Wednesday, June 30, 2010

bir acı eşiği olarak kağıt kesiği.

hangisi daha zordur acaba? 
..
yazacak bir şeyler bulamamak mı?
önemlidir ya hep keşfedeceklerimiz..
dolaptan boş bir defter alırsın, 
o 'temiz' sayfalardan birini aralayıp,
arada eski yazılanlara takılmadan
ve büyük ihtimalle yazacaklarını beğenmeyeceğini
bile bile kalemi oynatmaya koyulursun
soldan sağa doğru..
ta ki  o daha öncesinde
yazmamış olduğun şeylerin 
heyecanını içinde hissedene dek ..
tekrara düşsen de problem değildir,
bir cümle bulsan dahi sana yeteceğini biliyorsundur çünkü..
..
ya da..
yazdıktan uzunca bir süre sonra
sakinleşip
sızlayan parmağını farkedebildiğinde,
gördüğün kağıt kesiğinin 
tam olarak ne zaman meydana geldiğini
anımsamaya çalışırsın nafile bir çabayla..
o ilk kesildiğin anı bilmen acını hafifletir mi 
şahsen bilmem ama
bir acı eşiği olarak kağıt kesiği,
boş defterlere karalarken
silinmesi zor olan şeyler hakkında
'saflık'la atıp tutamayacağın hakkında
küçük de olsa
bir fikir verir sana..
..
ne bu hissizliğe varan 
'her şey'in yokluğu,
ne de seni acıdan tek ayak üstünde zıplatan
bu kağıt kesiğinin acısı..
hepsi geçicidir sonunda..
geride kalan sadece 'izler'dir
büyük çoğunluğun hemfikriyle..
..
kesik demişken eklemeli..
somurtanları boşvermeli mi?
onlar için yapabilecek şeyler ya yoktur
ya da çok az vardır..
onları mutlu edip edemeyeceğiniz
bilinmemekle beraber 
öncekinden daha mutsuz olacağınız
garantidir küçük hata paylarıyla..
bana soracağınızı sanmam ama oldu da
sorarsanız
''gülümseyen yüzlere
yaklaşın siz..
dikkatle inceleyin onları ve
sergilemekten kaçınmadıkları 
o 'güzel' kesiklerini..'' mi demeliyim?..
ve gülümseyin geri,
acısa da kesiklerden dudaklarınız..
sizi gülümsemekten daha mutlu edecek
bir şey yoktur
ya da az vardır..
evet somurtkanlar kesmezler
genelde bir yerlerini
ama bu onların daha önceden
hiç gülmedikleri gibi,
tekrar gülemeyecekleri 
anlamına da gelmez..
..
şıklardan
hangisini işaretlediyseniz
biliniz ki..
doğru.


Friday, June 25, 2010

RAIN WHEN I DIE.

yağmur(da) yağmakta ve her yer büyük ihtimal çamur olacak.. daha ne olsun.

Wednesday, June 23, 2010

s96 .

*
hatırladığı kadarıylaymış..
ki kimisi dem vurur ya hafızasından,
över aralıksız  fillerle olan benzerliğini..
işte ondaki de buna benziyordu tamamıyla..
dediğinin fazlası yok eksiği vardı sürekli ..
vardı da, bense tüm yetersizliğimle bunu ona nasıl dedim,
ona şaşırıyorum..
 ..
**
“nerede tükettin ömrünü? 
bir hareketin hatırası, 
bir tutkunun işareti, 
bir maceranın parıltısı, 
güzel ve firari bir cinnet 
– geçmişinde bunların hiçbiri yok; 
hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, 
seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. 
iz bırakmadan kayıp gittin; 
senin rüyan neydi peki?”
..
*
uyku.. güzel uyku..
ama rüyasız yatılanı payıma düşen.
rüyalar ise bir yerlerde yağmurdan kaçan
sivrisineklerin kanatlarıyla sınırlı başkaları için..
yazın bir ses duymasınlar hemen gözleri aralanıyor..
tenlerinden birileri usul usul besleniyor.
farkediyorlar ama uyumaya devam ediyorlar
gördükleri rüyalarında.
ama bölük,
ama pörçük.
..
''senin rüyan neydi peki?''..
çürümenin kitabı.**
çürüyene hitabı.*

ø.

uzun zamandır uyuyamadığın kadar güzel bir uykudan kalktın..
belki pervazdan gelen bir kanat sesi vesile oldu gözlerini açmana
ama uyanacağını biliyordum yine de..
önemli değil..
her şeye rağmen uyumak güzeldi.
hissediyorum,
eşiği geçiyorsun.
değil mi?
*
uyuyor musun?
sana söylüyorum.
...

Wednesday, June 16, 2010

conversations with other kind..

bitmiş artık
kol kesilmiş..
sadece bazen orada gibi hissediyorsun,
elini atıyorsun
yokluyorsun..
elin boşa gidiyor.
.. kol eğer hayatından hunharca çıkan kişi ise,evet yok artık.
yok koldan kasıt, kırık kalbinse; o hala orada.


neden beni hayal kırıklığına
uğratacağın hissinden sıyrıltamıyorsun ?
.. çünkü senin diken üstünde olman benim işime geliyor,
daha fazla çabalaman, beni daha çok kazanmaya çalışman, inat etmen.
o kadar kendine güvensiz bir insanım ki, egomu böyle doyuruyorum.
bu arada sana ne olduğu umrumda değil.
önemli olan tek şey "ben"im!

Sunday, June 13, 2010

e hadi atla!

dün arkadaşı bekliyordum bir pasajın girişinde.. hayal-gerçek karışık ayrı bir alemdeyken adamın teki kolumu dürttü ısrarla.. bir şey soracak dedim galiba, tuttu karşıdaki adamı işaret etti, 'kafasını yardılar' dedi. gördüğüm 1'i kadın 3 turist, kadın olanı kafası yarık olanın başına pansuman yapmakta.. meraklı gürûh etraflarında olayı anlamaya çalışırken kafalar da haliyle yukarılara bakınmakta.. yavaş yavaş ben de kaldırdım kafamı katıldım meraklı çoğunluğa.. 'biri attı dikkatsizce herhalde' dedim.. tabi her neyse kafa yaracak kadar derken gözüm yan binanın terasına takıldı.. birisi atlamak üzereydi.. kolları, yüzü, bacakları kan içinde bir kadın.. ayakları çıplaktı.. bir koluyla tutunuyordu komşu binanın pervazına, diğer koluyla yaklaşanları tehdit ediyordu.. öteberiden çekip, sökmeyi başardıklarını da etrafa fırlatıyordu.. zaten kalabalık olan caddede daha da birikti kalabalık.. bulunduğum yerde birden hareket edemeyecek kadar sıkıştım.. öyle net bir açıdan görebiliyordum ki kafası yarılanları, intihara teşebbüs edenlerin bacaklarını, hatta kalabalığın arasında 3-5 bir şey koparmaya çalışan cepçileri ve fortçuları.. oradan gitmeye kalksam hemen yanıbaşımda biri  hazırdı, seyirlik yerimi kapmaya yeltenecekti akabinde.. kimi  'e hadi atla!' dedi, kimileri 'sakın!' diye bağırdı, birbirleri arasında kavga dahi ettiler.. yukarıdan cisim yağdı meraklı kalabalığın üstüne, itfaiye geldi.. gerildi kocaman hava yastıkları.. otomatik merdiven defalarca inip çıktı yanına kadının, polisler pencerelerdeki seyircileri azarladı durduk yere.. fotoğraf meraklıları fazlasıyla malzeme çıkardılar o 'an'lardan.. boynumun uyuştuğunu hissettim bir an 'herşey'i izlerken..
en sonundaysa ne mi oldu? atlamadı herhalde bilmiyorum, arkadaşım geldiği gibi çıktım o hengamenin arasından. 'ne var ne yok ?' dediğindeyse bana, sadece 'hiç' dedim.. 'koca bir hiç'. dönüşte tekrar aynı yerden geçtiğimizde, insanlar hiçbir şey olmamışcasına  yine yürüyordu bir yerlere doğru.. az önce dediğim bir şeye çok gülmüştük, oysa tam da şimdi çok değersizdi insan hayatı,sustum..
hiçbir şey olacağı  yoktu ya gerçekte.. sadece zaman öldürebilirdik..
zamansa bizi ya öldürüyor ya da intihara sürüklüyordu..
ama yavaşca.

