmişmiş.
an'ı öncesinde bilmek isterdim ve
çok, çok yorgunum'un masumiyetini beraberinde
dedim ya nafileymiş.
yüzüme gözüme bulaştırdığımda bu yüzdendi hep sana sokulmalarım.
bu yüzden; koşamayaşımdan
hep yorgunluğum..
dedim ya zaten bilmiyormuş..
bir bacağı kısa kalbim
bilemiyor,
anlayamıyor
ben bilmem'i.
Wednesday, June 08, 2011
içinde kalınan her bir saniyeye değen yegane şey?
attığım tek bir tokat
kendi yüzüme gelse bir gün..
kendimden şikayet ederken
birisi dudağımın yarık kısmına
denk getirse ya parmaklarını
sözümü kesmek için..
bir mucize beklerken olsa olsa
bir uğursuzluk peydah olacağını
öğrensem ilk elden başıma geleceğin..
ve bu uğursuzluk galip gelse ruhuma
kavgaya tutuştuğumuzda..
olur da yedi yıl sürerse diye korksam sonra ölesiye..
bilmesem kötü..
bilmenin kıyısından döndüğümü farketsem daha beter..
her gün baştan bir yıkım,
her seferinde hazırlıksız yakalandığım
başkalarının mutluluğu.
.
.
.
.
.
cevap: hayal kırıklığı.
kendi yüzüme gelse bir gün..
kendimden şikayet ederken
birisi dudağımın yarık kısmına
denk getirse ya parmaklarını
sözümü kesmek için..
bir mucize beklerken olsa olsa
bir uğursuzluk peydah olacağını
öğrensem ilk elden başıma geleceğin..
ve bu uğursuzluk galip gelse ruhuma
kavgaya tutuştuğumuzda..
olur da yedi yıl sürerse diye korksam sonra ölesiye..
bilmesem kötü..
bilmenin kıyısından döndüğümü farketsem daha beter..
her gün baştan bir yıkım,
her seferinde hazırlıksız yakalandığım
başkalarının mutluluğu.
.
.
.
.
.
cevap: hayal kırıklığı.
Friday, June 03, 2011
mernis'in geciken cevabına..
*
iki deli bölüştükleri ikişer hece:
- öz
+le
- di
+ ...
+ ?
- !!
+ m.
**
şişelenmiş saplantılarımızı güzelce yerleştirirken boy aynalı dolaplarımıza
kırıp dökmelerimizden elimizde kaldığı kadarını..
kapılarımız ve kulaklarımız hep yarı aralık;
yaklaşanların sesini duymaya ayarlı gibiydik..
kimi çok meraklı bizi bilmesi gereksizler,
kimi işimize gelen beklediklerimizden..
zamanımız olsun onlardan çekinmeye
görmesinler diye bizi bu halde..
böylesi yoksun
bir başımıza.
***
.. gerek yokmuş, ezbere biliyormuşum.
zamansız aklım.
iki deli bölüştükleri ikişer hece:
- öz
+le
- di
+ ...
+ ?
- !!
+ m.
**
şişelenmiş saplantılarımızı güzelce yerleştirirken boy aynalı dolaplarımıza
kırıp dökmelerimizden elimizde kaldığı kadarını..
kapılarımız ve kulaklarımız hep yarı aralık;
yaklaşanların sesini duymaya ayarlı gibiydik..
kimi çok meraklı bizi bilmesi gereksizler,
kimi işimize gelen beklediklerimizden..
zamanımız olsun onlardan çekinmeye
görmesinler diye bizi bu halde..
böylesi yoksun
bir başımıza.
***
.. gerek yokmuş, ezbere biliyormuşum.
zamansız aklım.
Sunday, May 29, 2011
neydi bu şimdi?
az önce
gözümü kapadım kısa bir uzanıyım derken
çok değil belki on, belki on beş dakikaydı daldığım
saatler süren bir rüyada buldum sandım kendimi
uyuyana dek güzeldi her şey, tek hissettirdiği mutluluktu
sebepsiz yere kaybolurken ben, bugün yaptıklarım, konuştuklarım,
güldüğüm saçma sapan bir ton ıvır zıvır ..
mükemmel olacak herşey birazdan derken
başladığını farkettim rüyamın
rüyamda uyanmaktan korkuyordum başından sonuna..
..
açılacağı vakit gözlerim
biri beni sarsarak rüyamdan attı.
..
inanmıyorum artık rüyalara.
gerçek gibiler bazen.
gözümü kapadım kısa bir uzanıyım derken
çok değil belki on, belki on beş dakikaydı daldığım
saatler süren bir rüyada buldum sandım kendimi
uyuyana dek güzeldi her şey, tek hissettirdiği mutluluktu
sebepsiz yere kaybolurken ben, bugün yaptıklarım, konuştuklarım,
güldüğüm saçma sapan bir ton ıvır zıvır ..
mükemmel olacak herşey birazdan derken
başladığını farkettim rüyamın
rüyamda uyanmaktan korkuyordum başından sonuna..
..
açılacağı vakit gözlerim
biri beni sarsarak rüyamdan attı.
..
inanmıyorum artık rüyalara.
gerçek gibiler bazen.
Saturday, May 28, 2011
guilty feet have got no rhythm.
ağzına bir parmak bal çaldığım hayatım >
bil ki >
kendimden alacağım olsun >
uzak durduğun güneşe >
ve yakalandığın yağmurada and >
yine >
yeni >
yeniden >
Sunday, May 15, 2011
unsere liebe ist aus gold.
dersen bana rüyam küçük
dersen bana dünyan çürük
dersen bir tek kalbim büyük ..
..
düşle, değiştirmek mümkün dünyayı hala.
dersen bana dünyan çürük
dersen bir tek kalbim büyük ..
..
düşle, değiştirmek mümkün dünyayı hala.
Saturday, May 07, 2011
yavaş yavaş.
d algal an ıyor sun
ü ze ri md e
n e fe si mi
t u t tu m
d er in de
s e b eb i mi
b uld um t e ni nd e.
ü ze ri md e
n e fe si mi
t u t tu m
d er in de
s e b eb i mi
b uld um t e ni nd e.
Monday, May 02, 2011
sleeping with fishes.
her gün bir yakadan diğerine..
hayatından eksilen ..
sabah ve akşam toplam yüz on dakika ..
ne bir eksik ne beş dakika geç tıkanan trafikte ..
adını ezberlediğin duraklara bölerken yolu ..
duymak istediğin sözler ..
hala iki dudağımın arasındakiler değil .
hayatından eksilen ..
sabah ve akşam toplam yüz on dakika ..
ne bir eksik ne beş dakika geç tıkanan trafikte ..
adını ezberlediğin duraklara bölerken yolu ..
duymak istediğin sözler ..
hala iki dudağımın arasındakiler değil .
Sunday, April 17, 2011
my lo-lee-ta.
soğuk, yağmurlu bitmek bilmeyen kış'ım.
derken,
düşüm bir gece duvarın benden olmayan tarafına düştü.
uyudum yanıbaşında aramızda duvarla.
sabah kalktığımda düş olmadığına inandım görünce onu.
ben, - böylesini düşleyemeyecek dahi olan -
günaydın dedim, sordum adını bilmezmiş gibi.
söyledi.
yağmurlar yağmamaya terketti iki mevsim sonrasına kadar sokağımı.
öyle bir güneşliydim işte bugün
hiç bir kimse engel olamadı da.
derken,
düşüm bir gece duvarın benden olmayan tarafına düştü.
uyudum yanıbaşında aramızda duvarla.
sabah kalktığımda düş olmadığına inandım görünce onu.
ben, - böylesini düşleyemeyecek dahi olan -
günaydın dedim, sordum adını bilmezmiş gibi.
söyledi.
yağmurlar yağmamaya terketti iki mevsim sonrasına kadar sokağımı.
öyle bir güneşliydim işte bugün
hiç bir kimse engel olamadı da.
Monday, April 11, 2011
samo od meraka.
sihire od birvaktile furije i sihre
odvele me ubile me otele me
sheitan mi je obeco pjevacu do zore
evo sabah vela havle
lele dje cu sta cu ja
ahiretu aferim al ja hocu da me boli
hocu da se borim da najnabas budem
na butum dunjaluk a onda cu vidit dje cu sta cu ja
od dzeneta do dzehenema zasijala hurija
fukara i hadzija, insan i bestija
halal ima-ima nam
od dzeneta do dzehenema
a ja sudila mi, ranila me
aman vela havle umalo me ne ubi
aman vela havle a ja
lelelele na obraz mi sve sto.
nisam bio-i neka me boli jer sta ce mi zivot
samo od meraka.
odvele me ubile me otele me
sheitan mi je obeco pjevacu do zore
evo sabah vela havle
lele dje cu sta cu ja
ahiretu aferim al ja hocu da me boli
hocu da se borim da najnabas budem
na butum dunjaluk a onda cu vidit dje cu sta cu ja
od dzeneta do dzehenema zasijala hurija
fukara i hadzija, insan i bestija
halal ima-ima nam
od dzeneta do dzehenema
a ja sudila mi, ranila me
aman vela havle umalo me ne ubi
aman vela havle a ja
lelelele na obraz mi sve sto.
nisam bio-i neka me boli jer sta ce mi zivot
samo od meraka.
Wednesday, April 06, 2011
kym's homecoming.
derler ki: her kim yatmadan önce üç defa dinlerse;
ertesi gün yaşamaya bir sebebi olurmuş,
ve sonraki geceye dek bir kez daha dinlemeye hayatta kalırmış.
ertesi gün yaşamaya bir sebebi olurmuş,
ve sonraki geceye dek bir kez daha dinlemeye hayatta kalırmış.
