Sunday, August 28, 2011

voluntary blindness.

- üstümde eski, ütü tutmayan, soluk tshirt'üm.. ki anısı gülümsemesiyle yaşıt bir ufaklık da dizimin dibindeyken tam.. o bildiği tek şeyi yapıp büyürken; bense en iyi bildiğim şeyi yani dünyanın sonunun bir an önce gelmesini diliyorum bu akşamda diğer akşamlar olduğu gibi. tanrım beni niye bencillikle sınadın? belki her şey daha farklı olabilirdi, belki bir gün insan bile olabilirdim.

Wednesday, August 24, 2011

we guarantee.

'seninle dünyanın sonuna kadar geleceğimi söyledim
ve aynı ben üşendim sebepsiz bir 11 kilometre yürümeye..
anlatsan anlamayacağımdan değil,
bilmediğinden yürüyemedim..'
der gibi aralandı dudakların
ya da bana öyle geldi..
yürümedi de işte seke oynaya
aksayan tek bir ayak karışınca aramıza
seni dinlerken ben kendi sessizliğimden sıkıldım
sen de beklemekten yoruldun her geç kalışımı..
ben gelemedim ya
şimdi yürüyelim desem bir başkasına..
sen de beklemedin umduğundan  fazlasını,
nereye kadar değil mi..
boşver de..
-önemsizdi zaten- i ekle
unutur gibi çekileyim geldiğim yere..
oysa bilmeden ne cahil,
ne mutlu, ne mesuttum,
şimdi farkettim
anlayıp konuşabildiğim
hiç bir dilde karşılığı bile yok
hissettiğim  şeyin..
anlatmaya çalışsam anlar mı sanıyorsun
peşinden geldiğim?
tokluk hissi duyguları bastırır ya,
yemesemde olur gibi ekmek arasını bu saate..
açlığı  istiyorum umudun arasına.
muğlak yanlızlığım
ısırıyor beni diğer gecelerden farklı..
ama bil ki
henüz hazır uyumamışken göreceğim kabusuma
göremeyeceğim rüyaları nafile  olsa da düşlüyorum..
cennetim ve cehennemim bu dünyaya ait
her ikisininde duvarlarında çizdiğin resimlerin
gözkapaklarımın ardına gizlenmiş..
bilincim yerindeyken göremeyeyim diye bu dünyada
uykularımının çalınmasının hemen ertesinde.
neye evrildim, neye sebep oldum bilmeden
gereğinden fazla uzattım bana ayrılan 2 dakika 40saniyeyi*



Tuesday, August 16, 2011

everybody loves a loser.

suyun üzerindeki
iki diz kapağı
gözden kaybolmadan
kırp tek gözünü
gülümse geri
ve dilinin ucundakini unutma
dalarsa ki an meselesi
bekle
çıkmamı
aşağıdan
o zaman söyle
beş santimden
..

Monday, August 08, 2011

ölüyordum sanırım.

umutsuz ve umutsuzluğunun bilincine varmış kişi geleceğin değildir artık.

Saturday, July 23, 2011

mutlu?

öyle yorgun
öyle bitkin
sudan yeni çıkmış ay
tepede, en üstte
o en unutulmayan haliyle
yürüdüğüm gecelerden hatıra yan yana..
seviyorum ama hanginizi
öyle kırgın
öyle parçalanmışım ki
kalbim
söyleyin hanginizin olsun
istemiyorum ben
istemiyorum ki taşıyacağımdan ağır
bir şarkı dinlemeyegörsün
hepiniz uzağımda
hepiniz belki karşılaşmayacağım bir daha
evet elimde sigara
alabileceğim en derin nefes
şu an aldığım..
her bir öpücük
üstüme atılan bir kürek toprak
hala ölemiyorum.
kör noktalar nefesimi kesen
adın her geçtiğinde
mutlu mudur belki diye düşünüyorum
mutlu mudur gerçekten?
seni seviyorum tek seferde kolay olanından
hiç düşünmeden
bir seferde
hiç bir soru işareti olmadan.

Thursday, July 21, 2011

İşler ciddileşti mi tırsıyorum.

Bir çifti ele alın.
Bu çiftte 3 tarz kadın vardır;

Mutlu olanlar,
mutlu olmayıp idare edenler...

...bir de mutlu olmayıp
kabul edemeyenler.

Benim alanıma
son kategori giriyor.

Biz, onlara
yardım etmek için varız.

İşimiz: O çiftleri ayırmak.
Hedefimiz: Gözlerini açmak.

Yöntemimiz: Baştan çıkarmak.
Aralarını bozarız ama
kalplerini kırmayız.

Ben, Alex Lippi. Ve bugün ben,
kendi kalbimi kırdım.

Thursday, July 14, 2011

incognito mode.

varlığım kokusuz bir çiçekmişcesine durur,
kime değse kalmazdı sinmiş bir kokusu üzerinde..
artık yavaş yavaş üzerine uzanılabilecek hale gelen
karnıma yumrulanmış küçük ama artık ağrısız mutsuzluğumla
akşamı edip evime dönerdim.
günbatımı güneşiyle içeri girerken,
avuçlarımdaki küçük kutuya
ki kendi elimden çıkmadır
tekrar, tekrar ve tekrar
dökülen kurumuş yapraklarımı kuma gömerdim.
.. hayat eksilirdi benden olmayan tarafa.


Wednesday, July 06, 2011

don't let the bastards grind you down!

1997 , 2001 , 2002 , 2009 ..

Saturday, June 25, 2011

Karşıdan yüklenenler.

Cebindeki kelimeler biterken
Kapısını tuttu yük asansörünün
İçeri attı kendini
Ve sırf saçları güzel koktuğu
için bir kadının dudaklarında buldu kendininkileri
Tadı güzelmiş dedi daha önceden defalarca yaptığı gibi
Şaşırmadı, titremedi, ardından bakmadı inerken
Sadece başını kaldırıp yukarı gri gökyüzüne baktı
Hayatın anlamı bir yerlerde uzun parliament içiyordu
diye düşündü..
ait olmadığı yere sevmediği görevinin başına döndü,
yaşlanıyordu acı gülümsemesi yüzünde asılı
okkalı bir küfürle yakalandı birilerine,
kimi güldü kimi yadırgadı..
On beş saniyeye unutmuştu kaç kat inip çıktığını.

Saturday, June 11, 2011

çoğuna göre küçük hesapların adamıyım.

kaydı, kaçtı, kurtuldu ya elimden
evet tuttuğumu  sandın ya bir an.
işte o zaten bitmişmiş.
an'ı öncesinde bilmek isterdim ve
çok, çok  yorgunum'un masumiyetini beraberinde
dedim ya nafileymiş.
yüzüme gözüme bulaştırdığımda bu yüzdendi hep sana sokulmalarım.
bu yüzden; koşamayaşımdan
hep yorgunluğum..
dedim ya zaten bilmiyormuş..
bir bacağı kısa kalbim
bilemiyor,
anlayamıyor
ben bilmem'i.

Wednesday, June 08, 2011

içinde kalınan her bir saniyeye değen yegane şey?

attığım tek bir tokat
kendi yüzüme gelse  bir gün..
kendimden şikayet ederken
birisi  dudağımın yarık kısmına
denk getirse ya parmaklarını
sözümü kesmek için..
bir mucize beklerken olsa olsa
bir uğursuzluk  peydah olacağını
öğrensem ilk elden başıma geleceğin..
ve bu uğursuzluk galip gelse ruhuma
kavgaya tutuştuğumuzda..
olur da yedi yıl sürerse diye korksam sonra ölesiye..
bilmesem kötü..
bilmenin kıyısından döndüğümü farketsem daha beter..
her gün baştan bir yıkım,
her seferinde hazırlıksız yakalandığım
başkalarının mutluluğu.
 .
 .
 .
 .
 .
cevap: hayal kırıklığı.

Friday, June 03, 2011

mernis'in geciken cevabına..

*
iki deli bölüştükleri ikişer hece:
- öz
+le
- di
+ ...
+ ?
- !!
+ m.


**
şişelenmiş saplantılarımızı güzelce yerleştirirken boy aynalı dolaplarımıza
kırıp dökmelerimizden elimizde kaldığı kadarını..
kapılarımız ve kulaklarımız hep yarı aralık;
yaklaşanların sesini duymaya ayarlı gibiydik..
kimi çok meraklı bizi bilmesi gereksizler,
kimi işimize gelen beklediklerimizden..
zamanımız olsun onlardan çekinmeye
görmesinler diye bizi bu halde..
böylesi yoksun
bir başımıza.


***
.. gerek yokmuş, ezbere biliyormuşum.
zamansız aklım.

Sunday, May 29, 2011

neydi bu şimdi?

az önce
gözümü kapadım kısa bir uzanıyım derken
çok değil belki on, belki on beş dakikaydı daldığım
saatler süren bir rüyada buldum sandım kendimi
uyuyana dek güzeldi her şey, tek hissettirdiği mutluluktu
sebepsiz yere kaybolurken ben, bugün yaptıklarım, konuştuklarım,
güldüğüm saçma sapan bir ton ıvır zıvır ..
mükemmel olacak herşey birazdan derken
başladığını farkettim rüyamın
rüyamda uyanmaktan korkuyordum başından sonuna..
..

açılacağı vakit gözlerim
biri beni sarsarak rüyamdan attı.