Saturday, June 12, 2010

ritüel.

bir gün bir yerlerde buluşup
'güveler ve kelebekler' den bahsedeceğimi söylesem
anlatsam sana yarım yamalak hatırladıklarımı
bugüne dair aklımda kalanları..
'ben bu filmi izlemiştim, biliyorum.'
dediğini söylesem.
..
buraya en başta yazılanları da silmiştim ya zamanında gerek de yokmuş aslında.
olayın dışından bakmak lazım dediğin gibi..
9-10 sene sonraki ben,
senin bir 9-10 sene önceki mantığına
yarılasa yolu..
9 üzerinden 10'luk bir gelişme olurdu herhalde.

Sunday, June 06, 2010

......................

yağmur yağıyor ya üstüme..
ıslanırsam  hasta da olmam şimdi..
ve içimden geri almak geçiyor
kışla, baharı..
biliyorum
mümkün değil şimdi..
ama olsun..
bildiğim tek şey,
en iyi istemeyi
becerebildiğim. 
sırf bunları dediğim için
şimdi yağmuru da benden bilecek ya
diğer ıslananlar..
olsun..
varsın
'herşey toprağın yüzünden oldu.'
desinler.

yağmur esnasındaki o meşhur koku.

Monday, May 31, 2010

bilebileceğim sonsuzluğun küçük bir kısmı yalnızca ..

' yüz yıl sürecek. ' dedi köpeklerin tanrısı.. ' evet, yüz yıl  ama büyük kısmında onu göremeyeceksin üstelik.. aç ve susuz kalacaksın.. ve ben  çağrılarına  kulaklarımı tıkayacağım işler umduğun gibi gitmediğinde ki garantisini verebilirim sana bunun, defalarca kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştıracaksın.. tamamıyla yalnız başına olacaksın, önceden her kimi tanıyorsan ve  gelecekte  tanıyacağın diğerlerine de ne olursa olsun senle konuşmamalarını söyleyeceğim.. -bu- bir kere başladıktan sonra başına geleceklerden  de sorumlu olmayacağım.. eski haline dönmen için hala geç değil, istediğin gerçekten bu mu? ' dedi köpeklerin tanrısı ..  duraksadı bir an alacağı cevabı biliyordu elbette köpeklerin tanrısı olduğu için .. yine de böyle olsun istemiyordu, aslında kötü bir tanrı mıyım ben diye düşündü.. ama kurallar tüm köpekler için çok açıktı ve kendi koyduğu kurallara en başta kendisi köpeklerin tanrısı olarak uymalıydı varlığını devam ettirebilmesi için .
' yüz yıl sürecek ama değil mi? ' diye sordu tanrısına gülümseyerek.. yüzü düşen köpeklerin tanrısı ' benim bile bilmediğim ne olabilir ki..' diyecekken sözünü kesti birden, çünkü  tam bu sırada biri uzaktan başka bir isimle seslendi.. bu daha çok bir fısıldamaydı dikkat kesildiğinde .  hava kapandı birden yağmur yağacak gibi oldu ama bulutlar hızlıca hareket edip izin verdiler yine güneşin açmasına.. tanrı sözüne kaldığı yerden devam edecekti ki, karşısında birden  olduğu yerde doğrulduğunu gördü iki ayağının üzerinde ve sesin geldiği yere doğru koşmasını izledi yeni bacaklarıyla, gitmesine izin vermekten başka seçeneği yoktu.. ' aptal köpek.. aptal çocuk ' dedi arkasından ama duyurmadı sesini ne ona ne de bir başka köpeğe..
bacakları  sayıca azken eskisi kadar hızlı değildi belki ama  kendi yarattığı rüzgarı delecek kadar hızlıydı yine de insanların,arabaların arasından korkusuzca fısıltının geldiği yere doğru ilerlerken.. ne olursa olsun gitmeliydi oraya bir gün.. belki  yüz yıl geçmesi gerekecekti.. bunu bilemezdi, öğrenmek de istemiyordu zaten.. koşmalıydı ve koşacaktı da.
..
zamanın başından beri insanlar için bir hastalıktı aşk, hatta delilikti.. ama köpekler için 'delilik  bile sıradandı'.  ve aşk zamanın başından beri bir parça köpeklikti.

Sunday, May 30, 2010

the reader, the stalker & other disasters.

..
ilk okuduğumda ne anlamıştım, şimdi okuduğumda ne hissettiriyor, farkı bilemiyorum.. bildiğim aslında bi bok bilmediğim  ya şu saat.. bunca zamandır, bilemiyorum yine de çok ahmakça ve adet olarak haddinden fazla yanlış değerlendirmelerim olmuştur.. kabullendim sadece.. ama bu kadar farkındalığın sonunda göz göre göre hala.. hayır, dışarıdan görünen sadece o.. görülmesi  istenen.. inanmıyorum hala olanların olduğuna, bu şekle gelmelerine.. hala .. 
ve bunca art niyetli düşünce..
ve de bu düşüncelerden biri olduğuma..
dişlerini her an göstermeye hazır bir şekilde..
hiç varolmamışcasına..
oturdum kıpırdamadan düşündüm her şeyi kapatıp..
bu olsa olsa kötülük dedim kendime ettiğim..
iyi bir şey olmaz mı hiç, kalmaz mı?
belki en başında böyle değildi diye düşünmüştüm ama bir önemi yok.. an-la-dım?
iyileştirebilmeyi düşünmem bile yeteri kadar salakça iken..
iyi biri değilim. iddaam yok artık..
olamam da çok fazla  vukuatım var geçmişte bir yerlerde..
kimi yarın öbür gün karşıma çıkmayı bekliyor bir yerlerde, kimi zaten bugünkü açmazlarımın sebeplerinden..
ben olan kısmını tamamıyle zaten siktir ettim uzunca zamandır..
suyun altında yüksek sesle bir şeyler söylemekten farksız ne olursa olsun seni dinlemeyecek birine..
hepsine alışmıştım farkında değildim belki ama koymuyordu işte dedim ya bi bok hissetmeme durumu, işte ondan.. ne ona ne bir başkasına..
farkettim bugün yine bir şeyler anlatmaya çalışırken buldum kendimi..
değer miydi?
soluksuz cevaplamıştım zamanında bir an bile düşünmeden.. 'elbette değer'
ama değmeyecektim..
yoktum çünkü.
olmamıştım. üzgün değilim.değildim. olmamalıydım.
susmak bir boka yaramıyorken.. zaman diyenin ağzına vururum..
kelimeler değersiz.. özellikle ağzımdan çıkanlar,çıkmak üzere olanlar.. başka bir yüzde başka dudaklardan çıksa belki.. ama bu yüzleşilmiş yüzden imkansız.. hiç şansı yok,umutsuz vaka..
bir karşılık beklemediğimi söylemiş miydim en başından?
yakıp yıkmaksa en kolayı, denenmemişi denemek ya bir yerde.. bir an için farlara kilitlenmiş geyiğe çeviriyor insanları.. ertesinde.. gerisi flu..
her şey istediğim için oldu.. olan istediğim değil.. gerçek dışı hatta büyülü çoğu aklımda kalmış sahne..
keşke istemeseydim. keşke istenmemek tek derdim olsaydı. keşke bu kadar istediğimi  'bu kadar' belirtmeseydim.. keşke bu kadar farkında olmasaydım neyle karşı karşıya olduğumun.. zaman gelseydi, zaman geçecekti zaten ağır ağır üstünden..
ama olmadı, kusursuz yıkım bu olsa gerek..
biri geldi.. önce sıkı sıkıya kapatılmış perdeleri tutuşturdu.. yetti zaten küçükce odaya..
ben kaldım, kurtarmaya da kimse gelmesin istedim, kimse gelmedi .
her yer yandı içinde olduğum odada.
galiba bunu tam da bugün farkettim.
birileri okur,
birileri dinler,
birileri bir şeyler bulur kendilerinde diğerlerinden farklı,
o birileri değerlidir
olmayı istediği yerde
olmasını istedikleriyle
güvendedirler,
korkmazlar
çünkü özgürdürler
gözlerini kapattıklarında
yataklarında huzurla.
evet sana diyorum.
gözlerini kapatmanı bekliyorum şuan.

Friday, May 28, 2010

dont du it king, she is dencırız.

deniz terliğin öteki tekini vermemekte ısrar ederse..

Wednesday, May 26, 2010

I can't help but smile back .

21-22-23-24-25..bunun adı eğirmek..
did i dream you dreamed about me?
were you here when i was full sail?

bir sürü soru cevapsız kaldı..birkaç bölüm olsa daha da sorulmayacaktı ya bitti ama.. sahi buranın amacı neydi?
en baştaki düşünce hep ilerideki bir zamandan geride kalan bugüne bakıp gülümseyecek olmaktı bir de.. ertelemek kolaydı o zaman bitmeyeni.
mutluymuşum baya bu kadar salağa bağlayabildiğime göre.kendime de ayırsaymışım birkaçını keşke.. fazlası zarardı. safi zarar. ama bu kadarı da az be. cidden az.