Wednesday, March 30, 2011
Tuesday, March 29, 2011
S04E12.HDTV.XviD-LOL
hayal bu ya gündüz gözüyle gördüğüm..
telekomünikasyonun olmadığı zamanlar..
insanların hala birbirlerini
düşlemelerinin mümkün olduğu bir dünyada..
hadi dünya olmazsa, belki başka bir yaşam;
olur da bunun gibi içine sıçmayı becerememiş olduklarımdan bir tanesi
en azından mümkünse.
neyse..
gözlerimi kapatıyorum,
kağıttan bir bardak olmak bile beni mutlu ediyor.
hepsi bu.

telekomünikasyonun olmadığı zamanlar..
insanların hala birbirlerini
düşlemelerinin mümkün olduğu bir dünyada..
hadi dünya olmazsa, belki başka bir yaşam;
olur da bunun gibi içine sıçmayı becerememiş olduklarımdan bir tanesi
en azından mümkünse.
neyse..
gözlerimi kapatıyorum,
kağıttan bir bardak olmak bile beni mutlu ediyor.
hepsi bu.
Saturday, March 19, 2011
günbegün .
çok fazla -suz, -sız biriktiyse ulu orta..
artık başımızı çevirmekle kurtulamayacak
kadar burnumuzun dibindeyse seçimlerimiz..
her uzattığımızda hep bir karış uzağında kalıyorsa
parmak uçlarımıza yanımızdan geçenler..
gerçekten bir anlamımız yok
bir 'bir' bile etmiyoruz.
günbegün
bunu hissetmek daha kötü bilmekten.
sahi o kadar zaman nasıl oldu?
kim izin verdi?
kimin fikriydi?
ilk ne bitti?
artık başımızı çevirmekle kurtulamayacak
kadar burnumuzun dibindeyse seçimlerimiz..
her uzattığımızda hep bir karış uzağında kalıyorsa
parmak uçlarımıza yanımızdan geçenler..
gerçekten bir anlamımız yok
bir 'bir' bile etmiyoruz.
günbegün
bunu hissetmek daha kötü bilmekten.
sahi o kadar zaman nasıl oldu?
kim izin verdi?
kimin fikriydi?
ilk ne bitti?
Thursday, March 10, 2011
Monday, March 07, 2011
everyone looks so good from here.
Bir uçtan diğerine.. Sabahın ilk ışıklarından, ay kendini belli edene dek. Dizlerimin üzerindeyim bu sefer, ki biri geri kalanımı öldürürken ciddi ciddi.. tüm ağırlığımın merkezi uykusuzluktan çöken gözaltlarım bugün. Yalnızlık bir hastalık değil belki ama hastalık yalnızlığın ta kendisi, orası kesin.
Friday, March 04, 2011
Tuesday, March 01, 2011
karşılama.
demiştim..
'dönüşü benzer gidişlerdenmiş bu akşam seyredeceğimiz.' diye..
hani üstünden yeteri kadar zaman geçtikten sonra,
kemerli burunlarımızı karşılıklı yerlerde sürttüğümüzdeki gibi..
bak bu da bir benzeri.
somurttum muydu tüm güzelliği giderdi içimdeki
yağmurun; sokak lambasının titreyen ışığını savururdu
buğulanmış camlarım,
sadeliği bayağılaşır hatta ayıplanır, sakınılırdı benden dile getirilmem.
sahip çıkamazdım altındakilere
sadece ıslatır,
ıslanır ve
hasta ederdim rüzgarı iliğine yedirdiğim
evsizlerle beraber kendimi..
kıskandıysam hasta düşer
ve bir daha hiç bir zaman iyileşemez
olurdum bu yüzle
bu topraklarda.
sadece kendime demiştim diyebilir ,
faydasız bekleşirdim yanımdakilerle beraber,
o da fayda etmez zaman sadece ezerdi
akrebi yelkovanın üzerinden,
beklemeye dayanamaz zehirlerdim dudaklarıma
aldığım sahte yarım gülümsemelerle kendimi..
canım yanardı.
..
canım yandı beklediğime.
'dönüşü benzer gidişlerdenmiş bu akşam seyredeceğimiz.' diye..
hani üstünden yeteri kadar zaman geçtikten sonra,
kemerli burunlarımızı karşılıklı yerlerde sürttüğümüzdeki gibi..
bak bu da bir benzeri.
somurttum muydu tüm güzelliği giderdi içimdeki
yağmurun; sokak lambasının titreyen ışığını savururdu
buğulanmış camlarım,
sadeliği bayağılaşır hatta ayıplanır, sakınılırdı benden dile getirilmem.
sahip çıkamazdım altındakilere
sadece ıslatır,
ıslanır ve
hasta ederdim rüzgarı iliğine yedirdiğim
evsizlerle beraber kendimi..
kıskandıysam hasta düşer
ve bir daha hiç bir zaman iyileşemez
olurdum bu yüzle
bu topraklarda.
sadece kendime demiştim diyebilir ,
faydasız bekleşirdim yanımdakilerle beraber,
o da fayda etmez zaman sadece ezerdi
akrebi yelkovanın üzerinden,
beklemeye dayanamaz zehirlerdim dudaklarıma
aldığım sahte yarım gülümsemelerle kendimi..
canım yanardı.
..
canım yandı beklediğime.
Thursday, February 24, 2011
Monday, February 21, 2011
hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.
şekle şemale
gerek yok..
kalbim sen dur
attığın yerde.
ne esaret,
ne de cesaret
bu tek ben..
bu bir'den ibaret.
ama
sen çal ,
sen vur..
sen;
gökten yerlere.
gerek yok..
kalbim sen dur
attığın yerde.
ne esaret,
ne de cesaret
bu tek ben..
bu bir'den ibaret.
ama
sen çal ,
sen vur..
sen;
gökten yerlere.
Monday, February 14, 2011
3 dikiş, iz kalmayacakmış..
Trakea orta hatta, mediastinal açılar tabiidir.
Akciğerlerde eksudatif veya intersitisyel lezyon imajı saptanmadı.
KTO fizyolojik sınırlardadır.
Diyafragma konturları düzgün, yükseklikleri doğaldır.
Bilateral kardiofrenik ve kostodiyafragmatik sinüsler açıktır.
Osseous ve yumuşak dokularda gross patoloji izlenmedi.
Sonuç: Reaktif spesifik enfeksiyon saptanmadı.
Akciğerlerde eksudatif veya intersitisyel lezyon imajı saptanmadı.
KTO fizyolojik sınırlardadır.
Diyafragma konturları düzgün, yükseklikleri doğaldır.
Bilateral kardiofrenik ve kostodiyafragmatik sinüsler açıktır.
Osseous ve yumuşak dokularda gross patoloji izlenmedi.
Sonuç: Reaktif spesifik enfeksiyon saptanmadı.
a view to a gape.
hazır imgelerden söz açılmışken,
fırsatını da yaratmışken denemeliydim..
'ne istersem mi?' dedim kan ter içinde..
bahşediliyordu ya bir lütufmuşcasına..
'evet, ne istersen.' diye tısladı rahatsız edici bir gülümsemeyle..
işte tam o zaman anlamalıydım..
aptallığıma doymayayım.
çenem kilitlenmiş,
önümde domalan
becerilmiş ruha bakakaldım öylece.
fırsatını da yaratmışken denemeliydim..
'ne istersem mi?' dedim kan ter içinde..
bahşediliyordu ya bir lütufmuşcasına..
'evet, ne istersen.' diye tısladı rahatsız edici bir gülümsemeyle..
işte tam o zaman anlamalıydım..
aptallığıma doymayayım.
çenem kilitlenmiş,
önümde domalan
becerilmiş ruha bakakaldım öylece.
Thursday, February 03, 2011
ikiyse bu..
'ben'i affedebilir miyim bilmiyorum,
sebepsiz yere sabahın bir körü
şehirlerarası yolda tekrar ağlar
bulursam kendimi..
bir kez olsun
sorumlu aramaktan vazgeçip,
sorumsuzu olduğumu kabul edebilir miyim
kendi fikrimin..
sebepsiz yere sabahın bir körü
şehirlerarası yolda tekrar ağlar
bulursam kendimi..
bir kez olsun
sorumlu aramaktan vazgeçip,
sorumsuzu olduğumu kabul edebilir miyim
kendi fikrimin..
Wednesday, February 02, 2011
bir.
gördüğüm rüyada yağmurlu bir öğleden sonrası
sana bir hikaye anlatmamı istiyorsun..
baylan'ın bahçesinde tanımadığım seni bekliyorum,
sırılsıklam içeri atıyorsun kendini..
sıcağa yakın diye karşıma oturuyorsun..
damlalar süzülürken karışmış uzun saçlarından
soğuktan kızarmış burnunu çekiyorsun
hiç bir şeyi umursamadan..
kafamı kaldırıp
göz göze gelmemiz arasındaki o yarım saniyede
ellerini ateşe tutarken bir yandan zamanı durdururcasına kaşıkladığım
limonlu dondurmama gözün takılıyor..
en son gülümsediğini görüp
uyanıyorum dudağımdan öptüğünde,
daha tanışamadan üstelik..
kim bilir ne çıkacaktı ağzından..
ince bir ah kazara her ısırdığımda acıyan..
bu, limon ekşisi tadı alıyorum uyandığımda..
rüya içinde rüya bu..
sen zaten gerçek olamayacak kadar tütiye iken..
sabahına uyandığın tek şey
dudaklarından dudaklarıma bir hediye
hasta yatağımda sayıkladığım
hayal meyal anımsayabildiğin 3-5 kelime.
sana bir hikaye anlatmamı istiyorsun..
baylan'ın bahçesinde tanımadığım seni bekliyorum,
sırılsıklam içeri atıyorsun kendini..
sıcağa yakın diye karşıma oturuyorsun..
damlalar süzülürken karışmış uzun saçlarından
soğuktan kızarmış burnunu çekiyorsun
hiç bir şeyi umursamadan..
kafamı kaldırıp
göz göze gelmemiz arasındaki o yarım saniyede
ellerini ateşe tutarken bir yandan zamanı durdururcasına kaşıkladığım
limonlu dondurmama gözün takılıyor..
en son gülümsediğini görüp
uyanıyorum dudağımdan öptüğünde,
daha tanışamadan üstelik..
kim bilir ne çıkacaktı ağzından..
ince bir ah kazara her ısırdığımda acıyan..
bu, limon ekşisi tadı alıyorum uyandığımda..
rüya içinde rüya bu..
sen zaten gerçek olamayacak kadar tütiye iken..
sabahına uyandığın tek şey
dudaklarından dudaklarıma bir hediye
hasta yatağımda sayıkladığım
hayal meyal anımsayabildiğin 3-5 kelime.