..
inanmıyorum artık rüyalara.
gerçek gibiler bazen.

Saturday, May 28, 2011

guilty feet have got no rhythm.

ağzına bir parmak bal çaldığım hayatım >
 bil ki >
kendimden alacağım olsun >
uzak durduğun güneşe >
ve yakalandığın yağmurada and >
yine >
yeni >
yeniden >


Sunday, May 15, 2011

unsere liebe ist aus gold.

dersen bana rüyam küçük
dersen bana dünyan çürük
dersen bir tek kalbim büyük ..
 ..
düşle, değiştirmek mümkün dünyayı hala.

Saturday, May 07, 2011

yavaş yavaş.

d       algal an ıyor sun
ü ze ri md e
n e fe   si mi
t  u t tu m
d  er in de
s e  b     eb           i      mi
b uld um t          e ni nd                      e.

Monday, May 02, 2011

sleeping with fishes.

her gün bir yakadan diğerine..
hayatından eksilen ..
sabah ve akşam toplam yüz on dakika ..
ne bir eksik ne beş dakika geç tıkanan trafikte ..
adını ezberlediğin duraklara bölerken yolu ..
duymak istediğin sözler ..
hala iki dudağımın arasındakiler değil .

Wednesday, April 27, 2011

five.

Sunday, April 17, 2011

my lo-lee-ta.

soğuk, yağmurlu bitmek bilmeyen kış'ım.
derken,
düşüm bir gece duvarın benden olmayan tarafına düştü.
uyudum yanıbaşında aramızda duvarla.
sabah kalktığımda düş olmadığına inandım görünce onu.
ben, - böylesini düşleyemeyecek dahi olan -
günaydın dedim, sordum adını bilmezmiş gibi.
söyledi.
yağmurlar yağmamaya terketti iki mevsim sonrasına kadar sokağımı.
öyle bir güneşliydim işte bugün
hiç bir kimse engel olamadı da.

Monday, April 11, 2011

samo od meraka.

sihire od birvaktile furije i sihre
odvele me ubile me otele me
sheitan mi je obeco pjevacu do zore
evo sabah vela havle
lele dje cu sta cu ja
ahiretu aferim al ja hocu da me boli
hocu da se borim da najnabas budem
na butum dunjaluk a onda cu vidit dje cu sta cu ja
od dzeneta do dzehenema zasijala hurija
fukara i hadzija, insan i bestija
halal ima-ima nam
od dzeneta do dzehenema
a ja sudila mi, ranila me
aman vela havle umalo me ne ubi
aman vela havle a ja
lelelele na obraz mi sve sto.
nisam bio-i neka me boli jer sta ce mi zivot
samo od meraka.

Wednesday, April 06, 2011

kym's homecoming.

derler ki: her kim yatmadan önce üç defa dinlerse;
ertesi gün yaşamaya bir sebebi olurmuş,
ve sonraki geceye dek bir kez daha dinlemeye hayatta kalırmış.

Wednesday, March 30, 2011

pick in the ice*



Tuesday, March 29, 2011

S04E12.HDTV.XviD-LOL

hayal bu ya gündüz gözüyle gördüğüm..
telekomünikasyonun olmadığı zamanlar..
insanların hala birbirlerini
düşlemelerinin mümkün olduğu bir dünyada..
hadi dünya olmazsa, belki başka bir yaşam;
olur da bunun gibi içine sıçmayı becerememiş olduklarımdan bir tanesi
en azından mümkünse.
neyse..
gözlerimi kapatıyorum,
kağıttan bir bardak olmak bile beni mutlu ediyor.
hepsi bu.

Monday, March 21, 2011

no code.

Saturday, March 19, 2011

günbegün .

çok fazla -suz, -sız biriktiyse ulu orta..
artık başımızı çevirmekle kurtulamayacak
kadar burnumuzun dibindeyse  seçimlerimiz.. 
her uzattığımızda hep bir karış uzağında kalıyorsa
parmak uçlarımıza yanımızdan geçenler..
gerçekten bir anlamımız yok
bir 'bir' bile etmiyoruz.
günbegün
bunu hissetmek daha kötü bilmekten.
sahi o kadar zaman nasıl oldu?
kim izin verdi?
kimin fikriydi?
ilk ne bitti?

Thursday, March 10, 2011

Slutty and Sluttier.


















Monday, March 07, 2011

everyone looks so good from here.

Bir uçtan diğerine.. Sabahın ilk ışıklarından, ay kendini belli edene dek. Dizlerimin üzerindeyim bu sefer, ki biri geri kalanımı öldürürken ciddi ciddi.. tüm ağırlığımın merkezi uykusuzluktan çöken gözaltlarım bugün. Yalnızlık bir hastalık değil belki ama hastalık yalnızlığın ta kendisi, orası kesin.

Friday, March 04, 2011

parallel highway.





ve
kabuk
düşer.

Tuesday, March 01, 2011

karşılama.

demiştim..
'dönüşü benzer gidişlerdenmiş bu akşam seyredeceğimiz.' diye..
hani üstünden yeteri kadar zaman geçtikten sonra,
kemerli burunlarımızı karşılıklı yerlerde sürttüğümüzdeki gibi..
bak bu da bir benzeri.
somurttum muydu tüm güzelliği giderdi içimdeki
yağmurun; sokak lambasının titreyen ışığını savururdu
buğulanmış camlarım,
sadeliği bayağılaşır hatta ayıplanır, sakınılırdı benden dile getirilmem.
sahip çıkamazdım altındakilere
sadece ıslatır,
ıslanır ve
hasta ederdim rüzgarı iliğine yedirdiğim
evsizlerle beraber kendimi..
kıskandıysam hasta düşer
ve bir daha hiç bir zaman iyileşemez
olurdum bu yüzle
bu topraklarda.
sadece kendime demiştim diyebilir ,
faydasız bekleşirdim yanımdakilerle beraber,
o da fayda etmez zaman sadece ezerdi
akrebi yelkovanın üzerinden,
beklemeye dayanamaz zehirlerdim dudaklarıma
aldığım sahte yarım gülümsemelerle kendimi..
canım yanardı.
..
canım yandı beklediğime.

Thursday, February 24, 2011

scienceofthings..

Monday, February 21, 2011

hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.

şekle şemale
gerek yok..
kalbim sen dur
attığın yerde.
ne esaret,
ne de cesaret
bu tek ben..
bu bir'den ibaret.
ama
sen çal ,
sen vur..
sen;
gökten yerlere.

Monday, February 14, 2011

3 dikiş, iz kalmayacakmış..

Trakea orta hatta, mediastinal açılar tabiidir.
Akciğerlerde eksudatif veya intersitisyel lezyon imajı saptanmadı.
KTO fizyolojik sınırlardadır.
Diyafragma konturları düzgün, yükseklikleri doğaldır.
Bilateral kardiofrenik ve kostodiyafragmatik sinüsler açıktır.
Osseous ve yumuşak dokularda gross patoloji izlenmedi.
Sonuç: Reaktif spesifik enfeksiyon saptanmadı.

a view to a gape.

hazır imgelerden söz açılmışken,
fırsatını da yaratmışken denemeliydim.. 
'ne istersem mi?' dedim kan ter içinde..
bahşediliyordu ya bir lütufmuşcasına..
'evet, ne istersen.' diye tısladı rahatsız edici bir gülümsemeyle..
işte tam o zaman anlamalıydım..
aptallığıma doymayayım.
çenem kilitlenmiş,
önümde domalan
becerilmiş  ruha bakakaldım öylece.

Thursday, February 03, 2011

ikiyse bu..

 'ben'i affedebilir miyim bilmiyorum,
sebepsiz yere sabahın bir körü
şehirlerarası yolda tekrar ağlar
bulursam kendimi.. 
bir kez olsun
sorumlu aramaktan vazgeçip,
sorumsuzu olduğumu kabul edebilir miyim
kendi fikrimin..

Wednesday, February 02, 2011

bir.

gördüğüm rüyada yağmurlu bir öğleden sonrası
sana bir hikaye anlatmamı istiyorsun..
baylan'ın bahçesinde tanımadığım seni bekliyorum,
sırılsıklam içeri atıyorsun kendini..
sıcağa yakın diye karşıma oturuyorsun..
damlalar süzülürken karışmış uzun saçlarından
soğuktan kızarmış burnunu çekiyorsun
hiç bir şeyi umursamadan..
kafamı kaldırıp
göz göze gelmemiz arasındaki o yarım saniyede
ellerini ateşe tutarken bir yandan zamanı durdururcasına kaşıkladığım
limonlu dondurmama gözün takılıyor..
en son gülümsediğini görüp
uyanıyorum dudağımdan öptüğünde,
daha tanışamadan üstelik..
kim bilir ne çıkacaktı ağzından..
ince bir ah kazara her ısırdığımda acıyan..
bu, limon ekşisi tadı alıyorum uyandığımda..
rüya içinde rüya bu..
sen zaten gerçek olamayacak kadar tütiye iken..
sabahına uyandığın tek şey
dudaklarından  dudaklarıma bir hediye
hasta yatağımda sayıkladığım
hayal meyal anımsayabildiğin 3-5 kelime.