Thursday, May 20, 2010

deleted scenes of her majesty.

i think i finally understand what Kneller was trying to say. it only happens if it doesn't matter. it comes without effort. maybe Eugene's right. maybe i only get stuck on girls, i don't have a chance of being with. i am glad for Mikal, though. i hope she got her visa all straightened out. i mean, she did say she'd be right back. then again, Eugene's old wisdom is when a girl says that, she never does actually come back. so i don't know. go figure it out. é

Wednesday, May 19, 2010

sandbox .


...
ölesiye korkuyorum alıp götürülebilirim bir yerlere.. üstelik gece ve gündüz kafamın içindeki 'kadınadam' değil sahibi  bu sefer duyduklarımın.. bu dış dünyadan gelen.. bahçe duvarının üstünden ilk atlayışımda beni tartaklayan o soğuk gelen sesin olduğu yer.. dışarı çıktığımda kaçarcasına ne soğuk ne de sıcak vardı hissedebildiğim.. kuru  hava yüzüme çarpıyordu tek,  bir an durup kanı çekilmiş yüzümü inceledim yansımamda.. gözyaşı dökmeden ağlayabilir mi insan, becerdim sanırım ben bugün.. burnumun direğini sızlatana dek hem de.. odama girebildiğimde.. uzunca zamandır o aidiyet hissine uzak durduğum odama.. nasıl da birden her iz bana ait durmuş göründü..  bok gibi görünüyorumdur diye düşündüm,ama rahatsız etmedi hatta güzel biri karşıladı dışarıdaki halimin aksine.. inceledim yüzümü uzun uzun.. zamanı durduramasam da hayatı durdurmuştum oysaki ben.. asılı kalmıştı düşüncelerim.. elimi uzattığımda hissedebiliyordum. bu bana huzur veriyordu çünkü.. ne olursa olsun ait olmak.. ama şimdi ölesiye korkuyorum  beni götürücekler diye, ki kokusunu aldılar  korkumun.. aklıma düşen olumsuz ne varsa hep gözlerimin önünde gerçekleşir günü geldiğinde.. bundan korkacağımı tahmin ediyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.. ödleklikten değil, çünkü izin vermeyeceğim zaten beni götürmelerine bu kadar korkarken.. vermemeliyim.. koşabilir miyim yeteri kadar hızlı ya da yeteri kadar iyi saklanabilir miyim bu sefer.. bilmiyorum.
öylesine korkuyorum ki 'kadınadam' bile elimi bıraktı bugün.. 
'sana yardım edemem' dedi ..
...
mademki bu gece rüyama gireceksin yine ve yine,
bu sefer beni de alıp gitsen?
come and get me come and get me in my sleep.

evet -ki nin kullanımında bazı istisnalar var, fluoresanın sadece beyaz ışık verdiği yanılsamasının aksine..

Monday, May 17, 2010

theme from 109 days later(1).

..adamın teki işlemediğini düşündüğü bir suçtan kısa bir süre yattığı yarı açık cezaevinden nasıl oluyorsa apartopar  bir şekilde ismini vermeyen yüksekçe bir makamdan mahkemeye ulaşan bir  tebligatla gecenin kör bir vakti şartlı tahliye edilir. adam  bir elinde çuvala sokuşturulmuş eşyalarıyla diğer eliyle de kolundan  tutan  gardiyan tarafından yaka paça sürüklenirken aklına ranzasının altındaki günlüğü unuttuğu gelir.. gardiyan oralı olmaz okkalı bir küfür eder ve adamı kapıdan çıkartır  çıkarmaz cezaevinin önündeki çamur birkintisine doğru fırlatır.. 'bu iyi halin için' der.. adam doğrulur doğrulmasına ama günlüğünün yanısıra geçmişini de unuttuğunun farkına varır birdenbire atıştıran ahmakıslatan yağmurun hüneriyle.. eskiden sevmediğini anımsar yağmuru .. önce yüzü gerilir gibi olur, ardından çamurdan temizlemeye çalışırken ovuşturduğu gözleri sulanır bir iki damla.. yürümeye devam eder, daha önceden zaten hatırlamadığı yoldan bilmediği başka bir  sokağa sapar.. karşısında hırlayan birkaç sokak köpeği  görür.. hareket etmemeliyim derken kendine bir anda koşmaya başlar geriye doğru.. köpekler de  koşmaya başlar peşinden ve yetişmek üzeredirler de tahmin edileceği üzere.. adam  koşmaya devam eder  ve gözlerini kapar çaresizce.. aslında olmayan bir taşa takılır ve adamakıllı bir takla atar.. kafasını yere çarptığındaki ses çınlatır kulaklarını.. köpekler geçer gider adamın yanından.. bir an öldüğünü düşünür, buraya kadarmış der kendi kendine.. hatırlamadığı geçmişi bir film şeridi gibi geçmez haliyle gözlerinden.. 'sanırım  çok da büyük bir kayıp hissetmeyeceğim bundan sonra' der .. gülümser arkalarından baktığı uzaklaşan sokak köpeklerine, sebebi olsa olsa bu 'iyi hal'im diye devam eder kendi kendine .. 'benim peşimde değillerdi, demek ki yanlış bir şey yapmadım gerçekten.'.. yağmur durur.. etrafı bir is kokusu alır.. gardiyan adamın günlüğünü bulup yakmış,  artık adam içine ne yazdıysa tüm cezaevindekiler çıkan dumandan etkilenmişler.. cankurtaranlar cezaevini tahliye edilirken yaptıkları tüm aramalara rağmen gardiyanı bulamamışlar..
ertesi gün olduğunda insanlar birkaç sokak ileride etrafını köpeklerin sardığı bir adamın cesedini bulurlar.. uzun uğraşlardan sonra köpekleri uzaklaştırmaya başardıklarında adamın yüzünün tanınmaz bir halde olduğunu görürler.. yanındaki çuvala baktıklarında ise içinden çamurlu gardiyan üniformasından başka bir şey çıkmaz..
..
109 gün sonra ne bir gardiyan ne de yeni tahliye olmuş biriydim. ben, bendim işte.

Wednesday, May 12, 2010

il me semble que je serais toujours bien là où je ne suis pas *

put no limits on the words
..
simply to live, that is my plan
..
in a city that breaks us
..
i will say nothing
..
i can tell that the shadow likes you still
..
like the memory, my heart keeps remembering
..
simply to live, that was my plan
..
and i will say nothing .

her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır. öyle sanıyorum ki benim mutlu olacağım yer hep bulunmadığım yer olacaktır.. ya da daha açık söylemek gerekirse: bulunmadığım yer, kendim olduğum yerdir.

dinle, oku, yazama .
nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir ya * ..
terasa çıkıp güneşlenmek gibi ..
bi kere dikkatli bakmak yeterliyken maviliğe ,
gözlerini kapatır ve şenzloğa kilitlersin ya parmaklarını
gökyüzüne düşmek fikri korkutur seni
hani ne kadar düşeceğini bilememek ,
seni yavaşlatıcak, tutunabileceğin bir yer olmaması fikri
kesin canıma okur gibi ..
hani neredeyse tutup güzel bir şeyler yazacağım
uzandığım yerden ..
yaşam başka yerde olduğundan mıdır korkum
ya melekler düşerse yerçekiminin tersine diye ..
madem korkuyosun yüksekten bahsetme sen de ..
yaşam başka yerde olduğundandır elbet . 
belki renk almışımdır gibi
çok sıcaksa güneşin yakınları ..
yarın 30 derece gibi ..

Sunday, May 09, 2010

geçmiş zaman olur ki ..

keşfet , karış , kaybol .
e anlat , sonra ..
o değil de kelimeler azaldı
veyahut yazamadığım kadarıyla
hafiften sarpa sarıyorum ..
ne olacak ..
parmak ucunda yükseldi ,
baktım denizi görebiliyor
binaların arasından
dedim ne mutlu sana ..
güldü , değişti sandım
ben de yanıldım ..
bekledim , baktım yine kendi oldu ..
yanılmamışım, yine yanılttı beni .
yazamadığımdan değil ..
yoksa yazarım ,
o da biliyor saf/salak beni .
öp ? 

jospi .

sakladıklarımı görmene gerek yok jospi.
..
bazılarımız durdukları yerde öldüğünü söylüyor .
( dünya boktan , sen tamsın , kurduğun cümle eksik )
bazılarımızda eski yıpranmış bir hatırayı
korumak için apışıp kalmış bir çatı .
( sanki eline alsan , yapacaksın gibi .)
..
bu dünyada insan dediğin ikiye ayrılır jospi
bir : ayrılıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi
davranan medeniler ; bir : atlarına davranan
barbarlar . onlar atlarını çöle , topuğunu dikene sürerler .
..
bilesin , sultan sazlığı'ında boynu eğri bir kuşun
ince boynuna yediği kurşun gibi hainiz hepimiz .
şehirlerimizde bizim birbirimize verdiğimiz sözler jospi ,
ohooooooo ...
..
yalan dünya , pıtraklı memleket !
bu dünyada insan dediğin ikiye ayrılı jospi .