Monday, January 31, 2011
sen olmak zor olmalı.
iyi niyet bir lanet olsa gerek, hele ki saflıkla bezenmişse.. hadi gidip anne-babanızı suçlayın, sizi neden iki yüzlü ve çıkarcı yetiştirmedikleri için olmanız gerektiği kadar.. o kadar çiğ kaldınız ki karşılaştığınız insanların yanında, göremediniz bariz olanı.. hep bir yanlışlık olduğunu düşündürtürken sizlere, aklınıza gelemeyecek şeylerden sorumlu tutuldunuz.. çok fazla dudak payı kaldı size yöneltilen sorularla aranızda.. her zaman hazırcevap olamadınız zaten, şansınız mutlaka yakanızdan düşecekti günün birinde.. bu bile iyiydi dediler yüzünüze, başarıydı ya bu kağıt üstünde, ve bunu duymak bir mükafatmışcasına. arkayı dönüp uzamak bir yana, susmayı da beceremiyorsunuz tüm o yavanlığınıza ek olarak.. hırsınız sizin için kazdı ya zaten arka bahçenizi, uzaklara gömülmeye ne gerek var.. öyle sağlam bir temel attınız ki kendinize, sırtınız 'doğrulmaz' artık. öyle tatlı yatarken uzandığınız dipte; görmeyi istediğiniz her an gözünüzün önünde kendinizi gömdüğünüz yere attığınız o işaret..
böyle böyle kayıyor şiraze.
fazla takılmamalı satır aralarındaki mesajlara gizli ya da açık..ne 'senden', ne de 'senden' bahsediyordur.. üçüncü biri yok dedik ya.
zihni oyalayabilmek büyük bir lütuf, kendi kandırmacalarınızı alt edemiyoruz sonuçta oturup kafa patlattığınızda. yetmiyor, yetemiyorsunuz yanınızda çoğulu oluşturabileceklere, değil ki kendinize.. biz yavaş olalım yine de, saçımız başımız dağılmasın..
..
senin gibi kocaman gözleri var ve kocaman bir de ağzı, bu mu güzel dersen , o an yapıştırırım cevabı sen ne anlarsın diye.. evet, ben.. her boku bilen adam. ben kim miyim, herhangi biri.. herkesin sevdiği, en azından bir süreliğine.
love & other drugs ertesi kaçınılmaz olarak..
Sunday, January 30, 2011
Norodol Akineton Largactilin.
ona ilk kez dağın yükünü söylediğimde 'o avucunuzda tuttuğunuz bir taş, dağ değil' demişti. avucumdaki taşın taş olduğunu bilmediğimi sanıyordu. ve böylece bir kat daha artmıştı taşıdığım ağırlık. dağları, denizleri, ağaçları ... yani dünyayı, yani dağı nasıl taşıdığımı insanlara gösterebilmek için bir dağ boyutlarında maket yapıp, onu avuçlarıma sığdırmamı beklemek gibi bir mantıksızlığın peşinden koşuyor. bir de yeri geldiği zaman 'hastanın sözleri hastalıklı sözlerdir.
niye ajite bu hasta... nallayın şunu!
niye ajite bu hasta... nallayın şunu!
Saturday, January 29, 2011
serde mücrim olmak varmış.
dalgalar; sevdiklerinin artık dönmeyeceklerinden emin kadınların,
masallarını anlatırken başımı koyduğum gerdanları gibiydi,
sallanırdı aklım başımın içinde..
attığım çığlıklardan sesim kısılır;
yaşlı ruhum çocuk bedenimin içinde, küçük dünyamın başıma yıkılıp
boylu boyunca ayakuçlarıma serildiğine
şahitlik ederdi gördüğüm düşlerde..
dalgalar alır ve götürürdü,
aslında içinde ben olmayan anılarımı,
ufuk çizgisinin ardında bir yerlere
göremezdim..
kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime
titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
perdi-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
masallarını anlatırken başımı koyduğum gerdanları gibiydi,
sallanırdı aklım başımın içinde..
attığım çığlıklardan sesim kısılır;
yaşlı ruhum çocuk bedenimin içinde, küçük dünyamın başıma yıkılıp
boylu boyunca ayakuçlarıma serildiğine
şahitlik ederdi gördüğüm düşlerde..
dalgalar alır ve götürürdü,
aslında içinde ben olmayan anılarımı,
ufuk çizgisinin ardında bir yerlere
göremezdim..
kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime
titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
perdi-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Friday, January 28, 2011
моја срећа.
maltepe mi, pendik mi?
soruma her maltepe dediğinde;
bilmeden
içimde bir yerleri
pastel boyalarınla
maviye boyuyorsam,
bil ki senin yüzünden..
bilmiyorsun ama
ben çok bencilim,
hatta senden bile daha fazla..
korkardım eğer benden olsaydın,
seni şimdikinden daha fazla
sevemez miydim diye.
rüyanda beni gör.
soruma her maltepe dediğinde;
bilmeden
içimde bir yerleri
pastel boyalarınla
maviye boyuyorsam,
bil ki senin yüzünden..
bilmiyorsun ama
ben çok bencilim,
hatta senden bile daha fazla..
korkardım eğer benden olsaydın,
seni şimdikinden daha fazla
sevemez miydim diye.
rüyanda beni gör.
Thursday, January 27, 2011
quickie in a hospital cabin.
1.
doktor: çapkın mıyız? (süzme)
hasta: eh, herkes kadar..
2.
gerizekalı hemşire: şimdi mi yapacaksınız!! (abdest gider)
hasta: maksimum kaç dakikam var?
3.
bedbaht laborant: buraya değil şuraya koyun lütfen!! (anlatılmaz bir yüz ifadesi)
hasta: elimden geleni yaptım!..
..
her şey odaklanmayla alakalı her konuda olduğu gibi..
yüce devletlim, Bob Hoskins'de özel süitinde kamyon devirmeye benzemez bu işler.
allah kimseyi düşürmesin, en uyumlu insanı bile çıldırtabilir bu mekanlar..
herkese geçmiş olsun.
doktor: çapkın mıyız? (süzme)
hasta: eh, herkes kadar..
2.
gerizekalı hemşire: şimdi mi yapacaksınız!! (abdest gider)
hasta: maksimum kaç dakikam var?
3.
bedbaht laborant: buraya değil şuraya koyun lütfen!! (anlatılmaz bir yüz ifadesi)
hasta: elimden geleni yaptım!..
..
her şey odaklanmayla alakalı her konuda olduğu gibi..
yüce devletlim, Bob Hoskins'de özel süitinde kamyon devirmeye benzemez bu işler.
allah kimseyi düşürmesin, en uyumlu insanı bile çıldırtabilir bu mekanlar..
herkese geçmiş olsun.
Tuesday, January 25, 2011
kahrolsun tüm emperyalist piçler!!!!!!!
yarın sabah erken kalkmamak..
koştur koştur traş olmamak
kahvaltı etmeden önce..
yüzünü kesmemek uzunca bir zaman sonra,
tam da cildi tahriş etmemeyi öğrenmişken üstelik..
temiz gömlek telaşı bir yana,
saniyeler kala trene yetişmek için
deparlar atmamak istasyona..
acelesi olmamak,
öğleden sonrası
lokmaları boğazına dizmemek,
saatle göz göze..
insan her şeye alışıyor;
koymuyor diye düşünüyor
hiç bir süreç..
zamanken her şeyin ilacı,
elbet geçmişte kalıcak
ama bu farklıydı bugün..
bu daha önceden tatmadığım
bir boktanlık..
ki
ihtisasın ne kadar boktanlık varsa
onun üzerine diye
demişti biri bana..
''dostum hayatta hiç bir şey umrunda değilmiş gibisin sürekli..''
gülümsemiştim cevap vermeden,
artık bir alışkanlığa dönmüşcesine.
..
deseydim önemli olurdu,
ama her zamanki ben diyemedim
hiç bir şey.
..
sen..
hem haklısın,
hem de yanılıyorsun..
ben sadece
geç kalıyorum..
birileri
bir yerlerde
beni bekliyor..
malum karşıma çıkamazlar,
yakınlarına gidemedikçe ben..
bugün benim günüm beni tutmayın
ve hatta avutmayın..