Monday, January 31, 2011

sen olmak zor olmalı.

iyi niyet bir lanet olsa gerek, hele ki saflıkla bezenmişse.. hadi gidip anne-babanızı suçlayın, sizi neden iki yüzlü ve çıkarcı yetiştirmedikleri için olmanız gerektiği kadar.. o kadar çiğ kaldınız ki karşılaştığınız insanların yanında, göremediniz bariz olanı.. hep bir yanlışlık olduğunu düşündürtürken sizlere, aklınıza gelemeyecek şeylerden sorumlu tutuldunuz.. çok fazla dudak payı kaldı size yöneltilen sorularla aranızda.. her zaman hazırcevap olamadınız zaten, şansınız  mutlaka yakanızdan düşecekti günün birinde.. bu bile iyiydi dediler yüzünüze, başarıydı ya bu kağıt üstünde, ve bunu duymak bir mükafatmışcasına. arkayı dönüp uzamak bir yana, susmayı da beceremiyorsunuz tüm o yavanlığınıza ek olarak.. hırsınız sizin için kazdı ya zaten arka bahçenizi, uzaklara gömülmeye ne gerek var.. öyle sağlam bir temel attınız ki kendinize, sırtınız 'doğrulmaz' artık. öyle tatlı yatarken uzandığınız dipte; görmeyi istediğiniz her an gözünüzün önünde kendinizi gömdüğünüz yere attığınız o işaret..
böyle böyle kayıyor şiraze.
fazla takılmamalı satır aralarındaki mesajlara gizli ya da açık..
ne 'senden', ne de 'senden' bahsediyordur.. üçüncü biri yok dedik ya.
zihni oyalayabilmek büyük bir lütuf, kendi kandırmacalarınızı alt edemiyoruz sonuçta oturup kafa patlattığınızda. yetmiyor, yetemiyorsunuz yanınızda çoğulu oluşturabileceklere, değil ki kendinize.. biz yavaş olalım yine de, saçımız başımız dağılmasın.. 
..
senin gibi kocaman gözleri var ve kocaman bir de ağzı, bu mu güzel dersen , o an yapıştırırım cevabı sen ne anlarsın diye.. evet, ben.. her boku bilen adam. ben kim miyim, herhangi biri.. herkesin sevdiği, en azından bir süreliğine.
love & other drugs ertesi kaçınılmaz olarak..

Sunday, January 30, 2011

Norodol Akineton Largactilin.

ona ilk kez dağın yükünü söylediğimde 'o avucunuzda tuttuğunuz bir taş, dağ değil' demişti. avucumdaki taşın taş olduğunu bilmediğimi sanıyordu. ve böylece bir kat daha artmıştı taşıdığım ağırlık. dağları, denizleri, ağaçları ... yani dünyayı, yani dağı nasıl taşıdığımı insanlara gösterebilmek için bir dağ boyutlarında maket yapıp, onu avuçlarıma sığdırmamı beklemek gibi bir mantıksızlığın peşinden koşuyor. bir de yeri geldiği zaman 'hastanın sözleri hastalıklı sözlerdir.

niye ajite bu hasta... nallayın şunu!

Saturday, January 29, 2011

serde mücrim olmak varmış.

dalgalar; sevdiklerinin artık dönmeyeceklerinden emin kadınların,
masallarını anlatırken başımı koyduğum gerdanları gibiydi,
sallanırdı aklım başımın içinde..
attığım çığlıklardan sesim kısılır;
yaşlı ruhum çocuk bedenimin içinde, küçük dünyamın başıma yıkılıp
boylu boyunca  ayakuçlarıma serildiğine
şahitlik ederdi gördüğüm düşlerde..
dalgalar alır ve götürürdü,
aslında içinde ben olmayan anılarımı,
ufuk çizgisinin ardında bir yerlere
göremezdim..

kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime
titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
perdi-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

Friday, January 28, 2011

моја срећа.

maltepe mi, pendik mi?
soruma her maltepe dediğinde;
bilmeden
içimde bir yerleri
pastel boyalarınla
maviye boyuyorsam,
bil ki senin yüzünden..
bilmiyorsun ama
ben çok bencilim,
hatta senden bile daha fazla..
korkardım eğer benden olsaydın,
seni şimdikinden daha fazla
sevemez miydim diye.
rüyanda beni gör.

Thursday, January 27, 2011

quickie in a hospital cabin.

1.
doktor: çapkın mıyız? (süzme)
hasta: eh, herkes kadar..
2.
gerizekalı hemşire: şimdi mi yapacaksınız!! (abdest gider)
hasta: maksimum kaç dakikam var?
3.
bedbaht laborant: buraya değil şuraya koyun lütfen!! (anlatılmaz bir yüz ifadesi)
hasta: elimden geleni yaptım!..
..
her şey odaklanmayla alakalı her konuda olduğu gibi..
yüce devletlim, Bob Hoskins'de özel süitinde kamyon devirmeye benzemez bu işler.
allah kimseyi düşürmesin, en uyumlu insanı bile çıldırtabilir bu mekanlar..
herkese geçmiş olsun.

Tuesday, January 25, 2011

kahrolsun tüm emperyalist piçler!!!!!!!

yarın sabah erken kalkmamak..
koştur koştur traş olmamak
kahvaltı etmeden önce..
yüzünü kesmemek uzunca bir zaman sonra,
tam da cildi tahriş etmemeyi öğrenmişken üstelik..
temiz gömlek telaşı bir yana,
saniyeler kala trene yetişmek için
deparlar atmamak istasyona..
acelesi olmamak,
öğleden sonrası
lokmaları boğazına dizmemek,
saatle göz göze..
insan her şeye alışıyor;
koymuyor diye düşünüyor
hiç bir süreç..
zamanken her şeyin ilacı,
elbet geçmişte kalıcak
ama bu farklıydı bugün..
bu daha önceden tatmadığım
bir boktanlık..
ki
ihtisasın ne kadar boktanlık varsa
onun üzerine diye
demişti biri  bana..
''dostum hayatta hiç bir şey umrunda değilmiş gibisin sürekli..''
gülümsemiştim cevap vermeden,
artık bir alışkanlığa dönmüşcesine.
..
deseydim önemli olurdu,
ama her zamanki ben diyemedim
hiç bir şey.
..
sen..
hem haklısın,
hem de yanılıyorsun..
ben sadece
geç kalıyorum..
birileri
bir yerlerde
beni bekliyor..
malum karşıma çıkamazlar,
yakınlarına gidemedikçe ben..
bugün benim günüm beni tutmayın
ve hatta avutmayın..
********
son olarak
hayat, gidişat ne olursa olsun en güzel golünü sıkıştırıveriyordu uzatmalara,
tüm o sıkıcı maçların sonunda ısrarla tribünü
terketmeyen cefakar taraftarlar için.

Sunday, January 23, 2011

demo.

haftada 2 gün ses + sms +
aylık 1 gb internet =
95 x 24.
sahi o kadar yaşayacak mıyız?

Friday, January 21, 2011

maybe supernatural .

dedim ki sürprizlerden hoşlanmayan birine..
''hayat sürprizlerle güzel aslında.''
ters ters bakarken üstüne:
''önemli olan olması'' dedim..
''güzel ya da kötü olduğu değil.''
bu birinin karşına dikilip;
''sana birazdan okkalı bir tokat atıcağım'' demesi gibi bir şey..
yiyeceksen yersin değil mi?
tokat yiyeceğini bilirsen; ne zaman yiyeceğini bilemeyeceğinden paranoyak olur, abartılı tepkiler verirsin en önemsiz şeylere bile..
bilme işte her şeyi..
yiyeceğin varsa her türlü dökülecek ağzındaki süt dişleri.

ve kibirim..
o kadar büyük ki ;
hatta aynanın karşısında 'büyük' senden bile..
yerle bir olursa toparlanamamaktan korkmak gibi sanki bu ona hissettiğin..
parçaların yok yere dökülürken yerlere,
bir ses sağır ediyor kulaklarıma seni..
belki gerçekti,
belki çokca kurmaca.

Monday, January 17, 2011

kağıdın üzerinde yazılı olanlar sadece, bir anlamı var mı bilmiyorum.

(20.46-
karşıdan karşıya geçerken
biri direksiyonu kırar da
hızlanır ya diğeri sokak köpeğiymişcesine.
kelimeler gelmez,
aşklar biter,
hayaller durur 
yalnızca yanakları ısırır ya mevsim soğuğu..
dikkat et der gibi.

bir altgeçit lazım oldu da;
saklanılır diye geceyi geçirmeye,
bugün orayı bulduysan
vardır elbet bir nedeni..
..-21.01-..
bırak koşmayı.
bırak yorulmayı.
bırak
ezenle ezilen farklı yönlere
dönsün eksenlerinde
hiç buluşmayacasına..
ne ezeni ne  de ezileniyken kendi hikayenin..
inan senden başka kimse duymak istemez.
01.47)

Saturday, January 15, 2011

mavi/gri elim.

Bu kaya hayatım boyunca beni bekliyormuş.Varoluşundan beri, daha bir meteorken milyarlarca yıl önce uzayda buraya düşmeyi bekliyormuş.Tam buraya. Hayatım boyunca buraya sürüklenmişim.Doğduğum an, aldığım her nefes, yaptığım her şey beni buraya, evrendeki bu çatlağa sürüklemiş.
..
benden bu kadar kolay vazgeçeceğini tahmin etmemiştim.
127h.