..

















bütün günüme bütün güneş düşse ne olur,
ne yazar üstümden bulut bütün yürüse
bir tutmuyor beni, ayrılıyorum ikiye.
..
sakladıklarımı görmene gerek yok jospi.


- jospi ; bir garip iguanoğlan .. ne işim var benim burada der gibi bakıyosun ya , ne diyim haklısın .
yanlış , çok yanlış . 

Friday, May 07, 2010

lion & lamb / cirit .

adından bile soğuk bir yer olur mu olurmuş , tüm kemiklerimi hissettim bunca zaman sonra
mayıstı güya üstelik .
şakası olmaz bazı yerlerin yavaş yavaş öğreniyorum ..
öğreniyor muyum cidden ?
denge problemi ezelden beri malum ,
arıza işaretinin yanmadığı zamanlar da zaten masalsı artık ..
dahilik değil aptallıkla delilik arasında bir çizgi var aslında
ortalamak gerekiyor mutlu olmak için , inanmalı .
..
ya deli ya da aptalsın ..
seç bir tarafı cevabı görmek istiyorsan ..
deli bir kuzu aptal bir aslana yeğ mi ?
..

















sözlerini de yazalım tam olsun
..
sana fena halde benziyor güzellik
ama aynaya bakma senden biraz çirkin
en uzak cebe saklanmış bir anahtar gibi
biraz geç de olsa açacak kapıyı sana
sözcükler hazır dudaklarımda
seni buldum arıyordum
kaybetmem bir daha
beni kendimden geçiriyor güzelliğin
ama sakın uyandırma uyusun kalbim
en uzak şehre yürürken çıplak ayaklarımla
gördüğüm her çiçeği topladım yolda
sözcükler hazır dudaklarımda
seni buldum arıyordum
kaybetmem bir daha

mücadele etmek yerine
akıştaki cisim olmak
gerçekler cidden benziyor
filmlere ,müziklere , yazılanlara ..
ama sadece benziyor ,
görmek istediklerini görenler
ekşitmek istemiyor yüzlerini ..
..
bu şarkıyı
tedavülden kaldırmanın 
zamanı geldi .
crt
sonsuzluğa
sonsuza kadar.

Wednesday, May 05, 2010

cedric der ki ..

hatırlaman için söylüyorum ..
bir kez daha ..
herhangi bir anlam ifade etmeyeceğini bilsen bile ,
kaçıncı defa olursa olsun ikinci el tezgahında görünenlere vurul hep ..
ama hep en temizlerini seç arasından ..
geleceğe yükle ki duygunu ,
duyumsa .. elinde tuttuğun ''bir başkasının geçmişi'' ..
bilmezken okudun sen ve dedin ,
''senden öncekilere ben ne bir duvar ne de bir mezarım'' ..
gelecekse senin için ,
sen okumayı sökmeden
mektup yazmak için eline kağıdı aldığın gün doğacak kız ya da erkek çocuğu ..
geç ama zor olmadan  ,
sen kabuğunu düşürmeden mesela ..
hatırla .

since we've been wrong
i've been part awake
since we've been wrong
you will never, ever know me
what took you so long?
i'm not sure either way
but my heart, it asks
just one more time
are you still a mess?


hadi bakalım tam da şu an bi işaret gönderdi gibi tanrı .

Sunday, May 02, 2010

Srpski Jezik .










А Лифе Лесс Ординари

Saturday, May 01, 2010

izinli .