********
son olarak
hayat, gidişat ne olursa olsun en güzel golünü sıkıştırıveriyordu uzatmalara,
tüm o sıkıcı maçların sonunda ısrarla tribünü
terketmeyen cefakar taraftarlar için.
koştur koştur traş olmamak
kahvaltı etmeden önce..
yüzünü kesmemek uzunca bir zaman sonra,
tam da cildi tahriş etmemeyi öğrenmişken üstelik..
temiz gömlek telaşı bir yana,
saniyeler kala trene yetişmek için
deparlar atmamak istasyona..
acelesi olmamak,
öğleden sonrası
lokmaları boğazına dizmemek,
saatle göz göze..
insan her şeye alışıyor;
koymuyor diye düşünüyor
hiç bir süreç..
zamanken her şeyin ilacı,
elbet geçmişte kalıcak
ama bu farklıydı bugün..
bu daha önceden tatmadığım
bir boktanlık..
ki
ihtisasın ne kadar boktanlık varsa
onun üzerine diye
demişti biri bana..
''dostum hayatta hiç bir şey umrunda değilmiş gibisin sürekli..''
gülümsemiştim cevap vermeden,
artık bir alışkanlığa dönmüşcesine.
..
deseydim önemli olurdu,
ama her zamanki ben diyemedim
hiç bir şey.
..
sen..
hem haklısın,
hem de yanılıyorsun..
ben sadece
geç kalıyorum..
birileri
bir yerlerde
beni bekliyor..
malum karşıma çıkamazlar,
yakınlarına gidemedikçe ben..
bugün benim günüm beni tutmayın
ve hatta avutmayın..
********
son olarak
hayat, gidişat ne olursa olsun en güzel golünü sıkıştırıveriyordu uzatmalara,
tüm o sıkıcı maçların sonunda ısrarla tribünü
terketmeyen cefakar taraftarlar için.
Sunday, January 23, 2011
Friday, January 21, 2011
maybe supernatural .
dedim ki sürprizlerden hoşlanmayan birine..
''hayat sürprizlerle güzel aslında.''
ters ters bakarken üstüne:
''önemli olan olması'' dedim..
''güzel ya da kötü olduğu değil.''
bu birinin karşına dikilip;
''sana birazdan okkalı bir tokat atıcağım'' demesi gibi bir şey..
yiyeceksen yersin değil mi?
tokat yiyeceğini bilirsen; ne zaman yiyeceğini bilemeyeceğinden paranoyak olur, abartılı tepkiler verirsin en önemsiz şeylere bile..
bilme işte her şeyi..
yiyeceğin varsa her türlü dökülecek ağzındaki süt dişleri.
ve kibirim..
o kadar büyük ki ;
hatta aynanın karşısında 'büyük' senden bile..
yerle bir olursa toparlanamamaktan korkmak gibi sanki bu ona hissettiğin..
parçaların yok yere dökülürken yerlere,
bir ses sağır ediyor kulaklarıma seni..
belki gerçekti,
belki çokca kurmaca.
''hayat sürprizlerle güzel aslında.''
ters ters bakarken üstüne:
''önemli olan olması'' dedim..
''güzel ya da kötü olduğu değil.''
bu birinin karşına dikilip;
''sana birazdan okkalı bir tokat atıcağım'' demesi gibi bir şey..
yiyeceksen yersin değil mi?
tokat yiyeceğini bilirsen; ne zaman yiyeceğini bilemeyeceğinden paranoyak olur, abartılı tepkiler verirsin en önemsiz şeylere bile..
bilme işte her şeyi..
yiyeceğin varsa her türlü dökülecek ağzındaki süt dişleri.
ve kibirim..
o kadar büyük ki ;
hatta aynanın karşısında 'büyük' senden bile..
yerle bir olursa toparlanamamaktan korkmak gibi sanki bu ona hissettiğin..
parçaların yok yere dökülürken yerlere,
bir ses sağır ediyor kulaklarıma seni..
belki gerçekti,
belki çokca kurmaca.
Monday, January 17, 2011
kağıdın üzerinde yazılı olanlar sadece, bir anlamı var mı bilmiyorum.
(20.46-
karşıdan karşıya geçerken
biri direksiyonu kırar da
hızlanır ya diğeri sokak köpeğiymişcesine.
kelimeler gelmez,
aşklar biter,
hayaller durur
yalnızca yanakları ısırır ya mevsim soğuğu..
dikkat et der gibi.
bir altgeçit lazım oldu da;
saklanılır diye geceyi geçirmeye,
bugün orayı bulduysan
vardır elbet bir nedeni..
..-21.01-..
bırak koşmayı.
bırak yorulmayı.
bırak
ezenle ezilen farklı yönlere
dönsün eksenlerinde
hiç buluşmayacasına..
ne ezeni ne de ezileniyken kendi hikayenin..
inan senden başka kimse duymak istemez.
01.47)
karşıdan karşıya geçerken
biri direksiyonu kırar da
hızlanır ya diğeri sokak köpeğiymişcesine.
kelimeler gelmez,
aşklar biter,
hayaller durur
yalnızca yanakları ısırır ya mevsim soğuğu..
dikkat et der gibi.
bir altgeçit lazım oldu da;
saklanılır diye geceyi geçirmeye,
bugün orayı bulduysan
vardır elbet bir nedeni..
..-21.01-..
bırak koşmayı.
bırak yorulmayı.
bırak
ezenle ezilen farklı yönlere
dönsün eksenlerinde
hiç buluşmayacasına..
ne ezeni ne de ezileniyken kendi hikayenin..
inan senden başka kimse duymak istemez.
01.47)
Saturday, January 15, 2011
mavi/gri elim.
Bu kaya hayatım boyunca beni bekliyormuş.Varoluşundan beri, daha bir meteorken milyarlarca yıl önce uzayda buraya düşmeyi bekliyormuş.Tam buraya. Hayatım boyunca buraya sürüklenmişim.Doğduğum an, aldığım her nefes, yaptığım her şey beni buraya, evrendeki bu çatlağa sürüklemiş.
..
benden bu kadar kolay vazgeçeceğini tahmin etmemiştim.
127h.
..
benden bu kadar kolay vazgeçeceğini tahmin etmemiştim.
127h.
Monday, January 10, 2011
tersane - ..
anlaşılmasını beklemiyorum..
saatim bozuk ama 21.56 benim için..
kaynarca..
pendik..
yunus..
kartal..
atalar..
cevizli..
ışıklar bir on saniyeliğine gider..
tekrar geldiğinde inilir.
görmek istemeyen biri, körden daha kör..
hızlı adımlarla yürür hala..
kim bilir..
belki bunu kaydetmiştir aklın.
..
every bad act
is stored on a magnetic tape
which we retain. kept in a secret vault
and evaluated
repeated and repeated with your code name
at the top of the file.
to be reviewed at your departure
for the pearly gates.
..
anlamanı beklemiyorum,
tam yatmasın aklın hiç bir şeye.
saatim bozuk ama 21.56 benim için..
kaynarca..
pendik..
yunus..
kartal..
atalar..
cevizli..
ışıklar bir on saniyeliğine gider..
tekrar geldiğinde inilir.
görmek istemeyen biri, körden daha kör..
hızlı adımlarla yürür hala..
kim bilir..
belki bunu kaydetmiştir aklın.
..
every bad act
is stored on a magnetic tape
which we retain. kept in a secret vault
and evaluated
repeated and repeated with your code name
at the top of the file.
to be reviewed at your departure
for the pearly gates.
..
anlamanı beklemiyorum,
tam yatmasın aklın hiç bir şeye.
Wednesday, January 05, 2011
gel.
senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim gel dememiz değil,
onların sana git demeleri.
hiç kimseye kötüdür deme.
aslında onlar,
bilmeden iyilik eden insanlardır.
..
ve bunu diyebildiğinizde,
yapabilecek insanların sayısı kadardır kalbinizi böleceğiniz parçalar.
(@thisth.)
onların sana git demeleri.
hiç kimseye kötüdür deme.
aslında onlar,
bilmeden iyilik eden insanlardır.
..
ve bunu diyebildiğinizde,
yapabilecek insanların sayısı kadardır kalbinizi böleceğiniz parçalar.
(@thisth.)
Friday, December 24, 2010
Thursday, December 23, 2010
schaub lorenz.
Ne kadar değişirsen değiş...
...yine de yaptığın şeylerin bedelini
ödersin.
Yolum uzun.
Fakat seni tekrar göreceğimi
biliyorum.
Bu tarafta ya da
diğer tarafta.
...yine de yaptığın şeylerin bedelini
ödersin.
Yolum uzun.
Fakat seni tekrar göreceğimi
biliyorum.
Bu tarafta ya da
diğer tarafta.
Saturday, December 18, 2010
thiospa..
taksiden indiğimde artık evde olmak için acele edilmeyecek kadar geç kalmıştım. evdekiler çoktan yatmış olmalıydı, arayıp ortalığı ayağa kaldırmanın lüzumsuzluğu bir yana, gerçekten mutluydum gecenin bir körü göztepe sapağında.. daha önce hiç mutlu olmamışcasına, gece ve içindekiler hep bu kadar güzel miydi ya da hiç bu kadar açmamış mıydım gözlerimi öncesinde, yürüyebilir miydim buradan geriye kalanını.. böylece bitmezdi de belki bu gece, hep devam ederdi gündüzün ilk ışıklarına kadar eve girmeden. yarın olmazdı, bugün şimdi ve bu kadar güzelken.
üşüyorum ama sımsıcak göğsümün üzeri..
güneş görünürde yok ama gün ağarırken karanlık aceleyle dağılmaya niyetleniyor gecenin ardından..
bir fırının ışıkları, belli ki gün başlayalı en azından bir posta çıkmış gevrek simitler..
kokusu burnuma geliyor ve günün ilk müşterisi ben'in avuçlarında sıcacık şimdi..