Monday, January 10, 2011

tersane - ..

anlaşılmasını beklemiyorum..
saatim bozuk ama 21.56 benim için..
kaynarca..
pendik..
yunus..
kartal..
atalar..
cevizli..
ışıklar bir on saniyeliğine gider..
tekrar geldiğinde inilir.
görmek istemeyen biri, körden daha kör..
hızlı adımlarla yürür hala..
kim bilir..
belki  bunu  kaydetmiştir aklın.
..
every bad act
is stored on a magnetic tape
which we retain. kept in a secret vault
and evaluated
repeated and repeated with your code name
at the top of the file.
to be reviewed at your departure
for the pearly gates. 

..
anlamanı beklemiyorum,
tam yatmasın aklın hiç bir şeye.

Wednesday, January 05, 2011

gel.

senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim gel dememiz değil, 
onların sana git demeleri.
hiç kimseye kötüdür deme.
aslında onlar,

bilmeden iyilik eden insanlardır.
..
ve bunu diyebildiğinizde,
yapabilecek insanların sayısı kadardır kalbinizi böleceğiniz parçalar.
(@thisth.)

Friday, December 24, 2010

silivrikapı.

bir kere bile düşmeden omurların yer değiştirebileceği tek yer buzun üstüymüş.

Thursday, December 23, 2010

schaub lorenz.

Ne kadar değişirsen değiş...
...yine de yaptığın şeylerin bedelini
ödersin.

Yolum uzun.
Fakat seni tekrar göreceğimi
biliyorum.

Bu tarafta ya da
diğer tarafta.

Saturday, December 18, 2010

thiospa..

taksiden indiğimde artık evde olmak için acele edilmeyecek kadar geç kalmıştım. evdekiler çoktan yatmış olmalıydı, arayıp ortalığı ayağa kaldırmanın lüzumsuzluğu bir yana, gerçekten mutluydum gecenin  bir körü göztepe sapağında.. daha önce hiç mutlu olmamışcasına, gece ve içindekiler hep bu kadar güzel miydi ya da hiç bu kadar açmamış mıydım gözlerimi öncesinde, yürüyebilir miydim buradan geriye kalanını.. böylece bitmezdi  de belki bu gece, hep devam ederdi gündüzün ilk ışıklarına kadar eve girmeden. yarın olmazdı, bugün şimdi ve bu kadar güzelken.
üşüyorum ama sımsıcak göğsümün üzeri..
güneş görünürde yok ama gün ağarırken karanlık aceleyle dağılmaya niyetleniyor gecenin ardından..
bir fırının ışıkları, belli ki gün başlayalı en azından bir posta çıkmış gevrek simitler..
kokusu burnuma geliyor ve günün ilk müşterisi ben'in avuçlarında sıcacık şimdi..
öyle gerçek ki ağzımdaki tat..
seni mutlu etmek ne kadar kolay çocuk der gibi.. bir söz dilimin ucunda, kafamın içinde o an uydurduğum bir melodiye eşlik ederken..
saatlerdir yemek yemediğim aklıma geliyor..
 eve giriyorum mümkün olduğunca sessiz,
ne bacaklarımı ne de başka bir yerimi hissediyorum..
yorgunluktan değil başka bir şey bu..
üzerimdekileri sıyırıp öylece kıvrılıyorum örtünün altına..
öyle sıcak bir ben ve karşılayan öyle bir soğuk yatak ki..
asla yalnız uyumamalı insan diye geçiyor aklımdan..
yastığın üzerine yasladığım gülümsemem..
yukarıda, yanımda, içimde ya da hernerdeyse birilerine minnetimi belirtiyorum istemsiz..
dudaklarım kıpırdıyor sadece..
gözlerimi kapatıyorum.
mutluyum.
gerçekten.
bir daha hiç bu kadar olamayacağımı hissettirecek kadar.
insan sadece yanındayken bu kadar farkında olabilir mi içine gireceği bir girdabın..
değiyor be çocuk.
günün sonunda her şeye değiyor der gibi
yenik düşüyor bedenim uykuya.
bugün bitiyor.
farkındayım.
hala.



Sunday, December 12, 2010

unbreakable.

Bu nedir diye sorarsan: 
yazın içimi rahatlatan ve kim olursa olsun (içerse içsin) tadının ve kalitesinin değişmeyeceğini öğrendiğim coke (andy warhol ) , banyomuz yapılırken aşırdığım kumlar, bilekliklerimin parçalanan boncukları, arkadaşların benim için topladığı minik taşlar -dokunma isteğim-, satıcıdan aldığım nazar boncukları, annemin sakladığı renk renk boncukların bazı renkleri, suyun üstünde ölü bir sinek.
farkında olmadığım maviliklerim.

Friday, December 10, 2010

amor fati.

la que mas queria
amor mas agitanado
amor ya mas agitanado
amor ya sin tu querer..

yani:
en çok sevdiğim sen,
çingenelerin en büyük aşkıyla,
çingenelerin en büyük aşkı ve
içinde senin sevginin varolamadığı..
..
doğmadığımız topraklara sürüldüğümüzden beri.. belki de görebileceğimizin en güzeli görünmüştür bize hep.. bir çingenenin elindeki kör aşkı; tüm dünyayı karşısına alıp, meydan okumak için tutuştuğu yegane değeridir.. aşık, tutkun veya dadanmış.. ne derseniz.

-----------------
|Capo on 4th fret |
 -----------------

Intro:

  Em                   D                  C               Bm          Em
e|----------------|---0------------|-----------------|----------------------|
B|-----0h1p0---0--|-0--------------|-----------------|----------------------|
G|-0-2-------2----|-----2h4p2-0-2--|------0h2p0---0--|-0h2------------------|
D|----------------|----------------|--2-4-------4----|-----4h5p4--2-4-0-0-2-|
A|----------------|----------------|-----------------|----------------------|
E|----------------|----------------|-----------------|----------------------|

Verse 1:
Em                               Bm              C 
Yo sé que un día volverá, trista pena, ya, déjalo ya.
Em                               Bm                C
Yo sé que un día volverá, trista pena, yo la voy a buscar
Em                 Bm    Am          Em
Y no me acuerdo de ella, amor, amor amargo
Am           Bm      Am          Em
amor bien agitanado, amor con mi querer

Chorus:
Am         Em           D                 B7 
Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar
Am           Em             D         
Hoy manana vivir, no saber confundir
              C               Em
Un amor de verdad, pero ya lo siento, ya

(Intro 2x) 

Verse 2:
               Bm   Am            Em
amor con mi querer, amor más agitanado
Am              Bm  Am              Em                        
Amor más agitanado, amor ya sin tu querer

Chorus:
Am         Em           D                 B7 
Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar
Am           Em             D         
Hoy manana vivir, no saber confundir
              C               Em
Un amor de verdad, pero ya lo siento, ya

(Intro 2x)

Am         Em           D                 B7 
Hoy para vivir, amor confundir, y no sabe llorar
           Em         D                     C                 Em,
Hoy para vivir, amor confundi, y no sabe llorar, pero un amor verdad.

Sunday, December 05, 2010

i/fucked/you/4/21/10.

aslında pek de sanıldığı gibi gerçekleşmeyebilecek bir eylem.. 2008 senesinde birlikte çalıştığımız ingiliz vatandaşı bir türk gemiciden dinledim hikayesini, şaşırdım.. 1980 döneminde, yaşadığı zulüm ve yattığı hapisten sonra ingiltere'de soluğu alan bir ateist kürt bu adam.. aklınıza, ne tanıdığınız kürtler ne de ateistler gelmesin, bu adam farklıydı.. yani kimliksiz olmaya alışmış bir adamdı ve reddediyordu zaten bütün milliyetleri.. kuzey londra'da kalmış 18 sene.. 1250 gbp aylık, 1000 gbp kira yüzünden yan iş yapmaktan dolayı elinden gelmeyen iş de kalmamış bu adamın.. adı mehmet, ellili yaşlara doğru yolu uzanan, bir yetmişlerde bir adam..
..
gemide çok fazla muhattap olmuyor insanlarla.. her zaman çok kibar ve her zaman soğukkanlı biri.. en çok ramazanda içmeyi seviyorum bu adamla.. çaktırmadan gidip, limanda iki bira şıplatıyor sonra da görev yerimize dönüyoruz, yani gemiye.. ama tabii mesai bitiminden sonra içecek kadar da profesyonel olmamız gerekiyor ve bunu yapmak bizim için pek zor olmuyor.. daha sonra, mehmet bir yatgeber hazırlıyor.. biranın getirdiği açlığın da üstesinden geldikten sonra sigaralara, mehmet'in kendisi için hazırladığı sek kahve ve bana ısmarladığı sallama çay eşlik ediyor.. ertesi gün yapılacak olanların ufak tefek planı ve sonrası allah selamet versin..
..
bir gün gene mehmet'le içiyoruz, nea moudania'da sıcak bir sonbahar akşamı.. sonra malum hikayeyi anlatmaya başlıyor mehmet.. i fuck you hikayesini..
..
"doksanların başıydı.. artık, kaynananın dırdırından bıkmıştım.. sürekli bir şikayet vardı kadında.. eve aylık 500 gbp yardım ediyor ama işten daha çok yoruyordu.. ben ingiltere'ye geldiğimde, hemen burada kalayım diye önüme gelen yaşlı bir kadınla evlenmedim.. ben 22 yaşındayken evlendim.. karım 19 yaşındaydı o zaman.. bunun anası istemedi beni.. halada laf ediyordu.. dayanamadım, 98 senesinde kaçtım ingiltere'den.. gittim hollanda'da yaşadım 3 sene.. oradan almanya.. sonra belçika derken, tüm avrupa'da yaşamadığım yer kalmadı.. ama durmuyor işte insan, hala unutmasa da illa türkiye'ye dönmek istiyor.. ingiltere'ye ilk geldiğim zaman beni bir kadınla tanıştırdı arkadaşlar.. 35 yaşlarında bir kadın.. bununla yaşamaya başlamıştım ama evlenmeyi düşünmüyordum.. kadın, çok güzel sevişiyordu ama hep üzerimde baskı yapıyordu.. eğer bir hata yapsam, ülkeden bile attırabilir gibiydi beni.. bir gün dayanamadım ve ne olacaksa olsun diyerek konuşmaya başladım onunla.. o da sanki bunu bekliyor gibiydi.. yeni sevişmiştik.. beni artık istemediğini o söyledi.. şaşırdım önce, sonra içimden sevinmeye başladım.. ama hevesimi kursağımda bırakmak istiyordu.. kibirliydi bu ingilizler.. bana gülümsedi ve "i fucked you" dedi.. ben tabii, "no, i fucked you" dedim.. sonra bana tekrar güldü ve dedi ki, seni evime aldım, sana para yedirdim ve seninle istediğim gibi seviştim.. seni kullandım.. bu yüzden, - i fuck you.."
..
sonra, mehmet "neden kaçtım ingiltere'den biliyor musun?" diye sordu ve kendi cevapladı, "artık bıkmıştım ikinci sınıf insan muamelesi görmekten.."