tuhaf şekilde sakinim .  aklımdan çıkmıyor ama düşünmemeye çalışıyorum. çok kötü hissediyorum aslında ama gün boyu neşeli görünmeye çalıştım . hiç tanımadığım insanlarla muhabbet ettim. güzel bi kız var , bi ara bayıldı . ona üzüldüm . uyuduğum uykunun piç olmasından ve çok ağlamaktan kaynaklanan baş ağrısından kelli sersem gibiydim . ama dersi dinledim . sakindim . sabah metroda gözlerim doldu bi kaç kez . sanki insanlar bana acıyarak bakıyordu . ama ben kimseye bakmadım . boş boş etrafta göz gezdirdim . aslında kızlara söylemeyecektim ama  dayanamadım , anlattım . aslında pek bi ayrıntı kalmamıştı kafamda . anlatırken tekrar tekrar ne kadar saçma bi şeyin tam ortasında olduğumu fark ettim . anlayamıyorum . uğraşmıyorum da . ama sorguluyorum bol bol . nasıl 180 derece çark etti 1 günde , ben gerçekten söylediklerini düşündüklerini hak ediyor muyum , peki şimdi nolcak , dayanabilir miyim , unutabilir miyim , naparım , o napar , beni özler mi , özlüyor mu , o ne durumda acaba , o da benim kadar üzgün müdür/üzülmüş müdür ,  neyi bekliyorum , beklemek sonuç verir mi , arar mı ki falan bi dolu şey . dersten koptuğum anlardan birinde aklıma geldi de , madem “sorun” benim her şeyi anlatmam , hele de kötüysem dert yanmaktan çekinmememmiş ; demek ki bu kadar derinlik istemiyor . yüzeysel bi adammış da ben mi fark edememişim anlamaya çalışıyorum . bi yandan da düşünmeden duramıyorum . kullanıldım mı ? artık başka heyecanlar mı istiyor ? daha ne istiyor ? ihtiyacı olan-olmayan her şeyi verdim ben ona zaten . ama yetmemiş . ya da belki fazla mı gelmiş ? milyonlarca soru . cevabı bende olmayan sorular . onun cevabı var mı onu da bilemiyorum . kendisini sorguluyor mudur ? fedakarlıklarımın farkına varabiliyor mudur ?  yoksa sadece “kötü” şeyler mi aklında olanlar ? düşünüyor mudur ?  22 saat falan oldu . uyumuş mudur dün gece ? ben uyudum . hatta sızdım . çok ağladım . gözlerim ağrıdı . o kadar ki sabah kurbağa gibiydi gözlerim . balon olmuştu . yataktan kalktığım gibi kurbağa -ki gece attım yataktan- , kuzu ve ineği , onun axe deodorantını  toyiki poşetine tıktığım gibi kullanmadığım odaya attım . gözüme görünmesinler bi süre . aslında ortadan kaldırmam gereken çok şey var onu düşünmeyi engellemek için .  başta ben , bana dokundu . öptü , sarıldı ,  okşadı . kucağımda yatmayı çok severdi diye bacaklarımı kesmem gerek . ellerimi tutardı öperdi . ellerimi de koparayım en iyisi . saçımı okşardı , boynumu öpüp koklamayı çok severdi . kelleyi kesip atayım . dudaklarıma ne demeli ?   ölsün onlar ! zaten dudaksız yemek yiyemiceme göre kısa süre sonra ben de göçerim . peki değer mi ? bilmiyorum . o'na her şey değerdi benim gözümde . o kadar gözü karaydım yani .  ama bunu daha önce de yaşadım . 16-17 yaşındaydım . ilişki bittikten sonra o kadar bezgindim ki ilaç kullanmam gerekti düzelmem için . kendime güvenim taban yapmıştı , insanlardan korkuyordum , sosyal açıdan sıfıra inmiştim . kabahat bende . ben izin verdim beni o kadar yıpratmasına . o'na da verdim . ama mutlu da oldum . hem de çok . o yüzden izin verdim beni kırmasına . ama artık bilemiyorum . hala çılgınlar gibi seviyorum . onsuz nasıl yaşarım düşünemiyorum . çok kırıldım . o çok kızdığı sözlükte tam da önceki gün bi yazı okumuştum . bi insanı kavga etmeden tanıyamayacağınla ilgili . gerçekten kavga diyebileceğimiz ilk şeydi dün geceki . ve hiçbir şeyden çıkmıştı . bağırıp çağırmıştı . rahatlamış mıdır bana kinini kusunca ? sanmam. rahatlamasın da . içi içini kemirsin . uyuyamasın . beni özlesin . her baktığı şeyde beni görsün . gaipten sesimi duysun . hep huzursuz , hep diken üstünde olsun . çok üzülsün . dayanamasın . isterse geri dönmesin . ama hayatı beni özleyerek geçsin . bunlar ve kafamdaki daha bi ton şey . asla beddua değil , dilek . en az beni üzdüğü kadar üzülsün . kahrolsun . o da sevsin birini , o kız da o’nu üzsün .  benden daha çok hem de . ve o an , beni hatırlasın . bana naptığı kafasına tuğla gibi insin . ama o tuğla o'nu öldürmesin . iyice kafasına yerleştirsin beni . hiç çıkmamayım ordan . lanet gibi . tamamen aklımdan geçenleri  döküyor ellerim . tıpkı üzüntümün gözlerimden  döküldüğü gibi . ağlamadım yazının başından beri . kendimi tuttum . ama gözüm kulağım hep telefonda . belki arar ha ? belli mi olur ? anlar hatasını , beni aslında ne kadar çok sevdiğini falan söyler . dün gece demişti çünkü . seviyor . o da beni seviyor . eskisinden çok daha fazla . özür de istemiyorum aslında . dün gece hiç yaşanmamış olsun sadece . bi konuşsak . ama normalmiş gibi konuşsak . ayrılamam ben senden dese . gözümün şişi anında iner . musmutlu olurum . arkadaşlarımı ararım  anladı derim . hata yaptığını anladı . annemi ararım . bu kez mutluluktan ağlarım . o benden daha çok sevinir mutluluğuma . mutlu mutlu uyurum . artık normaldir herşey . o gece hiç olmamıştır . 10 mart 2009 tarihten silinmiştir . ama arar mı ? ne dersin sevgili bilgisayar ? o’nunla gidip aldığımız , almadan önce defalarca gezip bi şey beğenemediğimiz canım bilgisayarım ? aldıktan  sonra gidip karadeniz pidesi yemiştik . önce enfes turşu kavurması ve mısır ekmeği . biraz kıskanmıştı seni . çok güzeldin . o da isterdi seni ama parası yoktu . benim de yoktu ama gerekliydin . iyi ki o zaman alımışız dedik 1-2 ay sonra dolar yükseldiğinde . seni de mi kırayım a canım bilgisayar ? içindeki programları o kurdu . varlığının müsebbibi . mutluluğumun da mutsuzluğumun da mimarı . o pek çok şey .  o’nun için hiçbir şey olmaya dayanamam . o dememiş miydi “biz neyiz şimdi ? ben sana arkadaşım demek istemiyorum … tabi sen de istersen” ben de “tamam” demiştim . o zamandan boyun eğmişim . kabullenmişim o ne dese . iyi o zaman , arkadaş olmayalım. birbirimizin her şeyi olalım . olmadı , çok şeyi . kim kimi tamamen tamamlamış ki biz birbirimizin her şeyi olalım ? olamamışız da zaten . o bana çok şey oldu ama ben o’na ne oldum ? o'na ne oldu? ne oldu da böyle oldu . canım diyen ses bana nasıl oldu da bağırdı ? ben ne yaptım o kadar sinirlendirecek ? o kadar mı kötü bi insanım ? ya da kötü bi sevgili ?  hayır değilim . bunlar bana hakarettir . mükemmel değilim ama içimdeki kötülük herkesinki kadar . haketmiyordum . haketmiyorum . o da anlasa .  tüm gün elim telefondaydı . hatta bi ara öğretmen hattım çekmemiş de annem aramış diğerinden . o aradığında fotoğrafı görünür ekranda . dizime yatarken çektiğim çok güzel bi fotoğraf . ekranda sadece isim yazıyordu halbuki . yine de heyecanlandım . o sandım . değildi . zaten beklemek kabahat belki . önce bi siktir çekip cevap verdim . annemin sesi endişeli . merak etmiş tabi kadın . o kadar çok ağladım ki gecenin köründe korkar tabi kadın . ben uyudum , annem uyuyamamış beni düşünüp üzülmekten . anne yüreği . acaba diyorum annesine beni mi anlattı da 1.5 seneden sonra , kadın ters bi tepki verdi de mi böyle oldu ? yanıtsız sorulardan biri işte . annem arıyor 1-2 saatte bir . korkuyor . bana bi şey olmasından , eğer çok üzgünsem kendime bi şey yapmamdan korkuyor . korkmasın . iyiyim ben . bu durumdaki biri için süperim hatta . ama olur da bana bi şey olursa , tek suçlusu o’dur. osmandır . Yoldan geçerken araba çarpsa da , merdivenden ayağım kayıp düşsem de , maket bıçağıyla elimi kessem de suçludur . çünkü dalgınlığımın sebebedir . elleriyle boğmasına  kalbime bıçak saplamasına gerek yok . zaten taa istanbul’dan uzanıyor elleri . boğuluyorum . nefes yok . duman soluyorum . kalbim sızlıyor , bıçağa ne hacet . yaklaşık 23 saat oldu konuşma başlayalı . 1 saatten fazla konuştuk . o bağırdı aslında , konuşan bendim . ama insan bu kadar mı kibar kavga eder ya ? hayret yani .  o bağırma seansı bittikten sonra o kadar sakin , hatta ruhsuz bi konuşma . kavga demeye dilim de varmıyor aslında . söylenen bi şeyi anlamadığımızda “efendim” falan dedik ya . seviyomuş ya hala , saygı da sevgiden gelir . hala saygılı . şu an ne yapıyor acaba ? arayamam . aramam . beni mi düşünüyor ? günü nasıl geçti ki ? yemekte ne yedi ? yorgun mudur ? bu gece napcak ? yarın dersi kaçtaydı ki ? soramam ki . hep soru olarak kalır belki bu cümleler . cevapsız . bir sürü soru gibi . ama dün sorduğum sorulara cevap verdi . bazısı çok mantıksızdı aslında . anlayamadım . çetrefilli . “peki beni hala seviyo musun?” dedim “evet” dedi . sustum . sevinemedim . doğruyu mu söyledi yoksa vicdanını rahatlatacak o’na göre minik , bana göre dünyadaki en büyük yalanı mı söyledi ? cevapsız . vicdan muhasebesi muhabbetiyse ya da bi ihtimal beni (daha fazla) üzmemek  için yalan söylediyse , hala değer veriyor demektir . kim bilir …

en iyisi yazmayı bırakıp biraz ağlayayım . ama önce how i met your mother var . izleyim . belki açılırım . sonra bi de duş . arınıp çıkarım . onun koklamayı pek sevdiği saçlarımı kuruturum . belki uyurum .  yarın uzun olacak ..
unutmuşum . eskiden beni engellediği adresinde şu an “nil karaibrahimgil SEVİYORUM SEVMİYORUM” yazıyor . kavga (!) da böyle çıkmamış mıydı sahi ? kıllanıp aradım ve olaylar gelişti . düşündükçe yazarım . düşünmek istemiyorum .
hala facebooktan silmemiş . ilişki durumu da stabil . “complicated” . ben de onu seçtim dün gece . işler bu haldeyken hala ilişkideyim diyemezdim . kızlar geçicidir , 2 gün sonra aklı başına gelir de özür diler , zaman ver dediler . bakalım . zamana sıçayım .
bensizliğin nasıl olacağını merak ediyormuş . merakını gidersin bakalım . bensiz kalsın. mutlu olursa ömrü boyunca bensiz kalsın . sevgisiz , aşksız , mutsuz , umutsuz kalsın . kalakalsın .
aramıyorum . sabrediyorum . o dediği için değil . çağrımı redderse daha çok kırılmaktan korktuğum için . ya açarsa ? o zaman da tekrar ödün vermiş olurum . dün gece de dedim . ipleri senin eline vermişim hepten . ayrılmak da ayrılmamak da sana bağlı . ilişkinin gidişatı da  sana tabi . suç bende aslında . bizi bu hale ben getirdim . seni çok sevdim . biraz fazla sevdim . o da biliyor .
11.03.2009, ankara*


+onu  mu çıkarmış çıkara çıkara .. bakış açısı da önemli sanırım .

-kesinlikle zaten sanırım bu yazının önemini , anlamını tam anlamayacağından korktuğum için kendime sakladım onca zaman .
+olabiliyor ama gerçekten her şey açık olsun bir o anlamayabiliyor 
pekala .







*gerekli tüm izinler alınmıştır. 
 