öyle gerçek ki ağzımdaki tat..
seni mutlu etmek ne kadar kolay çocuk der gibi.. bir söz dilimin ucunda, kafamın içinde o an uydurduğum bir melodiye eşlik ederken..
saatlerdir yemek yemediğim aklıma geliyor..
eve giriyorum mümkün olduğunca sessiz,
ne bacaklarımı ne de başka bir yerimi hissediyorum..
yorgunluktan değil başka bir şey bu..
üzerimdekileri sıyırıp öylece kıvrılıyorum örtünün altına..
öyle sıcak bir ben ve karşılayan öyle bir soğuk yatak ki..
asla yalnız uyumamalı insan diye geçiyor aklımdan..
yastığın üzerine yasladığım gülümsemem..
yukarıda, yanımda, içimde ya da hernerdeyse birilerine minnetimi belirtiyorum istemsiz..
dudaklarım kıpırdıyor sadece..
gözlerimi kapatıyorum.
mutluyum.
gerçekten.
bir daha hiç bu kadar olamayacağımı hissettirecek kadar.
insan sadece yanındayken bu kadar farkında olabilir mi içine gireceği bir girdabın..
değiyor be çocuk.
günün sonunda her şeye değiyor der gibi
yenik düşüyor bedenim uykuya.
bugün bitiyor.
farkındayım.
hala.
üşüyorum ama sımsıcak göğsümün üzeri..
güneş görünürde yok ama gün ağarırken karanlık aceleyle dağılmaya niyetleniyor gecenin ardından..
bir fırının ışıkları, belli ki gün başlayalı en azından bir posta çıkmış gevrek simitler..
kokusu burnuma geliyor ve günün ilk müşterisi ben'in avuçlarında sıcacık şimdi..
öyle gerçek ki ağzımdaki tat..
seni mutlu etmek ne kadar kolay çocuk der gibi.. bir söz dilimin ucunda, kafamın içinde o an uydurduğum bir melodiye eşlik ederken..
saatlerdir yemek yemediğim aklıma geliyor..
eve giriyorum mümkün olduğunca sessiz,
ne bacaklarımı ne de başka bir yerimi hissediyorum..
yorgunluktan değil başka bir şey bu..
üzerimdekileri sıyırıp öylece kıvrılıyorum örtünün altına..
öyle sıcak bir ben ve karşılayan öyle bir soğuk yatak ki..
asla yalnız uyumamalı insan diye geçiyor aklımdan..
yastığın üzerine yasladığım gülümsemem..
yukarıda, yanımda, içimde ya da hernerdeyse birilerine minnetimi belirtiyorum istemsiz..
dudaklarım kıpırdıyor sadece..
gözlerimi kapatıyorum.
mutluyum.
gerçekten.
bir daha hiç bu kadar olamayacağımı hissettirecek kadar.
insan sadece yanındayken bu kadar farkında olabilir mi içine gireceği bir girdabın..
değiyor be çocuk.
günün sonunda her şeye değiyor der gibi
yenik düşüyor bedenim uykuya.
bugün bitiyor.
farkındayım.
hala.
Sunday, December 12, 2010
unbreakable.
Bu nedir diye sorarsan:
yazın içimi rahatlatan ve kim olursa olsun (içerse içsin) tadının ve kalitesinin değişmeyeceğini öğrendiğim coke (andy warhol ) , banyomuz yapılırken aşırdığım kumlar, bilekliklerimin parçalanan boncukları, arkadaşların benim için topladığı minik taşlar -dokunma isteğim-, satıcıdan aldığım nazar boncukları, annemin sakladığı renk renk boncukların bazı renkleri, suyun üstünde ölü bir sinek.
Friday, December 10, 2010
amor fati.
la que mas queria
amor mas agitanado
amor ya mas agitanado
amor ya sin tu querer..
yani:
en çok sevdiğim sen,
çingenelerin en büyük aşkıyla,
çingenelerin en büyük aşkı ve
içinde senin sevginin varolamadığı..
..
amor mas agitanado
amor ya mas agitanado
amor ya sin tu querer..
yani:
en çok sevdiğim sen,
çingenelerin en büyük aşkıyla,
çingenelerin en büyük aşkı ve
içinde senin sevginin varolamadığı..
..
doğmadığımız topraklara sürüldüğümüzden beri.. belki de görebileceğimizin en güzeli görünmüştür bize hep.. bir çingenenin elindeki kör aşkı; tüm dünyayı karşısına alıp, meydan okumak için tutuştuğu yegane değeridir.. aşık, tutkun veya dadanmış.. ne derseniz.
----------------- |Capo on 4th fret | ----------------- Intro: Em D C Bm Em e|----------------|---0------------|-----------------|----------------------| B|-----0h1p0---0--|-0--------------|-----------------|----------------------| G|-0-2-------2----|-----2h4p2-0-2--|------0h2p0---0--|-0h2------------------| D|----------------|----------------|--2-4-------4----|-----4h5p4--2-4-0-0-2-| A|----------------|----------------|-----------------|----------------------| E|----------------|----------------|-----------------|----------------------| Verse 1: Em Bm C Yo sé que un día volverá, trista pena, ya, déjalo ya. Em Bm C Yo sé que un día volverá, trista pena, yo la voy a buscar Em Bm Am Em Y no me acuerdo de ella, amor, amor amargo Am Bm Am Em amor bien agitanado, amor con mi querer Chorus: Am Em D B7 Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar Am Em D Hoy manana vivir, no saber confundir C Em Un amor de verdad, pero ya lo siento, ya (Intro 2x) Verse 2: Bm Am Em amor con mi querer, amor más agitanado Am Bm Am Em Amor más agitanado, amor ya sin tu querer Chorus: Am Em D B7 Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar Am Em D Hoy manana vivir, no saber confundir C Em Un amor de verdad, pero ya lo siento, ya (Intro 2x) Am Em D B7 Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar Em D C Em, Hoy para vivir, amor confundi, y no sabe llorar, pero un amor verdad.
Sunday, December 05, 2010
i/fucked/you/4/21/10.
aslında pek de sanıldığı gibi gerçekleşmeyebilecek bir eylem.. 2008 senesinde birlikte çalıştığımız ingiliz vatandaşı bir türk gemiciden dinledim hikayesini, şaşırdım.. 1980 döneminde, yaşadığı zulüm ve yattığı hapisten sonra ingiltere'de soluğu alan bir ateist kürt bu adam.. aklınıza, ne tanıdığınız kürtler ne de ateistler gelmesin, bu adam farklıydı.. yani kimliksiz olmaya alışmış bir adamdı ve reddediyordu zaten bütün milliyetleri.. kuzey londra'da kalmış 18 sene.. 1250 gbp aylık, 1000 gbp kira yüzünden yan iş yapmaktan dolayı elinden gelmeyen iş de kalmamış bu adamın.. adı mehmet, ellili yaşlara doğru yolu uzanan, bir yetmişlerde bir adam..
..
gemide çok fazla muhattap olmuyor insanlarla.. her zaman çok kibar ve her zaman soğukkanlı biri.. en çok ramazanda içmeyi seviyorum bu adamla.. çaktırmadan gidip, limanda iki bira şıplatıyor sonra da görev yerimize dönüyoruz, yani gemiye.. ama tabii mesai bitiminden sonra içecek kadar da profesyonel olmamız gerekiyor ve bunu yapmak bizim için pek zor olmuyor.. daha sonra, mehmet bir yatgeber hazırlıyor.. biranın getirdiği açlığın da üstesinden geldikten sonra sigaralara, mehmet'in kendisi için hazırladığı sek kahve ve bana ısmarladığı sallama çay eşlik ediyor.. ertesi gün yapılacak olanların ufak tefek planı ve sonrası allah selamet versin..
..
bir gün gene mehmet'le içiyoruz, nea moudania'da sıcak bir sonbahar akşamı.. sonra malum hikayeyi anlatmaya başlıyor mehmet.. i fuck you hikayesini..
..
"doksanların başıydı.. artık, kaynananın dırdırından bıkmıştım.. sürekli bir şikayet vardı kadında.. eve aylık 500 gbp yardım ediyor ama işten daha çok yoruyordu.. ben ingiltere'ye geldiğimde, hemen burada kalayım diye önüme gelen yaşlı bir kadınla evlenmedim.. ben 22 yaşındayken evlendim.. karım 19 yaşındaydı o zaman.. bunun anası istemedi beni.. halada laf ediyordu.. dayanamadım, 98 senesinde kaçtım ingiltere'den.. gittim hollanda'da yaşadım 3 sene.. oradan almanya.. sonra belçika derken, tüm avrupa'da yaşamadığım yer kalmadı.. ama durmuyor işte insan, hala unutmasa da illa türkiye'ye dönmek istiyor.. ingiltere'ye ilk geldiğim zaman beni bir kadınla tanıştırdı arkadaşlar.. 35 yaşlarında bir kadın.. bununla yaşamaya başlamıştım ama evlenmeyi düşünmüyordum.. kadın, çok güzel sevişiyordu ama hep üzerimde baskı yapıyordu.. eğer bir hata yapsam, ülkeden bile attırabilir gibiydi beni.. bir gün dayanamadım ve ne olacaksa olsun diyerek konuşmaya başladım onunla.. o da sanki bunu bekliyor gibiydi.. yeni sevişmiştik.. beni artık istemediğini o söyledi.. şaşırdım önce, sonra içimden sevinmeye başladım.. ama hevesimi kursağımda bırakmak istiyordu.. kibirliydi bu ingilizler.. bana gülümsedi ve "i fucked you" dedi.. ben tabii, "no, i fucked you" dedim.. sonra bana tekrar güldü ve dedi ki, seni evime aldım, sana para yedirdim ve seninle istediğim gibi seviştim.. seni kullandım.. bu yüzden, - i fuck you.."