Saturday, December 04, 2010

.----------------.

we’ve got forever
slippin through our hands
we’ve got more time
to never understand
falling footsteps
weighing heavy on me
behind darkness
beneath candles
whispers waltz
around our dreams
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you
feet turning black
is this the path we must walk
no turning back
wish i could just hear you talk
can something like this be pulled
from under our feet
leaving our skin
and burning coals to meet
tell me now
the shortest distance
between two points
is the line
from me to you.

Friday, December 03, 2010

yanar döner.

tek gözü açık,
gerçekleyecek ya bu anı
..içinden geçirdi kadın.
yer altından çekilirken,
gelgit her zaman olduğundan
daha fazla bu gece
..araladı dudaklarını adam.
bak, ay daha büyük olandan
ve şimdi kalbindir değil mi duyulan
..mırıldandı kadın.
niye bu kadar bekledin,
nerelerdeydin söyle der gibi
..kıyıya vurdu umut bir yerlerde.
..
ya gerçekse
tüm bu acısızlık..
hissedemeyecek kadar..
göremeyecek kadar akşam üzeri güneşini
bir daha..
ölesiye korkarken gölgelerden..
karanlığa kalacağımı haber vermeyelim evdekilere..
ama dur ,
vazgeçtim dönüyorum.

Friday, November 26, 2010

üç vakte..

senin en çok buralarını seviyorum. dikenlerin!
evet.. farkındayım.
gözlerini sakın açma..
neden?
en sevdiğim rengi tadıyorum şu an.
turuncu?
yanından bile geçemedin.
gideyim o zaman?
falcı olan ben değilim.
kalayım? 
farketmez.
ya dudaklar?
benim.
üç vakte?
üç vakte.
tamam, bir yere kaçtığım yok.
kim bilir? görücez.
korktum şimdi.

Monday, November 22, 2010

apart.

bazen sadece ağlayabilmek için neler verilmez ki?
...

Thursday, November 18, 2010

beklemek.

şu an ailesinin yanından beni
izlediğini farkedebiliyorum..
yapıp yapamayacağımdan emin olmadığını söyledi açıkça
dün akşam üzeri  kumsaldan eve hepberaber dönerken..
ve şimdi bu sabah,
boyu benden bir ben daha uzun olan
son bir dalga
beklediğim..
birazdan ufukta belirdiğinde,
eminim ki beş yaşımın verdiği cesaretle
gözlerimi kapayıp gülümseyerek
dikileceğim karşısına ..
ve sırf o görsün diye alabildiğim kadar nefesi de
küçük göğsümün içine sıkıştıracağım..
bilemiyorum;
eğer olur da sağ kalırsam ertesinde,
belki mayomdan çıkacak kumlar olur tek derdim sadece. 
kumsalda en çok onunla oynamak  güzel,
ama artık yüzmeyi öğrenmek istiyorum  bir an önce
etrafımızdaki çocuklardan farklı olarak.. 
ona dalgalardan korkmadığımı göstermeliyim
diğerlerinin aksine..
artık sadece benimle oynamalı,
birazdan yapacaklarımı gördüğünde..
ama bekle, önce babama mayomun bağını sıkılaştırmalıyım .

Monday, November 15, 2010

ve söğütlüçeşme..

perdelere ihtiyaç duyulmayan
belkide tek yeri burası şehrin,
sağa kırmadan önceki o son durakta in..
merdivenleri çık..
biraz sonra güneş doğacak ve 48 saate tamamlayacak uykusuzluğunu
nasıl olsa..
her tarafın ağrıyor..
bu acı.. bu haz.. bu her neyse..
siz bundan zevk alabilenler için tek nedeni,
banliyöden başka bir yerde
varolunamayacağının.
hazzın varlığı karışmış size göre
yolun gürültüsüne..
bir süre sonra alışıyorsun
ve vazgeçemiyorsun desenizde..
en kötüsüde bu ya;
alışmak..
hem de böylesine..
daha öncesinde böylesini
keşfetmemişken.
uyumaya gelmedik değil mi?

Sunday, November 07, 2010

ilk görüşte sis.

eve doğru yürürken
görüş mesafesi taş çatlasa,
çatlamaz ya on metre işte..
ev orada bir yerde diye
yürüyorum körü körüne..
kimseler yok sokakta,
bir tek evlerin yanan ışıkları
gördüğümü rüyadan ayıran..
bir sene bir gün kaymış zaten onca zaman..
cuma olmuş cumartesi.
havası aynı hava,
ben apaynı ben zaten..
tek farkı bu gecenin,
hayatımın üzerine çökmüş olan sis..
göremiyorum o ''başka''yı.

Friday, November 05, 2010

narciso rodriguez for him.

Bir rüyada
Elimde tuttuğumu,
elimde tutup hiç bırakmadığımı
Nereye bırakacaktım gerçekte? 
.. Artık herşey tüccarların elinde. 


ölüme sebebiyet vermek yazıyla mümkün olsa,
üstteki beşi  yeterli olurdu herhalde.
cür'et ya benimki..
sebebim olma birhan,
yaram derince.

tüccarlar hiç bir zaman hiç bir şeyi vaat etmezler;
siz, siz olun hummalı ummayın..
tüccarlar sadece 'elde'kileri alırlar çünkü.

Sunday, October 31, 2010

boşver-me!

sanırım kadıköy'ün en güzel
şeyiydi bana çarpan..
gülümsediğine yemin edebilirim,
beni savururken
olduğum yerin beş metre ötesine..
öyle güzeldi ki dişleri
gördüğümde..
geri döndüğünde;
bazıları kötürüm kaldı ardından,
bazıları da müzmin aşık..
ben mi?
evet,
tüm çirkinliğime aldırmadan..
yine,
yeniden,
o aynı bilindik
his.
kulak kabarttığım
hayal meyal isminin yanında
sadece soyismini biliyorken,
yetmez mi  onu bulmaya?
ondan bir tane daha
olabileceğini düşünemiyorum.
eğer bulursam,
ki sarhoşum resmen
geriye alınmış bir saat aralığında..
kimine göre 2 kimine göre 3..
diyorum ki,
evet kadıköy'ün en güzel şeyiydi kesinlikle.

Friday, October 29, 2010

nothing compares..

maybe the problem is, that you broke my heart into a million pieces and so my cock doesnt want to be around you anymore.

her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
hep etrafınızdaki olayları
olduğundan daha da karmaşıklaştırıp,
ne olursa olsun mistik bir hale getirmek
onları..
aklınıza soktuğunuz düşüncelerle
basit olanı zorlaştırmak,
başkalaştırmak..
''neredeyse'' -mistik- bir hale getirmek.
evet anılarınız birikiyor,
ne mutlu size her geçen gün.
ağzınızdaki o tatla beraber..
içinize dönüp baktığınızda
karşılaşabileceğiniz tek şey bir süre sonra
ağzınızda kalan o boktan tadın
eski size ait olduğu..
ayın aynı şekli,
gecenin aynı renginde..
hatta iliklerinize kadar sizi ıslatan yağmur
bile aynı.
ee?
her şey içeri girip çıkmak ve ne olursa olsun
arzulanmanızdan ibaret ya..
..
..
her neysen bit artık.
evet, erkek olmak böyle bir şey olmalı.

Wednesday, October 27, 2010

nadnah.

Bence bu senin ilk denemen, doğru mu?
Evet. Köprülerde yaşamıyorum.
Ben yaparım.
Neyi yaparsın?
Köprüden atlamaya çalışmayı mı?

Hayır, insanları işe alırım.
Kimleri?
Asistanları.
Tükenmiş kadınlar benim sermayemdir.
Genellikle onları burada...
...ya da baharda,
yüksek çatılarda bulurum.
Kışın köprüleri tercih ederler.

Benim gibi.
Hayır.
Senin gibiler değil.
Düzeltilemeyecek durumda olan,
kolu bacağı kesilmiş kimseler.