Friday, April 30, 2010

ulan sen kimsin ?

her zaman uyarılmayabilirsin , bazen de uyarılmazsın .. bu istenmemenden değil , istememenden kaynaklı olabilir çoğu zaman iddaa ettiğinin aksine .. alfalar , betalar .. önceliğin yoksa ; demeyi zaten bilmediğinden o ''hayır'' ı diyemezsin , hazırlarsın kendini .. yetinenler .. yetenler .. vazgeçenler  .. farklı olmak zorundasın herkesten  ve en az onlar kadar iyi olmalısındır hep , yok daha iyi olmalısındır .. karşılaştırılmayı sevmezsin ama içine işlemiştir sonuçta en çok da istemediklerin .. en acımasızın yine sensindir . iyi giderken işler bozması kimi zaman fazlasıyla kolayken , sarpa sararken azami dikkat getirir devrilmemek için dersin kendine .. buna benziyor biraz dersin .. ehliyetinin olup olmaması asıl problem değil sonuçta hareket halinde bir aracın içindeyim .. içindeyim . sarfettiğim onca aptalca , gereksiz cümlenin de aklımda olması cabası .. 
- ulan sen kimsin ?
birkaç dakika sonra yol bitecek ve içmediğim sigaranın dumanı üstüme sinmiş olacak ver o zaman bir fırt çekiyim daha alıcağım darbenin şiddetini hesaplıcam zamanım yeterse ..
evet o kadar güçlü ki akranlarına göre .. biliyorum .
tamam da ne gerek var şimdi bunlara değil mi ?
bu kadarını bilmem gerekmiyordu ama yine de gördüm sonuçta , bir eksik bir fazla ..
ve güzellik önemli olmalı sonunda '' her şey bunun içindi .'' demek için ..
bulmak istenince bazen o kadar kolay ya ..
buldum , baktım , okudum biraz , sonra nasıl göründüğünü inceledim ..
- ulan sen kimsin ? (2)
yetenler istenmez , 
vazgeçenler beklenmez ,
yetinenler de istemez ..
buraya başka bir kelime bulmalı..
farksızlık artık tek farkımız söylendi ,
başka ..
öfkeyi akşam güneş batarken gezdir biraz , eve de ayakkabılarınla girme .
denerim .
ağız dolusu daha fazla hissederek bu sefer
- ulan sen kimsin ? (3)
son.

Thursday, April 29, 2010

kimsenin en sevilmeyeni ..

Ich bin zwischen zwei Welten geraten .
Doch habe ich nicht das gefunden was ich suchte .
Während ich glüklich war bei dir ,
überkam mich Traurigkeit wegen ihr .
Es ist unmöglich zwei Leben zu leben .
Zu oft habe ich das versucht .
Die Zeit kam und die Zeit ging .
Alles bleib beim Alten .
Zu viele Tränen .
Zu viel Blut habe ich vergossen ,
keinen Ausweg gefunden .
Während ich nach einem besseren Leben strebte ,
habe ich euch vergessen .
Alles brennt mir zwischen den Fingern .
Zwischen zwei Welten bin ich geraten .
Während ich glüklich war bei dir ,
überkam mich Traurigkeit wegen ihr .

.. olmak göt ister .
kaba gibi gelsek de ..
ne almanca ne de ben ..
değiliz .

Wednesday, April 28, 2010

blog .

 '' sana güvenmiyorum .''

Tuesday, April 27, 2010

time is nothing .

hayal edebilesin diye , 
zamanı geldiğinde hazırlıklı olmayasın diye , 
o zaman olacağı gibi olsun diye , 
daha fazlasını söyleyemeyeceğim . 
birbirimizi tekrar göreceğiz . 
o zamana kadar dolu dolu yaşa . 
çok güzel olan bu dünyada var olduğunu hisset ... 
hava karardi ve ben çok yorgunum . 
seni seviyorum , 
daima ... 
zamanın hiçbir önemi yok .






time stops .
[ ]

Sunday, April 25, 2010

what you seek is seeking you* .

' şu an ne çıkarsa ağzımdan saçmalayacağım '
dedi adamlardan biri ..
'susmak en zordur hep benim için
ama konuşamadığımı öğrendiğimden 
beri kolayına kaçıyorum bende ' ..
..
'' ben sadece yola çıkabiliyorum ''
dedi diğeri,
''kalabalığın arasına giriyorum 
hiç bir zaman onlardan biri olamayacağımı 
öğrendiğimden beri '' ..
..
*rumi.

Saturday, April 24, 2010

maybe i have a friend in the volcano .

 - daha önce size anlattığım her şey ...
... bir yalandı . esin falan umurumda değil .
ne istediğimi ifade etmek için doğru sözcüğü nasıl bilebilirim ?
istediğim şeyi gerçekte istemediğimi nasıl bilebilirim ..
ya da  istemediğim şeyi gerçekte istediğimi nasıl bilebilirim ?
bunlar anlaşılması zor şeyler .
onları adlandırdığımız an , anlamları kaybolur ...
... erir , çözülür , güneşte kalan bir denizanası gibi .
bilincim vejetaryenlik istiyor , dünyayı ikna etmek için .
ama bilinçaltım , bir parça kanlı et için çıldırıyor .
ne istiyorum ?


1979.

Wednesday, April 21, 2010

tuz kadar !

durdu.
çağırdı.
düşünmedi.
gitti.
kırpmadı.
yine
olsa
yine.
zaten
tam da
bu yüzden
o
o.

azalmayan bir şey , mutlaka çoğalır .

Saturday, April 17, 2010

mungan'a sorulmayacak soru .

uzun uzun yazmaya gerek yok
rahatsız etmeye de
nasıl olduğunu merak ediyorum
sadece .

herkesvebirkaçkişi'den.
sele kapilan her zaman birkaç kisi ...
kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan ...
kimi ayrılamaz karanlıktan ...

de ki ..
suyun içinde dibe çekiliyor gibi hissedeceksin
ilkin güzellikler siliniyor gibi hissettiriyor
güzel hiç bir şey kalmadı diyorsun
sonra
kendimi kandırdığıma inanamıyorum galiba
gelecek ..
daha sonrası bende bilmiyorum
henüz okumadım
bitmesin diye eski sayfaları
tekrar tekrar okuyorum
çevirmiyorum bir şekilde işte ..
evet yanlış farkındayım .

unuttum diyorsun bir gün .
anımsamak için
karanlıkta bir dua okuyorsun
kendine 
gülümsüyorsun .
'hoşgeldin.'

bugün ne yapmalıyım
daha da yaşanmaz yapmak için
pamuklar içindeki
ağrısız hayatımı ..
sağlığım var şükretmeliyim
tüm hastalıkları
uzun uzun
atlatıyorum .

herkes acı çekiyor yazılanlara bakılırsa
kimse birbirine acımıyor gördüğüm kadarıyla
kimse acısız yapamıyor anlaşıldığı üzere
ortak kanı ;
kimse kendine acımıyor yahu !
tanrım hepimiz acınacak haldeysek
yukarıdan gördüğün kadarıyla
acımız , kısa ve acısız olsun
amin o halde .

at - one - meant .

hangisini verebilirim sana?
gerçekliği mi , dürüstlüğü mü ..
sudan çıkmanı bekliyorum .

come back , come back to me .

'' insanlarin özgür iradesi yoktur . kötü veya iyi olmayi insanlar seçmez . bir insanin cennete veya cehenneme gideceği doğduğu an bellidir . ''
her şeyin bir açıklaması olurdu değil mi böylelikle .

yandığını görüyorum ,
yandığını gördüğüme yemin edebilirim istersen ..
buradan daha iyi göründüğüne
inanıyorum  ..
uzaktan kokusu burnumu yakıyor tuzun
yakına gelemem 
gelirsem gidememi bildiğimden ..
istenmeyi özledim belki ..
ama istemeye saplı tüm aklım ..
bilip bilmediğini bilmiyorum 
önemsemiyorum önemsenmeyi
artık ..
bir tek
arzulandığımda
üzüldüğümü düşünüyordum ..
ve artık arzuluyorum gece ve gündüz
uykuda ve rüyada ..
hatta senin düşündüğünü
senden bile fazla ..
artık üzüldüğümü biliyorum .
ve bir faydasının dokunmadığını da ..
benim görmediğim
bir rüya önce kabusa döndü
sonra gerçek oldu gözlerimin önünde ..
dürüst mü olmalıyım , gerçeğimi kabullenmeliyim
her nasılsa ..
her ikisinde de yokum ..
ben yazsam ve sonu farklı olsa 
beni katmadan ..
asla .
..
daha önceden yaşamadığımı bilmiyordum .
şimdi biliyorum .
hayatımı kurtadığın için sana hep minnettar kalacağım .
bana her şeyi gösterdiğin için .
varsa daha görmediğim göstereceğin için belki de .

bunu bugün gördüm ..
anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek
hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek
belki ruhum seni çılgınca severken ölecek
yine sensin beni bir lahza şifayab edecek

 s.p. a.j. için bestelemiş.
 ve gülümsedim kendi kendime ..
ama benimkisi delilikten .
"soyadlarımıza bakıldığında anlaşılır efendim. o koskoca bir kaynak, ben ise sadece bir pınarım"
bugün öyle bir güneş vardı ki ..
rengim değişti ,
altında .
seni çok özlüyorum her kimsen
her neredeysen 
her kiminleysen
.