..
sonra, mehmet "neden kaçtım ingiltere'den biliyor musun?" diye sordu ve kendi cevapladı, "artık bıkmıştım ikinci sınıf insan muamelesi görmekten.."
..
gemide çok fazla muhattap olmuyor insanlarla.. her zaman çok kibar ve her zaman soğukkanlı biri.. en çok ramazanda içmeyi seviyorum bu adamla.. çaktırmadan gidip, limanda iki bira şıplatıyor sonra da görev yerimize dönüyoruz, yani gemiye.. ama tabii mesai bitiminden sonra içecek kadar da profesyonel olmamız gerekiyor ve bunu yapmak bizim için pek zor olmuyor.. daha sonra, mehmet bir yatgeber hazırlıyor.. biranın getirdiği açlığın da üstesinden geldikten sonra sigaralara, mehmet'in kendisi için hazırladığı sek kahve ve bana ısmarladığı sallama çay eşlik ediyor.. ertesi gün yapılacak olanların ufak tefek planı ve sonrası allah selamet versin..
..
bir gün gene mehmet'le içiyoruz, nea moudania'da sıcak bir sonbahar akşamı.. sonra malum hikayeyi anlatmaya başlıyor mehmet.. i fuck you hikayesini..
..
"doksanların başıydı.. artık, kaynananın dırdırından bıkmıştım.. sürekli bir şikayet vardı kadında.. eve aylık 500 gbp yardım ediyor ama işten daha çok yoruyordu.. ben ingiltere'ye geldiğimde, hemen burada kalayım diye önüme gelen yaşlı bir kadınla evlenmedim.. ben 22 yaşındayken evlendim.. karım 19 yaşındaydı o zaman.. bunun anası istemedi beni.. halada laf ediyordu.. dayanamadım, 98 senesinde kaçtım ingiltere'den.. gittim hollanda'da yaşadım 3 sene.. oradan almanya.. sonra belçika derken, tüm avrupa'da yaşamadığım yer kalmadı.. ama durmuyor işte insan, hala unutmasa da illa türkiye'ye dönmek istiyor.. ingiltere'ye ilk geldiğim zaman beni bir kadınla tanıştırdı arkadaşlar.. 35 yaşlarında bir kadın.. bununla yaşamaya başlamıştım ama evlenmeyi düşünmüyordum.. kadın, çok güzel sevişiyordu ama hep üzerimde baskı yapıyordu.. eğer bir hata yapsam, ülkeden bile attırabilir gibiydi beni.. bir gün dayanamadım ve ne olacaksa olsun diyerek konuşmaya başladım onunla.. o da sanki bunu bekliyor gibiydi.. yeni sevişmiştik.. beni artık istemediğini o söyledi.. şaşırdım önce, sonra içimden sevinmeye başladım.. ama hevesimi kursağımda bırakmak istiyordu.. kibirliydi bu ingilizler.. bana gülümsedi ve "i fucked you" dedi.. ben tabii, "no, i fucked you" dedim.. sonra bana tekrar güldü ve dedi ki, seni evime aldım, sana para yedirdim ve seninle istediğim gibi seviştim.. seni kullandım.. bu yüzden, - i fuck you.."
..
sonra, mehmet "neden kaçtım ingiltere'den biliyor musun?" diye sordu ve kendi cevapladı, "artık bıkmıştım ikinci sınıf insan muamelesi görmekten.."
Saturday, December 04, 2010
.----------------.
we’ve got forever
slippin through our hands
we’ve got more time
to never understand
falling footsteps
weighing heavy on me
behind darkness
beneath candles
whispers waltz
around our dreams
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you
feet turning black
is this the path we must walk
no turning back
wish i could just hear you talk
can something like this be pulled
from under our feet
leaving our skin
and burning coals to meet
tell me now
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you.
slippin through our hands
we’ve got more time
to never understand
falling footsteps
weighing heavy on me
behind darkness
beneath candles
whispers waltz
around our dreams
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you
feet turning black
is this the path we must walk
no turning back
wish i could just hear you talk
can something like this be pulled
from under our feet
leaving our skin
and burning coals to meet
tell me now
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you.
Friday, December 03, 2010
yanar döner.
tek gözü açık,
gerçekleyecek ya bu anı..içinden geçirdi kadın.
yer altından çekilirken,
gelgit her zaman olduğundan
daha fazla bu gece..araladı dudaklarını adam.
bak, ay daha büyük olandan
ve şimdi kalbindir değil mi duyulan..mırıldandı kadın.
niye bu kadar bekledin,
nerelerdeydin söyle der gibi..kıyıya vurdu umut bir yerlerde.
..
ya gerçekse
tüm bu acısızlık..
hissedemeyecek kadar..
göremeyecek kadar akşam üzeri güneşini
bir daha..
ölesiye korkarken gölgelerden..
karanlığa kalacağımı haber vermeyelim evdekilere..
ama dur ,
vazgeçtim dönüyorum.
gerçekleyecek ya bu anı..içinden geçirdi kadın.
yer altından çekilirken,
gelgit her zaman olduğundan
daha fazla bu gece..araladı dudaklarını adam.
bak, ay daha büyük olandan
ve şimdi kalbindir değil mi duyulan..mırıldandı kadın.
niye bu kadar bekledin,
nerelerdeydin söyle der gibi..kıyıya vurdu umut bir yerlerde.
..
ya gerçekse
tüm bu acısızlık..
hissedemeyecek kadar..
göremeyecek kadar akşam üzeri güneşini
bir daha..
ölesiye korkarken gölgelerden..
karanlığa kalacağımı haber vermeyelim evdekilere..
ama dur ,
vazgeçtim dönüyorum.
Friday, November 26, 2010
üç vakte..
senin en çok buralarını seviyorum. dikenlerin!
evet.. farkındayım.
gözlerini sakın açma..
neden?
en sevdiğim rengi tadıyorum şu an.
turuncu?
yanından bile geçemedin.
gideyim o zaman?
falcı olan ben değilim.
kalayım?
farketmez.
ya dudaklar?
benim.
üç vakte?
üç vakte.
tamam, bir yere kaçtığım yok.
kim bilir? görücez.
korktum şimdi.
evet.. farkındayım.
gözlerini sakın açma..
neden?
en sevdiğim rengi tadıyorum şu an.
turuncu?
yanından bile geçemedin.
gideyim o zaman?
falcı olan ben değilim.
kalayım?
farketmez.
ya dudaklar?
benim.
üç vakte?
üç vakte.
tamam, bir yere kaçtığım yok.
kim bilir? görücez.
korktum şimdi.
Etiketler:
drawn/drown
Monday, November 22, 2010
Thursday, November 18, 2010
beklemek.
şu an ailesinin yanından beni
izlediğini farkedebiliyorum..
yapıp yapamayacağımdan emin olmadığını söyledi açıkça
dün akşam üzeri kumsaldan eve hepberaber dönerken..
ve şimdi bu sabah,
boyu benden bir ben daha uzun olan
son bir dalga
beklediğim..
izlediğini farkedebiliyorum..
yapıp yapamayacağımdan emin olmadığını söyledi açıkça
dün akşam üzeri kumsaldan eve hepberaber dönerken..
ve şimdi bu sabah,
boyu benden bir ben daha uzun olan
son bir dalga
beklediğim..
birazdan ufukta belirdiğinde,
eminim ki beş yaşımın verdiği cesaretlegözlerimi kapayıp gülümseyerek
dikileceğim karşısına ..
ve sırf o görsün diye alabildiğim kadar nefesi de
küçük göğsümün içine sıkıştıracağım..
bilemiyorum;
eğer olur da sağ kalırsam ertesinde,
belki mayomdan çıkacak kumlar olur tek derdim sadece.
kumsalda en çok onunla oynamak güzel,
ama artık yüzmeyi öğrenmek istiyorum bir an önce
etrafımızdaki çocuklardan farklı olarak..
ona dalgalardan korkmadığımı göstermeliyim
diğerlerinin aksine..
artık sadece benimle oynamalı,
birazdan yapacaklarımı gördüğünde..
ama bekle, önce babama mayomun bağını sıkılaştırmalıyım .
Monday, November 15, 2010
ve söğütlüçeşme..
perdelere ihtiyaç duyulmayan
belkide tek yeri burası şehrin,
sağa kırmadan önceki o son durakta in..
merdivenleri çık..
biraz sonra güneş doğacak ve 48 saate tamamlayacak uykusuzluğunu
nasıl olsa..
her tarafın ağrıyor..
bu acı.. bu haz.. bu her neyse..
siz bundan zevk alabilenler için tek nedeni,
banliyöden başka bir yerde
varolunamayacağının.
hazzın varlığı karışmış size göre
yolun gürültüsüne..
bir süre sonra alışıyorsun
ve vazgeçemiyorsun desenizde..
en kötüsüde bu ya;
alışmak..
hem de böylesine..
daha öncesinde böylesini
keşfetmemişken.
uyumaya gelmedik değil mi?
belkide tek yeri burası şehrin,
sağa kırmadan önceki o son durakta in..
merdivenleri çık..
biraz sonra güneş doğacak ve 48 saate tamamlayacak uykusuzluğunu
nasıl olsa..
her tarafın ağrıyor..
bu acı.. bu haz.. bu her neyse..
siz bundan zevk alabilenler için tek nedeni,
banliyöden başka bir yerde
varolunamayacağının.
hazzın varlığı karışmış size göre
yolun gürültüsüne..
bir süre sonra alışıyorsun
ve vazgeçemiyorsun desenizde..
en kötüsüde bu ya;
alışmak..
hem de böylesine..
daha öncesinde böylesini
keşfetmemişken.
uyumaya gelmedik değil mi?