Onlara ne yapıyorsun?
Iskalıyorum bazen.
Bu bir denge meselesidir.
Yaş 40'ı geçtiğinde,
bıçak fırlatma düzensiz bir hal alıyor.
Bu yüzden köprüdekileri işe alıyorum.
Yardım etmek istiyorum.
Her şeyi bitirmek istiyorsan,
deneme evresi için seni işe alabilirim.

Hayır teşekkürler.
Kendi başımın çaresine bakarım.

Tabii. Haftaya yine buraya gelip
ayakkabılarına bakıyor olacaksın.

Fantezi tekliflerinle beni kandıramazsın.
Köprüdeki üzüntülü bir kızın
kolay hedef olduğunu sanıyorsun.

Yeter artık!
Kusura bakma!
Asla hedeflerimle yatmam.

Bu senin sorunun!
Senin peri masallarının arasında kaldım.

Atlamak istiyorsan...
...atla.
Nerede olacaksın sonra?

Yakında öğrenirim.
Aptal mısın, nesin?
 
.. evet, bugün gördüğün bendim.

Monday, October 25, 2010

ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.

ama sen varsa yoksa
'' sadece mutluydum sandım .  '' dememi bekle ..
'' hata yaptım . '' diyebilmek için .
işte bunun farkındalığı ;
hala eğiren , kalbimin
yünden kazağını ..
zaman desem
zaman değil kaypak olan ,
e o zaman insanlar olmalı desem
kendimde aramaya başlarım suçu
bu seferde ..
görmek ve düşünmemek ne mümkün
bugüne uzak kalmış olanı ..
ama ben kötü bir şey yapmadım ..
sadece ördüm , ördüm ve yine ördüm ..
şimdi benim için atamayacak kadar
sımsıkı göğsünün içi  ..
geldi ya aklıma ..
..
..
ayakların soğuk mudur şimdi ?

Friday, October 22, 2010

üçüncüyü tangoya götür!

rastlantılar mı
biraz fazla ?
hangi durakta
kimi mi bekliyorum ?
ne mi farkeder ?
olmadığımı
düşündüğüm
yerde bile
düşleyebilirken
üstelik ..
bu her şey be!
evet ,
sen
3.balık ..
özel olan ..
ikisini de aynı
zincire geçirebilirsin
değil mi istesen..
evet
zaten sen de
biliyorsun bunu .
..
'' that says it all ! ''
.

Thursday, October 21, 2010

imagination.

In the world of my mind,
There’s nothing I wouldn’t do,
To cast away.


hepimiz biraz ilgi orospusuyuz ya..
kimimiz gülerek mutsuzluğunu perdelemeye,
''arkadaş''larının yanında gece ve gündüz
her ayrı zaman dilimini programlamaya dursun..
ben başorospu olarak
beklemeyi sevmiyorum,
haber vermeyi sevmiyorum,
sıraya girmeyi sevmiyorum..
ve en önemlisi
kabullenmeyi
sevmiyorum.
nereye kadar değil mi?

Tuesday, October 19, 2010

she's my heroine.

daralıyorum hala aynı yerde ,
aynı satırbaşında ..
ayracında saçlarının durduğu yerdeyim ..
bir köşede şimdi gözlerimi ayırmadan ..
açıp okuyabileceğinden değil elbette ..
gece beliren yasaklardan biri bu da
kendime koyduğum ..
düşlemek .
öldürebilir miyim diye sandığımdan hatırlayamadığımı ..
bilmediğim bir şeyi unutmaya ,
benden gizlemeye mecbur aklım .

Thursday, October 14, 2010

175 ml kaynar su +dök üstüne kisiel'i + 1 dakika karıştır, tamam .

tüm süheylalar
birbirine benziyor ya..
ben benim süheyla'ma seslendim
benimki başını çevirdi..
o çevirdikçe de
yazdıklarım bana sırtını..
ben süheylalarla ilgili
yazamıyorum artık,
sen yazıyorsun..
demek ki
hala yüzüne bakabiliyorsun
senin süheylanın..
ben bakamıyorum.
..
senin yazıp,
benim yazamamamdan..
haset ondan,
bencillikten yani.
selam ederim.

you don't take a photograph, you make it.

libido
dedik
madem..
mesela bu
ve arka planda
fever ray.
döner misin?
güzel
olanı
arzulamamak
mümkün
değil
çünkü.
evet ,
ters bir durum
olursa
hemen
arıyorum
155'i.

Saturday, October 09, 2010

nova goes boating.

iki farklı zafer çabası.
birimiz yenilmemek için hayatta,
birimiz diğeri yenilmesin diye.

unutma ki sen güzelsin,
hayat değil.
..
sivil palyaço' ya
selamla karışık haset..
evet, anlamsız bir hayatı
ısrarla yaşayan ezik
dışarıdan görünen ..
sırılsıklam kalanda o
bugün yağmurda ..
..
aşağı,
aşağı
ve yukarı..
kendimi çekiyorum
koluna girerken aslında..
5 liralık şeffaf şemsiyenin altından
şeklini beğendiğim bulutları
izliyorum karaköye yürürken..
topuklular hep kalbimin
üstüne denk gelir ya,
artık acıtmıyor
altı boş olduğundan  ..
kendim çekiyorum
bildiğimi,
bildiğimi de bir ben çekiyorumdur
diyorum.
uzanıyorum
taşların üzerine
ve güzel kokuyorum ..
hatırlanabilecek kadar
güzel hem de.
..
hoşgeldim yeni yaşım.
..
seni unutmam mümkün değil.

Sunday, October 03, 2010

how to destroy angels.

bir otel odasına karar verilmiş,
ardından kimseye görünmeden girilen
resepsiyona uzatılmış iki kimlik kağıdı.
soluk beyaz çarşaflara uzanınca
arka avluya bakan pencereye karşı
gerek yok örtünmeye..
zayıf  bir kalbi  öpecek iki isimsiz 
sadece birkaç saatliğine.. 
bu başlangıcıydı.
for we're living in a safety zone
don't be holding back from me
we're living from hour to hour down here
and we'll take it when we can
hava karardığında ayrı yollara düşecekler
aranızdan geçip..
biraz ağrıyacak yanları belki..
ama sonunda yine 
varıcaklar başka birilerine
aynı sizin gibi gülümseyecekler onlarda .
hatta sizden farksız .
bu da istediğiniz..
son.
there is no hell
there is no shame
there is no hell
like an old hell
there is no hell

..
kim yanmayı ister.

Thursday, September 23, 2010

sommersprossen.

- you don’t have the power to upset me..
-you don’t matter enough to upset me.

zaman durdu burada..
iki haftaya bakar gerçi yaşlanmak..
çillerinse bir ayı vardır en az kaybolmaya.
gerisi beklenen haberler medeniyetten uzakta
evet sıkıldım hem de çok.

Monday, September 13, 2010

bir haricinin ardından...

hissettiğim sıcak mı bilmeden..
kalktığımda küçük bir
fil karşılamıyorsa karnımın üstünde
beni..
yollarını kaybetmiş
kelebekleri  göremiyorsam artık
o kumsalda..
gözlerimi kapatıp
ayaklarımı suya sokuyorum,
sıcak olduğunu söylüyorum.

meleze.

Friday, September 03, 2010

tarifsiz.

Thursday, September 02, 2010

because i like the way it hurts.

kredi kartınızı manyetik şeridinden 
delerek kullanılmaz hale getiriniz 
ve en yakın şubemize teslim ediniz.

olsun.. 
olsun.

Saturday, August 28, 2010

sorun ?

beni hayal kırıklığına uğratamazsın,
çünkü ne olursan ol,
tam istediğim gibi birisin.















- sorunda tam bu ya.

Friday, August 06, 2010

sebep?

175cm + converse <<< 180cm+ 9,5cm topuklu .

Thursday, August 05, 2010

number 8.

yavaşca derin bir  nefes al ..
geldiğinde belli et yerini ama ses çıkarma  ..
gözlerinin içine gülümseyecek ..
kocaman eliyle kısacık saçlarına dokunacak ..
tuttuğun nefesinin yarısını içine çekecek ..
gidecek uykusu geldiğinde ama yine gelecek ..


- parmak ucunda kapanır mı bu fark melo?

Monday, August 02, 2010

djarum.

kırık pulla oynadığım bir el..
farkımdasın belki,
farkındayım daha çok..
atıyorum
vurur muyuım bir yerleri diye bakmadan..
izliyorum sadece,
vakit geçiyor o şu bu dereken..
her zamankinden bir saat önce
kalkacağı tutuyor otobüsün,
kaçırıyorum o bir saati..
oyunu ben alıyorum ama nafile..
bir el daha?

Friday, July 30, 2010

seviyeli eşli:)

sağ gözü kırpıp kafayı sallama - sende ne var ?
kafayı sağ çapraza eğme - karo gel sen evet .
ağız üzerindeki elin ileri doğru açılıp büzülmesi - kaç alırsın ?
kafa titretme - 8 de .
yayık kaşlar ve boş bakış - allah belanı versin senin.
...
ben: uu ortak sıçtık ağızlarına ! çiz !!
masa:  ............ (iptal)

Wednesday, July 28, 2010

nightswimming.

kumsala çıktığımda öyle kibar yakıyor ki her dalışımda ince ince burnumdan sızmış suyun tuzu.. ve ısınmak için ateşin karşısına geçtiğimde burnumdan akmaya başlayan damlalar.. acı acı.
..

boğulmak suyun hemen altında
dolunayın güzelliğini izlemeye dalıp
nefes almayı unuturken
ya da
yanmak
kapılıp içine düşerken
renginin çekiciliğine
kızgın korların..
biri de
boğulsa,
yansa ya biraz
senin için..
birazda sen ağla.