Thursday, April 15, 2010

ich bin alice .

you know it's been on my mind
could you stand right here
look me straight in the eye
and say that it's over now

..........
hani seni delirtmeme ramak kala
geçen işte senle otururken
yanımızdaki elemanlara verip veriştirmiştin ..
durmuyorlar  kavga etmeden
yapabileceğin bir şey yok dedim ..
kimseyi bulamayıp yalnız başlarına kaldıklarında
kendilerine sarıyorlar ..
bizi ilgilendirmiyor
beni , seni .. siktir et
kafam güzeldi
sarhoş değildim ama psikolojisine
girmekten kendimi alamıyorum
bir an çok eğlenceli geliyor ister istemez ..
işte o yaptıklarımdan sorumlu değilim hissi ..
biraz vandallığa kaçıyor tepkilerim
bir de tam anlamıyla sarhoş olsam
kesin sağlam bir dayak yemiştik
benim yüzümden ..
ya da sahiden deli zannettiler de bulaşmak istemediler
ne yapsaydım aklıma getirdin
aklıma geldi
ve tekmeledim bende oracıkta
kamu malı değil ya ..
sonra eve gittik
içmeye devam ediyoruz
biraz ağladım kendime gelince
sen sızmıştın ..
seni görünce kaydım ben de
uyumuşum ..
rüyamda bile tartışıyoruz oysa
daha da doğrusu
o bir laf söylüyor
cevabı olmayan bir soru bana ..
ve çıkaramıyorum her nasılsa
belki her şeye sıkıcak bir şey buluyorum mantıklı mantıksız
ama yok olmuyor
uykumun hangi evresindeysem artık
bir süre toparlanamıyorum
sonuçta istemeye istemeye uyanıyorum
sabahın abuk bir saati
dönüp duruyorum
her gün aynı gün
ne yaparsam yapayım sonuçta tam bir günün ayrı ayrı kesitleri ..
her gün hayatının son günü gibi
sadece farkındasın
tabii yapabileceğin şeyler sınırlı
ben gibi değilsin
aklıma gelen her şeyi yapabilme
ehliyetim var
aklıma düşmesi yeterli senin aksine
yok kaybedecek bir şey olmaması durumu değil bu
izlediğimiz o elemanlardan farklı olarak ,
hep kazanabileceğim şeyler olduğuna inanıyorum ben
sadece bazen nasıl yapabileceğimi
unutuyorum ..

dün gece ..
karşılığını alamadığında nefret edemiyorsan işte bu o ..
bak dün gece de tam tersini söylüyordum işte böyle biriyim
her ikisinde de ciddi olan biri ..
bunu ben dedim .

yeah we pay our debt sometimes ..
yeah , hem de çok pis ..
sanırım kanser olucam .
diriye ölmek kolay .

Wednesday, April 14, 2010

consciousness is a terrible curse ..






















excessive consciousness is a disease.

Monday, April 12, 2010

closer , closer , closer .. thank you.
















now lets look closer ..


















- her şey bunun içindi ..
+ evet ..
- değdi mi ?
+ boşver , ben boy vericem.
- sığ.
..

yıllar sonra girilen bir sınavın ertesi günü
nisan ve 12 .

Sunday, April 11, 2010

centre.

ne yapabilirim.. hiç bir şey değil mi ? bir ara diliyordum, bencilce geldi hem de çok .. beni çıkardım içinden ben de dayanamayıp.. sonra üzüldüm kendime hiç olmadığı kadar , her rüyamda yerimi belli ettim ve yakalandım her seferinde ..  belki uyanmadım ama uyanamadım da kendi başıma ..
evet bir uyku var uyuduğum ama bana ait değil rüyası .. anlayamıyorum gerçekten anlayamıyorum .. daha doğrusu ayılamıyorum ..  biliyorum ,  yokum .. en çok sizin dilinizde ya bu kelime .. boşluk diyorsunuz ya siz .. bunun boşlukla bir alakası yok daha çok bir oyuk bu  .
aynada bakıyorum   kendime .. biraz daha zayıfım , devam ediyorum da oymaya bir taraftan .. saplantı değil mi bu .. saplanmak , batmak daha çok batmak .. sahilin tersine atıyorum kulaçlarımı ..  varoluşa .. ne çok severim bu kelimeyi .. hiç yaşamamışcasına sanki .. daha önce hissetmemişcesine .. bu vazgeçilecek ya da yarım bırakılabilecek bir şey değil , nefes almaya yakın ..  eğer kumsalda benim için bir şey yoksa.. bu kadar yorgunken yalnızlığa çıkmak.. benim yerimde olmayı düşünün her ne kadar önermesem de ..
evet merkezimde o .. uydusu değil .
tek başına .. inatçı olduğumu düşünürseniz bunun onla bir ilgisi yok ..
kanım çekiliyor benim anlatmam imkansız , bu gece daha bir başka üstelik  .. 
ve gülümseyerek karşılıyorum bu havaleyi , ne yapabilirim ki daha başka .. 
evet kusursuz bir şey boka sardı uzunca zaman önce ..
hatasız demedim .. başlı başına boktan üstelik ..
sakın diyor arkadaşım yüzüme baktığında , bilmeden en çok yaralayacak olanı dayıyor kulağıma ama ..
sen bilirsin diyorum .. eninde sonunda yapacağım bu ..
yapıcaklarımı öncesinden yazıyorum .. inanıp inanmamak sadece benim bileceğim bir iş..
yara .. ben kabuk diyeyim en iyisi .. daha samimi .. hani düşmüş olan ..
üzgünüm , gerekirse herkes bok yesin ama bu kadar acıtan bir şey yok , hoyratlıksa iddaanız ..
biliyorum kıyaslayacaksanız çünkü .
evet merkezimde , göğsümün altında ..
beslediğim bir ağrı evdekilerden habersiz ..
farklı kokuyor  üstüm başım . 
aşağılık geliyor belki evet ama ayaklarımın altı sizin bastığınız yer değil bu gece ..
müzik hep vardı ondan değil bizden önce de vardı sonra da olacak tabii ki
herşeyi bağlamamalı lütfen ..
ne kadar benzese de mizansenler .
kolaya kaçmayalım .
pornopop ..  her biri değişik kokan tüylü organlarımız ve yakınlarında dahil etmeyi ihmal etmediğimiz kalbimiz , düzensiz atışlarıyla sürekli uykularımızı ısrarla piç eden et parçası .. imkanım olsa duvarına fırlatırdım düşünmeden . evet , bu kadar ucuz aslında .

Saturday, April 10, 2010

talk show host.

 1.
düşünsene
bunu geçirebilecek bir ilacın var mı ki senin?
baş ağrısıyla uyanıp ayılamayan
oğlanlar için ertesi gün hapını icat ettin sen
ve aslında saklıyor musun bunu onlardan ?
bir kadın için ..
duy da inanma.
sadece yukarı ve aşağı gidip geliyorsun
kafamın içinde ..

2.
şimdi hiç biri diğerine uymuyor bak ,
bu sefer en güzel oyuncağını
kurcaladın , bozdun ve
sonunda kırıldı elinde bu da ..
ve bir sürü parçasıyla ayaklarının dibinde
şimdi ne yapacaksın?
bu senin kalbin .

3.
yazılanları okumuştum
dünün gazetesinde..
şimdi de senden nefret ettiğimi düşünüyorum ,
mutlu olmayı beceremediğin için.

4.
birileri alıp götürecek sanki seni
gecenin bir vakti ..
sorun değil diyorsun yine de

tek istediğin kendin gibi olman .
belki bu gece?
sanmıyorum ama
hazırsın yani bu kadar..

..
i'm ready
i'm ready, i'm ready, i'm ready..

Thursday, April 08, 2010

i pass satellites.

you're so bitter,
your complaint.

Wednesday, April 07, 2010

blank page..