Sunday, November 07, 2010
ilk görüşte sis.
eve doğru yürürken
görüş mesafesi taş çatlasa,
çatlamaz ya on metre işte..
ev orada bir yerde diye
yürüyorum körü körüne..
kimseler yok sokakta,
bir tek evlerin yanan ışıkları
gördüğümü rüyadan ayıran..
bir sene bir gün kaymış zaten onca zaman..
cuma olmuş cumartesi.
havası aynı hava,
ben apaynı ben zaten..
tek farkı bu gecenin,
hayatımın üzerine çökmüş olan sis..
göremiyorum o ''başka''yı.
görüş mesafesi taş çatlasa,
çatlamaz ya on metre işte..
ev orada bir yerde diye
yürüyorum körü körüne..
kimseler yok sokakta,
bir tek evlerin yanan ışıkları
gördüğümü rüyadan ayıran..
bir sene bir gün kaymış zaten onca zaman..
cuma olmuş cumartesi.
havası aynı hava,
ben apaynı ben zaten..
tek farkı bu gecenin,
hayatımın üzerine çökmüş olan sis..
göremiyorum o ''başka''yı.
Friday, November 05, 2010
narciso rodriguez for him.
Bir rüyada
Elimde tuttuğumu,
elimde tutup hiç bırakmadığımı
Nereye bırakacaktım gerçekte?
.. Artık herşey tüccarların elinde.
ölüme sebebiyet vermek yazıyla mümkün olsa,
üstteki beşi yeterli olurdu herhalde.
cür'et ya benimki..
sebebim olma birhan,
yaram derince.
tüccarlar hiç bir zaman hiç bir şeyi vaat etmezler;
siz, siz olun hummalı ummayın..
tüccarlar sadece 'elde'kileri alırlar çünkü.
Elimde tuttuğumu,
elimde tutup hiç bırakmadığımı
Nereye bırakacaktım gerçekte?
.. Artık herşey tüccarların elinde.
ölüme sebebiyet vermek yazıyla mümkün olsa,
üstteki beşi yeterli olurdu herhalde.
cür'et ya benimki..
sebebim olma birhan,
yaram derince.
tüccarlar hiç bir zaman hiç bir şeyi vaat etmezler;
siz, siz olun hummalı ummayın..
tüccarlar sadece 'elde'kileri alırlar çünkü.
Sunday, October 31, 2010
boşver-me!
sanırım kadıköy'ün en güzel
şeyiydi bana çarpan..
gülümsediğine yemin edebilirim,
beni savururken
olduğum yerin beş metre ötesine..
öyle güzeldi ki dişleri
gördüğümde..
geri döndüğünde;
bazıları kötürüm kaldı ardından,
bazıları da müzmin aşık..
ben mi?
evet,
tüm çirkinliğime aldırmadan..
yine,
yeniden,
o aynı bilindik
his.
kulak kabarttığım
hayal meyal isminin yanında
sadece soyismini biliyorken,
yetmez mi onu bulmaya?
ondan bir tane daha
olabileceğini düşünemiyorum.
eğer bulursam,
ki sarhoşum resmen
geriye alınmış bir saat aralığında..
kimine göre 2 kimine göre 3..
diyorum ki,
evet kadıköy'ün en güzel şeyiydi kesinlikle.
şeyiydi bana çarpan..
gülümsediğine yemin edebilirim,
beni savururken
olduğum yerin beş metre ötesine..
öyle güzeldi ki dişleri
gördüğümde..
geri döndüğünde;
bazıları kötürüm kaldı ardından,
bazıları da müzmin aşık..
ben mi?
evet,
tüm çirkinliğime aldırmadan..
yine,
yeniden,
o aynı bilindik
his.
kulak kabarttığım
hayal meyal isminin yanında
sadece soyismini biliyorken,
yetmez mi onu bulmaya?
ondan bir tane daha
olabileceğini düşünemiyorum.
eğer bulursam,
ki sarhoşum resmen
geriye alınmış bir saat aralığında..
kimine göre 2 kimine göre 3..
diyorum ki,
evet kadıköy'ün en güzel şeyiydi kesinlikle.
Friday, October 29, 2010
nothing compares..
maybe the problem is, that you broke my heart into a million pieces and so my cock doesnt want to be around you anymore.
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
hep etrafınızdaki olayları
olduğundan daha da karmaşıklaştırıp,
ne olursa olsun mistik bir hale getirmek
onları..
aklınıza soktuğunuz düşüncelerle
basit olanı zorlaştırmak,
başkalaştırmak..
''neredeyse'' -mistik- bir hale getirmek.
evet anılarınız birikiyor,
ne mutlu size her geçen gün.
ağzınızdaki o tatla beraber..
içinize dönüp baktığınızda
karşılaşabileceğiniz tek şey bir süre sonra
ağzınızda kalan o boktan tadın
eski size ait olduğu..
ayın aynı şekli,
gecenin aynı renginde..
hatta iliklerinize kadar sizi ıslatan yağmur
bile aynı.
ee?
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
..
..
her neysen bit artık.
evet, erkek olmak böyle bir şey olmalı.
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
hep etrafınızdaki olayları
olduğundan daha da karmaşıklaştırıp,
ne olursa olsun mistik bir hale getirmek
onları..
aklınıza soktuğunuz düşüncelerle
basit olanı zorlaştırmak,
başkalaştırmak..
''neredeyse'' -mistik- bir hale getirmek.
evet anılarınız birikiyor,
ne mutlu size her geçen gün.
ağzınızdaki o tatla beraber..
içinize dönüp baktığınızda
karşılaşabileceğiniz tek şey bir süre sonra
ağzınızda kalan o boktan tadın
eski size ait olduğu..
ayın aynı şekli,
gecenin aynı renginde..
hatta iliklerinize kadar sizi ıslatan yağmur
bile aynı.
ee?
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
..
..
her neysen bit artık.
evet, erkek olmak böyle bir şey olmalı.
Wednesday, October 27, 2010
nadnah.
Bence bu senin ilk denemen, doğru mu?
Evet. Köprülerde yaşamıyorum.
Ben yaparım.
Neyi yaparsın?
Köprüden atlamaya çalışmayı mı?
Hayır, insanları işe alırım.
Kimleri?
Asistanları.
Tükenmiş kadınlar benim sermayemdir.
Genellikle onları burada...
...ya da baharda,
yüksek çatılarda bulurum.
Kışın köprüleri tercih ederler.
Benim gibi.
Hayır.
Senin gibiler değil.
Düzeltilemeyecek durumda olan,
kolu bacağı kesilmiş kimseler.
Onlara ne yapıyorsun?
Iskalıyorum bazen.
Bu bir denge meselesidir.
Yaş 40'ı geçtiğinde,
bıçak fırlatma düzensiz bir hal alıyor.
Bu yüzden köprüdekileri işe alıyorum.
Yardım etmek istiyorum.
Her şeyi bitirmek istiyorsan,
deneme evresi için seni işe alabilirim.
Hayır teşekkürler.
Kendi başımın çaresine bakarım.
Tabii. Haftaya yine buraya gelip
ayakkabılarına bakıyor olacaksın.
Fantezi tekliflerinle beni kandıramazsın.
Köprüdeki üzüntülü bir kızın
kolay hedef olduğunu sanıyorsun.
Yeter artık!
Kusura bakma!
Asla hedeflerimle yatmam.
Bu senin sorunun!
Senin peri masallarının arasında kaldım.
Atlamak istiyorsan...
...atla.
Nerede olacaksın sonra?
Yakında öğrenirim.
Aptal mısın, nesin?
.. evet, bugün gördüğün bendim.
Evet. Köprülerde yaşamıyorum.
Ben yaparım.
Neyi yaparsın?
Köprüden atlamaya çalışmayı mı?
Hayır, insanları işe alırım.
Kimleri?
Asistanları.
Tükenmiş kadınlar benim sermayemdir.
Genellikle onları burada...
...ya da baharda,
yüksek çatılarda bulurum.
Kışın köprüleri tercih ederler.
Benim gibi.
Hayır.
Senin gibiler değil.
Düzeltilemeyecek durumda olan,
kolu bacağı kesilmiş kimseler.
Onlara ne yapıyorsun?
Iskalıyorum bazen.
Bu bir denge meselesidir.
Yaş 40'ı geçtiğinde,
bıçak fırlatma düzensiz bir hal alıyor.
Bu yüzden köprüdekileri işe alıyorum.
Yardım etmek istiyorum.
Her şeyi bitirmek istiyorsan,
deneme evresi için seni işe alabilirim.
Hayır teşekkürler.
Kendi başımın çaresine bakarım.
Tabii. Haftaya yine buraya gelip
ayakkabılarına bakıyor olacaksın.
Fantezi tekliflerinle beni kandıramazsın.
Köprüdeki üzüntülü bir kızın
kolay hedef olduğunu sanıyorsun.
Yeter artık!
Kusura bakma!
Asla hedeflerimle yatmam.
Bu senin sorunun!
Senin peri masallarının arasında kaldım.
Atlamak istiyorsan...
...atla.
Nerede olacaksın sonra?
Yakında öğrenirim.
Aptal mısın, nesin?
.. evet, bugün gördüğün bendim.
Monday, October 25, 2010
ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
ama sen varsa yoksa
'' sadece mutluydum sandım . '' dememi bekle ..
'' hata yaptım . '' diyebilmek için .
işte bunun farkındalığı ;
hala eğiren , kalbimin
yünden kazağını ..
zaman desem
zaman değil kaypak olan ,
e o zaman insanlar olmalı desem
kendimde aramaya başlarım suçu
bu seferde ..
görmek ve düşünmemek ne mümkün
bugüne uzak kalmış olanı ..
ama ben kötü bir şey yapmadım ..
sadece ördüm , ördüm ve yine ördüm ..