Saturday, July 24, 2010


Sunday, July 18, 2010

20 belki 21.

Belki de hayatın kendisi o küçük dokunuşlardadır. Her şey elimizde olmamalıdır belki. Doyumluk değil tadımlık yaşarsak zevk alıyor olabilir miyiz? Aynı şeyin fazlasını daha az isteriz farklı şeylerden. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu hayat bize her anında kanıtlamaya kendini şartlandırmış zaten. Aynı kalamıyor hiçbir şey. Bir hareketliliktir almış başını gidiyor. Saniyeler yetiyor. Beni sorarsan…  Ben hiç aynı kalamam. Kalmak istemem de. Sıkılırım. Ya da…
Belki, tutunacak uygun dalı bulamadığımdandır. Ya da, tutunduklarımın hep kendileriyle birlikte beni de kırılmaya mahkum ettiğinden. Zaman oldu, kayıp düştüm. İzi kalan yaralarım oldu. Canım yandı, ama iyileştim işte. İttir kaktır büyüdüm, büyüyorum. Boşlukta uzanan parmak uçlarım, yara izlerim ve değişkenliğimle. Gün gelecek, olabileceğim en uygun insan olacağım.  Biliyorum, o gün de gelecektir. Her yarın gibi…

...

21 yaşındayım ve şimdiye kadar yaşadıklarımın, aslında hayatın ta kendisi olduğunun farkına az önce vardım! Beklentilerle, arayışlarla, isteklerle, “ama”larla, “belki”lerle…  geçen yıllardan sonra dönüp geriye bakıyorum da; o kadar çok şey kaçırmışım ki…
Sürekli gelecek için endişelenerek, “şimdi”yi kaçıran ben, sanırım gerçeklerle yüzleşiyorum. Bu endişeler yersiz; daha birkaç gün önce kaderin nasıl da ipleri elinde tuttuğunu bir kez daha görmedim mi? Yapılan planlar, beklentiler vs. yersiz.  Çünkü,  gelecek için yapabileceğimiz tek şey, elimizden geleni yapıp beklemek. Zaten, “acaba” ve “keşke” de anlamını yitiriyor işin içine tevekkül girince.  Endişeler boşuna, her şey olacağına varıyor ne de olsa…

'eskilerden'

ferien.

temmuz oldu mu  asli görevlerimden biri olan ''ova''yı tavaf zamanı gelip çatarken, emektar sonymin isyan bayrağı çekmesiyle çok enterasan bir hal alan tatil görünümlü inzivamın 4.gününü devireyazarken evet sıkıntı beliriverdi yine..
sinirleri alınmış berrak algım biraz kızardı irili ufaklı diyaloglarla bu kısa zaman içinde, bakalım ileriki günlerde deri mi atıcam yoksa sorunsuz bir bronzluğa mı sahip olucam şu an kestirmek zor..
ve her şeyin üstüne sinyalin kafasına göre gelip gelmemesinden ötürü gayet yeşilken kırmızıya dönebilen aşağılık jet'in gösterge ışığı..
geçen seneden yarım kalan yedi saniyelik sössüz bir pasaj.. tamam, plaj muhabbeti bugünlük fazlasıyla uzatılmış demek ki..
ve şimdi yemeğe inmem gerekiyor..
çok anlamlı bir gün için çok anlamlı bir son koyayım.
akşam neler olacak hiç mi hiç merak etmiyorum..
''aferin bana''..
lets go.

Friday, July 16, 2010

kyzikos.

burada
yağmur yağmaz mevsimin bu zamanı,
sel bassa bile güneşin battığı tepenin ardını.. 
sadece burada içten her bir dilek için
düşer tarlaların üzerine yıldızlar..
pamuksu bulutlar;
bir tek burada şekilden şekle girer,
yetişmek için çocukların hayalgücüne..
bundandır ki yağmur yağana dek
saymaz geçen günleri
burada yaşayanlar
ve onların dilek tarlalarına uzanmış
çocukları..
..
..
..
..
..
..
..

bir yıldız kayacaktı birazdan,
bekledi
dilinin ucundaki dileğiyle yan yana.
gelen; kendini bir tek ona
farkettirecek olandı.

Monday, July 12, 2010

kumarbaz.

sanırım artık kazanıp
kaybetmekten ötesi haline geldi bu,
verdiği haz için
henüz elimde olmayanları
öne sürüyorum her defasında..
kazanmak beni mutlu ediyor
ama kaybettiğimde
üzüldüğüm kadar değil..
para nasıl olsa elimde durmayacak olan günün sonunda..
bir yerlerden gelenler,
başka bir yerlere gidecek..
evet bazen beş kuruşsuzluğu da yaşayacağım tabii ki..
tüm yolu yürümem gerekecek yine..
keyifliysem pek umursamam.
anı kolaylaştırıyor ya melet,
başka da bir numarası yok.
sahip olmak istediğim bir şey yok gibi pek..
istediğim an elde edebileceğimi biliyorum demek değil ama bu..
her nasılsa..
dedim ya kazanmak
ya da kaybetmekle ilgili değil artık..
ha bir de;
sizin paranızla oynuyorum ne de olsa
farkına varamadan siz
yerine koyuyorum sadece..
peki sizin ortaya koyacak
daha neyiniz var?
birileri para kazanmaya kalkarken
şimdi uyumaya gidiyorsam,
bilin ki gün batsın
yine ceplerinizi yoklayacağım
herbirinizin..
paranın satın alabileceklerinin
sınırında buluşmak üzere,
insan
haddini
bilmeli
ne de
olsa
.

Sunday, July 11, 2010

1995 - ..

ne zaboravi srebrenica.

antrepo 4.

hiç bir zaman gerçekten mutsuz biri olmadım..
sadece yeteri kadar mutlu olmadığım zamanlar vardı  belki .
yarım akıllığıma bağlasam bile şimdiki halimi;
hiç olmadığım gibi değil,
hep olmam gerektiği gibiydim..
süslemeye gerek duymadan şimdi,
kelimelerin yerine sadece isimlerimizle
birbirimize seslenmemiz yeterli
zamanın geçmesine.
mutluyum işte uzatmanın anlamı yok.
go to power?
 ..
ayaklarımın dibine düşen setlist için
 hırplanan arkadaşlardan tekrar tekrar özür dilerim
ama üzgünüm hiç şansınız yoktu :)
ve konser ganimeti..

Friday, July 09, 2010

dsc 1043.

Sunday, July 04, 2010

grüssen from türkei*

hırsız gibi damdan dama dolaşırken
girdiğiniz evlerde
sahip olmadığınız güzelliklere
-muhtemelen başkasına ait, kısmet #!*-
onar santim mesafeden bakmak..
bazen beşe düşürüp kokusunu,
ardından tadını almaya çalışmak
üçer santimden.
yükte hafif pahada ağır
ne var ne yoksa
paranın ederini sınamak
aceleci bakışlarla..
her seferinde bu son işim
bir daha mı asla deyip
söz vermişcesine
batılan borçların ertesinde
yine damlarda dolaşmak..
ne kadar iyi saklanırsanız
biliyorsunuz ki
o kadar uzun kaçacaksınız..
ve sadece bazıları yakalanır.
mütemadiyen kanundışı bunun
karşılığı..
olurda bir 2 sene sonra
kendinizden bir mail alırsanız,
çok şaşırmayın içinde
neler yazılı olduğuna..
zaten yeteri kadar ciddi diğerleri
olması gerektiğinden fazla..
ne kadar zeki de olsalar
salaklığın sınırlarını zorlayacaklar
zamanın her döneminde..
neyse biz rahatız allahtan..
ne ciddi ne de akıllı..
damlarda ne işimiz var öyle olmasa
hırsız gibi.
...
*to bederke

Friday, July 02, 2010

pastörize edilmiş aşklar ve kırmalar.

toplanacakmış
tüm kırmalar..
çünkü vahşiymiş her biri..
kendi elinizle onu bu hale getiren sizden
başkası değilken,
uyutmaya karar verdiniz
onları şimdi canınız istediği için..
hiç ısırmayacakları yoksa bile
o pis etinizin tadına bakmak
zorunda kalacaklar şimdi..
korkmayın hiç ısırılmadıysanız ..
bilin ki -sadece- çok acıyacak..
sancısı bildiğiniz tüm o sözde acılarınızdan daha fazla hem de..
ne zannediyordunuz?
kuzu kuzu vuruşmadan gideceklerini mi?
size göre sizi sevdiklerinden daha fazla
nefret edemezler değil mi?
ne de olsa vahşiler değil mi her biri?
neyse korkmayın hiç öldürmediyseniz
onlardan fazla canınız acımaz sizin
bundan emin olun..
ne de olsa siz 'insansınız'.