.. is all the rage zaten ama..
durmaz devam edersin..
zaten hiç laf dinlememişsindir..
bazen iyi olmuştur sonuçlar
iyi ki de dersin,
bazen facialara yol açmışsındır
ahh dersin..
vardığın son'uçlar'
hesaplayamayacağından değil
hesaplamadığından yüzleştiklerindir hep..
'böyle' olması gerekiyordur belki de
dersin..
mutsuz musun, üzgün müsün
diye sorarsın kendini sık sık karşına alıp,
bir cevap almak istersin
ve bunca zaman sonra
duymak istemezsin 'bilmiyorum'u..
bilirsin kendi içindeki cevaplardan başka
şeylere inanmazsın 
'doğru'  olsalar bile ..
zamanın birinde hırlarsın hayaletlere
zamanın birinde hayaletlere inanmaya başlarsın..
büyümek böyle bir şey galiba dersin..
.
..
...
sanırım yetişemedim şarkılara,
filmlere,
ve yazılanlara
her bir köşebaşı tutulmuş
görünüyordu daha kalsam ne farkederdi?
belki çok, belki az..
yapılanlar değil yapılmayanlar önemli olmalı artık
bunca zaman sonra..
üzgün müyüm, mutsuz muyum sence?
cevabım..
yine tam benlik şimdi yazmaya kalkıştığımda.
hep yağmur yağsın istiyorum..
perdeler sıkı sıkıya kapalı
olsun mümkünse..
gülümseyeyim bazen,
bazen burnumu çekiyim sessizce..
..
en çok..
en çok içimde bu bastıramadığım
geç kalmışlık hissiyle
yatağında yarı ölü uzanıyorum..
özür dilerim 'yatağımda' uzanıyorum.
verecek bir cevabım
olmadığını biliyorsun.
..
yağmur durduysa
belki başlar yine birazdan..
başlarsa
yalınayak
kumsala kadar
koşabilirim
senin için..
bir nedenim yok,
yapabilirim sadece
bilmeni
istedim
..
.
.

take a day plant some trees
may they shade you from me
may your children play beneath


















novadore.

Sunday, April 04, 2010

ek kontenjan.

kırık kalpler kontenjanını tamamen doldurduklarından..
onlar ve acıları. onlar ve kırılganlıkları. 
onlar ve sırları. 
onlar ve kırık kalpleri. 
onlar ve onlar. 
...
siz, 
cam fanuslarının önünde tepinmektesinizdir.
p.m.
----------------------------------------------------------------


sesin kısıldığında
kalın ama dipten çıkıyor..
bu halde
sonuna kadar gelmeden de
anlamını yitiriyor zaten
diyeceklerin karşındakine..
en son denemende
zorluyorsun bir de
çatlıyor güzelcene,
sonra gelip
çocuğun biri
konuşuyor senin
yerine
bir kaç gün..
geçiyor.

Friday, April 02, 2010

[son defa] edit.

14 yaşın heyecanı vardı dün
rüya'm gerçek oldu
hatta konuştum her biriyle dokundum gerçekliklerine
an'ı hissettim..
tek başımaydım, olması gerektiği gibi, 14 yaşımdaki gibi.
sadece müzik değil bu,
14 yaşında henüz varlığından habersiz olduğun
'tutkularınla' tanışmak..
ve olması gerektiği gibi de oldu..bilemiyorum
14 sene önce şu an olduğum kişi olmayı ister miydim bilemiyorum..
renkler değişti, evet hem de defalarca
ama tutku hep aynı kaldı içimde..
son defa?
kim bilebilir ki.

yabancım..
çerezi paylaşalım dedim bu bana fazla gelir mundar edeceğim yoksa
midye söyledim eksik olma dedi
o daha iyiymiş dedim
geldi yanıma yer açtım  tanımadığıma
benzettim ama sanki birine
ismimi söylemedim o da sormadı zaten 
şerefe dedik extra'mla premium tokuştu..
ses yok ama var bir şeyler belli bir iki havadan sudan cümleden sonra
kim ilk açtı bilmiyorum muhabbeti ama
muhtemelen 'içiyorsun, derdin benden büyüktür' benzeri bir şey dedim
tek bir nefeste.. yaşımı sordu
yaşıtımdı..
'insan derdi en iyi  yabancıya anlatır' dedi sonra
'niye senin derdin benimkinden küçük olsun ki istersen dinlerim' dedi..
'o kadar zaman oldu ki boşver' dedim sonunda - anlatacak bir şeyim yok..
baktı benden ses yok
üstelemedi ama kafasını geri çevirdi benden yana
anlattı
kızımı düşünüyorum dedi..
ismini sordum miray dedi
hem güneş, hem ay gibi, parlak.. çok güzel dedim, allah bağışlasın
kaç yaşında dedim

20 günlük dedi
ama erken doğdu kuvözde şuan..
yüzüm yanmaya başladı çünkü
hani derler ya herkesin derdi kendine büyük
ben kendi kendime sallanırken kabuğumda,
sesini duydum içimdeki çıtırtının
..
..
solunum cihazına bağlı
belki yaşamayacak olan parçasına ağlayamıyordu bile
-gerçek erkekler ağlamıyordu, evet..
mucizesini kaybedecekti bir kabullenme vardı hatta
sabrediyordu, ağlamıyordu..
senin yerinde olmak isterdim dedi anlatmazken kendimi..
ben anlatamadım yine neyi anlatabilirim ki
hangi yüzle?
kavrukluğun kokusunu aldım mı yanımda
doğrucana susuyorum bir süredir bugünlerde..
ağzımdan çıkamadı yine bir tam cümle..
artık biliyorum, kesinlikle yanacağım ama benim yanacağım yer bu dünyada değil..
sabretmek de beceremediğim tek şey galiba 
birden döküldüm
'sen ağlamıyorsun bari ben ağlayayım' dedim o zaman..
gülümsedi bana..
burnum sızladı.. çok geçmeden.. geldiler bir bir
nisanın ilk gecesinde yanaklarımdan aşağı atladılar
ve oradan  denize ayaklarımın ucundan..
usul usul..
kızdım bir yerlerde bir şeylere
en çok kendime kızdım..
küfrettim kendime..
rahatla dedi değmez hiç bir şey için
her şey bir sınav
doğru bir insanım demek ki sınanıyorum bu hayatta
isyan etmek en kolayı ama söylesene eline geçen ne sonunda..
oturduğum yakaya baktım yağmur yağıyordu sanırım
bir kaç şimşek saydım..
bunu bana söyleyen kaçıncı kişiydi..
evi uzaktaydı oturacaktı biraz daha telefonu çaldı ifadesi biraz belirsizleşti
ben kaçıyorum dedim ben de yolcuyum dedi kalktık beraber
kendine iyi bak her neyse dert etme dedi
geçmişe değil geleceğe dön yüzünü
değiştiremezsin artık ne yaşadıysan
değmez hiç bir şeye
gülümsedi gitti..
o geçite saptı ben yokuşu tırmanmaya..


kulağımda müzikle
yukarı yürürken sallanıyordum saymayı bırakıcak kadar içmiş bulunmuştum 
farkında olmadan..
ama algım olabildiğine açık..
alkolün boşluğuna ihtiyaç duymamam bundan sanırım..
hissetmek için yardımcı gereçler gerekmiyor çoğu zaman..
kabul piskopatlık da var serde az biraz..
ama ağırlaşmak istedim kendimi sakinleştiremiyorum çünkü
çok güçlü hissediyorum bu farkındalıkla
bir bok değilim ki oysa ben..
nokta olmanın dayanılmaz çekiciliğini düşündüm bu 2 yakalı koca şehirde..
cidden büyük geldi..
ben değilim.
bir şeyler daha olmuştur mutlaka o saatlerde bir yerlerde hissettim..
müzik, 14 yaş diyordum hani.. hepsi aklımda hani diyorum ki üstüne
dünyanın en şanslı insanıyım herhalde bu aptallığımla..
ve aynı ben en mutlusuyum bunca mutsuzluğuma rağmen..
mutluyum kendimi kandırmıyorum..
ve mutsuzum aynı zamanda nasıl bilmiyorum tiksinmiyorum kendimden..
gülümsemeliyim dedim kendime..
gülümserken dudağımın yarık olan yanı seğirdi caddeye vardığımda..

asıl mutluluk resim, onu elde tutmak değil.. kendime sahibim.
çünkü kendimi de kandırdım en başından.
bak şimdi. buraya bi gülümseme gelecek.
mundar ettim yazıyı. ama evet güzeldi 01-02 nisan aralığı
özetlen..
soundcheckte ki muhabbet, muhteşem almancam, rıhtımdaki ağlak ben
ardından gelmiş geçmiş en zevk aldığım konser..
herşey ama herşey
-olması gerektiği gibi-
mükemmeldi.
bir yanlışlık olmalı mutlaka ya da cidden bir şeyleri değiştirdim kendimde..
bu sefer doğru yaptım..
döndük tek parça gecenin kör vakti yakamıza ağırlaşmış kafamla..
nasıldı dedi kardeşim
iyidi yahu işte dedim.. gelseydin sende..
ama yalnızdım..
iyiki de yalnızım..
iyiki de böyleyim..
mutlu ya da mutsuzluktan değilim hissetmeyi seviyorum..
her gün bir sınav benim için..
erken doğmadım belki ama yaşamam mucize gibi geliyor şimdi düşündüğümde..
1 bana 1001 de bana..
Free Hit Counter