şimdi benim için atamayacak kadar
sımsıkı göğsünün içi ..
geldi ya aklıma ..
..
..
ayakların soğuk mudur şimdi ?
'' sadece mutluydum sandım . '' dememi bekle ..
'' hata yaptım . '' diyebilmek için .
işte bunun farkındalığı ;
hala eğiren , kalbimin
yünden kazağını ..
zaman desem
zaman değil kaypak olan ,
e o zaman insanlar olmalı desem
kendimde aramaya başlarım suçu
bu seferde ..
görmek ve düşünmemek ne mümkün
bugüne uzak kalmış olanı ..
ama ben kötü bir şey yapmadım ..
sadece ördüm , ördüm ve yine ördüm ..
şimdi benim için atamayacak kadar
sımsıkı göğsünün içi ..
geldi ya aklıma ..
..
..
ayakların soğuk mudur şimdi ?
Friday, October 22, 2010
üçüncüyü tangoya götür!
rastlantılar mı
biraz fazla ?
hangi durakta
kimi mi bekliyorum ?
ne mi farkeder ?
olmadığımı
düşündüğüm
yerde bile
düşleyebilirken
üstelik ..
bu her şey be!
evet ,
sen
3.balık ..
özel olan ..
ikisini de aynı
zincire geçirebilirsin
değil mi istesen..
evet
zaten sen de
biliyorsun bunu .
..
'' that says it all ! ''
.
biraz fazla ?
hangi durakta
kimi mi bekliyorum ?
ne mi farkeder ?
olmadığımı
düşündüğüm
yerde bile
düşleyebilirken
üstelik ..
bu her şey be!
evet ,
sen
3.balık ..
özel olan ..
ikisini de aynı
zincire geçirebilirsin
değil mi istesen..
evet
zaten sen de
biliyorsun bunu .
..
'' that says it all ! ''
.
Thursday, October 21, 2010
imagination.
In the world of my mind,
There’s nothing I wouldn’t do,
To cast away.
hepimiz biraz ilgi orospusuyuz ya..
kimimiz gülerek mutsuzluğunu perdelemeye,
''arkadaş''larının yanında gece ve gündüz
her ayrı zaman dilimini programlamaya dursun..
ben başorospu olarak
beklemeyi sevmiyorum,
haber vermeyi sevmiyorum,
sıraya girmeyi sevmiyorum..
ve en önemlisi
kabullenmeyi
sevmiyorum.
nereye kadar değil mi?
There’s nothing I wouldn’t do,
To cast away.
hepimiz biraz ilgi orospusuyuz ya..
kimimiz gülerek mutsuzluğunu perdelemeye,
''arkadaş''larının yanında gece ve gündüz
her ayrı zaman dilimini programlamaya dursun..
ben başorospu olarak
beklemeyi sevmiyorum,
haber vermeyi sevmiyorum,
sıraya girmeyi sevmiyorum..
ve en önemlisi
kabullenmeyi
sevmiyorum.
nereye kadar değil mi?
Tuesday, October 19, 2010
she's my heroine.
daralıyorum hala aynı yerde ,
aynı satırbaşında ..
ayracında saçlarının durduğu yerdeyim ..
bir köşede şimdi gözlerimi ayırmadan ..
açıp okuyabileceğinden değil elbette ..
gece beliren yasaklardan biri bu da
kendime koyduğum ..
düşlemek .
öldürebilir miyim diye sandığımdan hatırlayamadığımı ..
bilmediğim bir şeyi unutmaya ,
benden gizlemeye mecbur aklım .
aynı satırbaşında ..
ayracında saçlarının durduğu yerdeyim ..
bir köşede şimdi gözlerimi ayırmadan ..
açıp okuyabileceğinden değil elbette ..
gece beliren yasaklardan biri bu da
kendime koyduğum ..
düşlemek .
öldürebilir miyim diye sandığımdan hatırlayamadığımı ..
bilmediğim bir şeyi unutmaya ,
benden gizlemeye mecbur aklım .
Thursday, October 14, 2010
175 ml kaynar su +dök üstüne kisiel'i + 1 dakika karıştır, tamam .
tüm süheylalar
birbirine benziyor ya..
ben benim süheyla'ma seslendim
benimki başını çevirdi..
o çevirdikçe de
yazdıklarım bana sırtını..
ben süheylalarla ilgili
yazamıyorum artık,
sen yazıyorsun..
demek ki
hala yüzüne bakabiliyorsun
senin süheylanın..
ben bakamıyorum.
..
senin yazıp,
benim yazamamamdan..
haset ondan,
bencillikten yani.
selam ederim.
birbirine benziyor ya..
ben benim süheyla'ma seslendim
benimki başını çevirdi..
o çevirdikçe de
yazdıklarım bana sırtını..
ben süheylalarla ilgili
yazamıyorum artık,
sen yazıyorsun..
demek ki
hala yüzüne bakabiliyorsun
senin süheylanın..
ben bakamıyorum.
..
senin yazıp,
benim yazamamamdan..
haset ondan,
bencillikten yani.
selam ederim.
you don't take a photograph, you make it.
libido
dedik
madem..
mesela bu
ve arka planda
fever ray.
döner misin?
güzel
olanı
arzulamamak
mümkün
değil
çünkü.
evet ,
ters bir durum
olursa
hemen
arıyorum
155'i.
dedik
madem..
mesela bu
ve arka planda
fever ray.
döner misin?
güzel
olanı
arzulamamak
mümkün
değil
çünkü.
evet ,
ters bir durum
olursa
hemen
arıyorum
155'i.
Saturday, October 09, 2010
nova goes boating.
iki farklı zafer çabası.
birimiz yenilmemek için hayatta,
birimiz diğeri yenilmesin diye.
unutma ki sen güzelsin,
hayat değil.
..
sivil palyaço' ya
selamla karışık haset..
evet, anlamsız bir hayatı
ısrarla yaşayan ezik
dışarıdan görünen ..
sırılsıklam kalanda o
bugün yağmurda ..
..
aşağı,
aşağı
ve yukarı..
kendimi çekiyorum
koluna girerken aslında..
5 liralık şeffaf şemsiyenin altından
şeklini beğendiğim bulutları
izliyorum karaköye yürürken..
topuklular hep kalbimin
üstüne denk gelir ya,
artık acıtmıyor
altı boş olduğundan ..
kendim çekiyorum
bildiğimi,
bildiğimi de bir ben çekiyorumdur
diyorum.
uzanıyorum
taşların üzerine
ve güzel kokuyorum ..
hatırlanabilecek kadar
güzel hem de.
..
hoşgeldim yeni yaşım.
..
seni unutmam mümkün değil.
birimiz yenilmemek için hayatta,
birimiz diğeri yenilmesin diye.
unutma ki sen güzelsin,
hayat değil.
..
sivil palyaço' ya
selamla karışık haset..
evet, anlamsız bir hayatı
ısrarla yaşayan ezik
dışarıdan görünen ..
sırılsıklam kalanda o
bugün yağmurda ..
..
aşağı,
aşağı
ve yukarı..
kendimi çekiyorum
koluna girerken aslında..
5 liralık şeffaf şemsiyenin altından
şeklini beğendiğim bulutları
izliyorum karaköye yürürken..
topuklular hep kalbimin
üstüne denk gelir ya,
artık acıtmıyor
altı boş olduğundan ..
kendim çekiyorum
bildiğimi,
bildiğimi de bir ben çekiyorumdur
diyorum.
uzanıyorum
taşların üzerine
ve güzel kokuyorum ..
hatırlanabilecek kadar
güzel hem de.
..
hoşgeldim yeni yaşım.
..
seni unutmam mümkün değil.
Sunday, October 03, 2010
how to destroy angels.
bir otel odasına karar verilmiş,
ardından kimseye görünmeden girilen
resepsiyona uzatılmış iki kimlik kağıdı.
soluk beyaz çarşaflara uzanınca
arka avluya bakan pencereye karşı
gerek yok örtünmeye..
zayıf bir kalbi öpecek iki isimsiz
sadece birkaç saatliğine..
bu başlangıcıydı.
for we're living in a safety zone
don't be holding back from me
we're living from hour to hour down here
and we'll take it when we can
hava karardığında ayrı yollara düşecekler
aranızdan geçip..
biraz ağrıyacak yanları belki..
ama sonunda yine
varıcaklar başka birilerine
aynı sizin gibi gülümseyecekler onlarda .
hatta sizden farksız .
bu da istediğiniz..
son.
there is no hell
there is no shame
there is no hell
like an old hell
there is no hell
..
kim yanmayı ister.
ardından kimseye görünmeden girilen
resepsiyona uzatılmış iki kimlik kağıdı.
soluk beyaz çarşaflara uzanınca
arka avluya bakan pencereye karşı
gerek yok örtünmeye..
zayıf bir kalbi öpecek iki isimsiz
sadece birkaç saatliğine..
bu başlangıcıydı.
for we're living in a safety zone
don't be holding back from me
we're living from hour to hour down here
and we'll take it when we can
hava karardığında ayrı yollara düşecekler
aranızdan geçip..
biraz ağrıyacak yanları belki..
ama sonunda yine
varıcaklar başka birilerine
aynı sizin gibi gülümseyecekler onlarda .
hatta sizden farksız .
bu da istediğiniz..
son.
there is no hell
there is no shame
there is no hell
like an old hell
there is no hell
..
kim yanmayı ister.
Subscribe to:
Posts (Atom)