Wednesday, June 30, 2010

bir acı eşiği olarak kağıt kesiği.

hangisi daha zordur acaba? 
..
yazacak bir şeyler bulamamak mı?
önemlidir ya hep keşfedeceklerimiz..
dolaptan boş bir defter alırsın, 
o 'temiz' sayfalardan birini aralayıp,
arada eski yazılanlara takılmadan
ve büyük ihtimalle yazacaklarını beğenmeyeceğini
bile bile kalemi oynatmaya koyulursun
soldan sağa doğru..
ta ki  o daha öncesinde
yazmamış olduğun şeylerin 
heyecanını içinde hissedene dek ..
tekrara düşsen de problem değildir,
bir cümle bulsan dahi sana yeteceğini biliyorsundur çünkü..
..
ya da..
yazdıktan uzunca bir süre sonra
sakinleşip
sızlayan parmağını farkedebildiğinde,
gördüğün kağıt kesiğinin 
tam olarak ne zaman meydana geldiğini
anımsamaya çalışırsın nafile bir çabayla..
o ilk kesildiğin anı bilmen acını hafifletir mi 
şahsen bilmem ama
bir acı eşiği olarak kağıt kesiği,
boş defterlere karalarken
silinmesi zor olan şeyler hakkında
'saflık'la atıp tutamayacağın hakkında
küçük de olsa
bir fikir verir sana..
..
ne bu hissizliğe varan 
'her şey'in yokluğu,
ne de seni acıdan tek ayak üstünde zıplatan
bu kağıt kesiğinin acısı..
hepsi geçicidir sonunda..
geride kalan sadece 'izler'dir
büyük çoğunluğun hemfikriyle..
..
kesik demişken eklemeli..
somurtanları boşvermeli mi?
onlar için yapabilecek şeyler ya yoktur
ya da çok az vardır..
onları mutlu edip edemeyeceğiniz
bilinmemekle beraber 
öncekinden daha mutsuz olacağınız
garantidir küçük hata paylarıyla..
bana soracağınızı sanmam ama oldu da
sorarsanız
''gülümseyen yüzlere
yaklaşın siz..
dikkatle inceleyin onları ve
sergilemekten kaçınmadıkları 
o 'güzel' kesiklerini..'' mi demeliyim?..
ve gülümseyin geri,
acısa da kesiklerden dudaklarınız..
sizi gülümsemekten daha mutlu edecek
bir şey yoktur
ya da az vardır..
evet somurtkanlar kesmezler
genelde bir yerlerini
ama bu onların daha önceden
hiç gülmedikleri gibi,
tekrar gülemeyecekleri 
anlamına da gelmez..
..
şıklardan
hangisini işaretlediyseniz
biliniz ki..
doğru.


Friday, June 25, 2010

RAIN WHEN I DIE.

yağmur(da) yağmakta ve her yer büyük ihtimal çamur olacak.. daha ne olsun.

Wednesday, June 23, 2010

s96 .

*
hatırladığı kadarıylaymış..
ki kimisi dem vurur ya hafızasından,
över aralıksız  fillerle olan benzerliğini..
işte ondaki de buna benziyordu tamamıyla..
dediğinin fazlası yok eksiği vardı sürekli ..
vardı da, bense tüm yetersizliğimle bunu ona nasıl dedim,
ona şaşırıyorum..
 ..
**
“nerede tükettin ömrünü? 
bir hareketin hatırası, 
bir tutkunun işareti, 
bir maceranın parıltısı, 
güzel ve firari bir cinnet 
– geçmişinde bunların hiçbiri yok; 
hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, 
seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. 
iz bırakmadan kayıp gittin; 
senin rüyan neydi peki?”
..
*
uyku.. güzel uyku..
ama rüyasız yatılanı payıma düşen.
rüyalar ise bir yerlerde yağmurdan kaçan
sivrisineklerin kanatlarıyla sınırlı başkaları için..
yazın bir ses duymasınlar hemen gözleri aralanıyor..
tenlerinden birileri usul usul besleniyor.
farkediyorlar ama uyumaya devam ediyorlar
gördükleri rüyalarında.
ama bölük,
ama pörçük.
..
''senin rüyan neydi peki?''..
çürümenin kitabı.**
çürüyene hitabı.*

ø.

uzun zamandır uyuyamadığın kadar güzel bir uykudan kalktın..
belki pervazdan gelen bir kanat sesi vesile oldu gözlerini açmana
ama uyanacağını biliyordum yine de..
önemli değil..
her şeye rağmen uyumak güzeldi.
hissediyorum,
eşiği geçiyorsun.
değil mi?
*
uyuyor musun?
sana söylüyorum.
...

Wednesday, June 16, 2010

conversations with other kind..

bitmiş artık
kol kesilmiş..
sadece bazen orada gibi hissediyorsun,
elini atıyorsun
yokluyorsun..
elin boşa gidiyor.
.. kol eğer hayatından hunharca çıkan kişi ise,evet yok artık.
yok koldan kasıt, kırık kalbinse; o hala orada.


neden beni hayal kırıklığına
uğratacağın hissinden sıyrıltamıyorsun ?
.. çünkü senin diken üstünde olman benim işime geliyor,
daha fazla çabalaman, beni daha çok kazanmaya çalışman, inat etmen.
o kadar kendine güvensiz bir insanım ki, egomu böyle doyuruyorum.
bu arada sana ne olduğu umrumda değil.
önemli olan tek şey "ben"im!

Sunday, June 13, 2010

e hadi atla!

dün arkadaşı bekliyordum bir pasajın girişinde.. hayal-gerçek karışık ayrı bir alemdeyken adamın teki kolumu dürttü ısrarla.. bir şey soracak dedim galiba, tuttu karşıdaki adamı işaret etti, 'kafasını yardılar' dedi. gördüğüm 1'i kadın 3 turist, kadın olanı kafası yarık olanın başına pansuman yapmakta.. meraklı gürûh etraflarında olayı anlamaya çalışırken kafalar da haliyle yukarılara bakınmakta.. yavaş yavaş ben de kaldırdım kafamı katıldım meraklı çoğunluğa.. 'biri attı dikkatsizce herhalde' dedim.. tabi her neyse kafa yaracak kadar derken gözüm yan binanın terasına takıldı.. birisi atlamak üzereydi.. kolları, yüzü, bacakları kan içinde bir kadın.. ayakları çıplaktı.. bir koluyla tutunuyordu komşu binanın pervazına, diğer koluyla yaklaşanları tehdit ediyordu.. öteberiden çekip, sökmeyi başardıklarını da etrafa fırlatıyordu.. zaten kalabalık olan caddede daha da birikti kalabalık.. bulunduğum yerde birden hareket edemeyecek kadar sıkıştım.. öyle net bir açıdan görebiliyordum ki kafası yarılanları, intihara teşebbüs edenlerin bacaklarını, hatta kalabalığın arasında 3-5 bir şey koparmaya çalışan cepçileri ve fortçuları.. oradan gitmeye kalksam hemen yanıbaşımda biri  hazırdı, seyirlik yerimi kapmaya yeltenecekti akabinde.. kimi  'e hadi atla!' dedi, kimileri 'sakın!' diye bağırdı, birbirleri arasında kavga dahi ettiler.. yukarıdan cisim yağdı meraklı kalabalığın üstüne, itfaiye geldi.. gerildi kocaman hava yastıkları.. otomatik merdiven defalarca inip çıktı yanına kadının, polisler pencerelerdeki seyircileri azarladı durduk yere.. fotoğraf meraklıları fazlasıyla malzeme çıkardılar o 'an'lardan.. boynumun uyuştuğunu hissettim bir an 'herşey'i izlerken..
en sonundaysa ne mi oldu? atlamadı herhalde bilmiyorum, arkadaşım geldiği gibi çıktım o hengamenin arasından. 'ne var ne yok ?' dediğindeyse bana, sadece 'hiç' dedim.. 'koca bir hiç'. dönüşte tekrar aynı yerden geçtiğimizde, insanlar hiçbir şey olmamışcasına  yine yürüyordu bir yerlere doğru.. az önce dediğim bir şeye çok gülmüştük, oysa tam da şimdi çok değersizdi insan hayatı,sustum..
hiçbir şey olacağı  yoktu ya gerçekte.. sadece zaman öldürebilirdik..
zamansa bizi ya öldürüyor ya da intihara sürüklüyordu..
ama yavaşca.

Saturday, June 12, 2010

ritüel.

bir gün bir yerlerde buluşup
'güveler ve kelebekler' den bahsedeceğimi söylesem
anlatsam sana yarım yamalak hatırladıklarımı
bugüne dair aklımda kalanları..
'ben bu filmi izlemiştim, biliyorum.'
dediğini söylesem.
..
buraya en başta yazılanları da silmiştim ya zamanında gerek de yokmuş aslında.
olayın dışından bakmak lazım dediğin gibi..
9-10 sene sonraki ben,
senin bir 9-10 sene önceki mantığına
yarılasa yolu..
9 üzerinden 10'luk bir gelişme olurdu herhalde.

Sunday, June 06, 2010

......................

yağmur yağıyor ya üstüme..
ıslanırsam  hasta da olmam şimdi..
ve içimden geri almak geçiyor
kışla, baharı..
biliyorum
mümkün değil şimdi..
ama olsun..
bildiğim tek şey,
en iyi istemeyi
becerebildiğim. 
sırf bunları dediğim için
şimdi yağmuru da benden bilecek ya
diğer ıslananlar..
olsun..
varsın
'herşey toprağın yüzünden oldu.'
desinler.

yağmur esnasındaki o meşhur koku.
Free Hit Counter